İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

30 Mart 2016 Çarşamba

KURAN'I ANLAMAK VE YAŞAMAK


18.06.2015 00:02

Necdet Bayraktaroğlu / AYDIN 24 HABER


 Kâinatı,  gökleri ve yeri, bu ikisi arasındakileri anlamlı ve amaçlı yaratan yüce Allah, insanı da misafir olarak dünyaya göndermiştir.

Maddi ve manevi birçok nimetler sunduğu insana da Yüce Yaratıcı iman etmek, ibadet etmek,  itaat etmek ve onun gösterdiği yolda yürümek sorumluluğunu da yüklemiştir.
Ona iman etmenin, ibadet etmenin yollarının nasıl olacağını gösteren vasıta olarak da kitaplar göndermiştir. Bu kitaplar içinde en son gönderilen ve kıyamete kadarda devam edecek olan kutsal kitabımız Kuranı Kerimdir.

Kuranımız, Peygamberimize 23 yıllık peygamberlik süresince, muhtelif vesilelerle Yüce Rab katından, Cebrail aracılığıyla indirilen son ilahi kitaptır.

114 sure ve 6666 (6236) ayetten meydana gelmekte,  kelime olarak okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.

Furkan, zikir, hüküm, hikmet, şifa, beyan, nimet, burhan, hak, nur gibi isimleri de vardır. En çok kullanılan ise, Kuran’ı Kerim ve Kitaptır.

Dört büyük kitaptan Zebur ve Tevrat Yahudilere, İncil Hıristiyanlara gönderilirken, Kuran’ı Kerim de özde Müslümanlara, genelde ise, tüm insanlığa gönderilmiştir.

Hz. Ebubekir devrinde mushaf haline getirilerek muhafaza altına alınmış, Hz. Osman zamanında çoğaltılarak İslam memleketlerine gönderilmiş, lafzı ve hattı ile koruma altına alınmıştır.

Zaten Kuran, Hicr Suresi 9 Ayetinde ilahi koruma altında olduğunu belirtmektedir. “Doğrusu Kitab’ı biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz” demektedir.

Kuran, insanların bir benzerini ortaya koyamayacakları, lafzı ve ruhu ile çok mana anlatan mucize beyandır.

İsra Suresi 88 Ayette İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki yine de bir benzerini ortaya koyamazlar. demektedir.

Kuran’ımız ayrıca inananlara bir hidayet rehberidir. 

Al-i İmran Suresi 138. Ayetinde Bu kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara hidayet ve öğüttür” denilmektedir.

Aynı zamanda Yunus Suresi 57. Ayetinde ise Kuran’ı Kerimin dört özelliği belirtilmektedir. Bunlar Yüce Rabbimizden öğüt, kalplere bir şifa, inanlara bir rehber ve herkes için rahmet. 
“Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana bir şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir”  diye bahsetmektedir.

Kuran ayrıca insanlığa bir nurdur.

Maide Suresi 15 Ayetinde “Doğrusu size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir”  denilmektedir. 

Kuran’ımızın Yüce Allah katından indirilişinde ki hikmet ve maksat,  birincisi ilahi mesajlarının anlaşılması, ikincisi yaşanmasıdır.

Müslümanlar, Kuran’ı Kerimi okumak, anlamak ve yaşamakla emrolunmuştur.
Kuranımızın ilk emri okudur.
İnandığı ve hayat nizamı edineceği Kuran’ı devamlı okumalıdır.
Kişi hem kendisi okumalı, ailesine, yakınlarına ve çevresine okunmasını sağlamalıdır.

Kuran okumaktan maksat O’nu anlamak, anladıktan sonra onun hükümleri ile amel etmek ve O’nun gösterdiği yoldan yürümektir.

Yüce Allah Kuran’ın Sad Suresi 29 Ayetinde “Bu Kuran, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır”, 

İsra Suresi 155 Ayetinde ise Şüphesiz ki bu Kuran, en doru yola iletir. İyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler demektedir.

Peygamber Efendimizde Yüce Allah’ın bu mucize Kitabı ile kalpleri fethetti, gönülleri nurlandırdı, insanlığı O’nunla hidayete erdirdi.

Hz peygamberimiz “Sizin en hayırlınız. Kuran’ı öğrenenleriniz ve öğretenleriniz” demektedir.

Kuran’ı Kerimde Rabbimizin muhatabı insanlardır. Allah bize değer vermekte, Kuran’ında bize seslenmektedir.

 Kuran’a değer verenler, inananlar samimi kullardır. O’nu okumak, anlamak, dinlemek ve hayatımızda amel etmek ve yaşamak bir ibadettir. 

Abdestli okumak ise, daha da bir faydalıdır ve sevaptır. 
Her gün kıldığımız namazlarımızda Kuran okuyoruz, onunla iç içe yaşıyoruz. Namazda Kuran okumak namazın farzlarındandır.

Ancak Kuran’a iman O’nu yaşamakla olur. O’nu okumalı, anlamalı ve O’na göre yaşamalıyız.

Peygamberimiz Kuran’a göre hayatımızı yaşamamız konusunda :“Kuran’a sarılınız. O’nu hayat rehberi tanıyınız. Çünkü O, Allah’ın kelamıdır” demektedir.

Kuran, Yaratan ile insanlar arasında bir köprüdür ve O’na ulaşma aracıdır. İnsanların Rablerine giden doğru yolu bulabilmeleri için nasihattir, yol gösterici büyük bir haberdir.

Kuran’ı okuyan ve onunla amel eden kişinin anne ve babası da fayda görecektir. 
Bu konuda Peygamber Efendimiz : “Kim Kuran’ı Kerim okur ve onunla amel ederse, kıyamet gününde ana ve babasına, güneşin ışığı gibi parlak nurdan bir taç ve eşi olmayan iki hülle giydirilir”  demektedir. (Kuran’ı okuyup anlayan ve onunla amel eden salih / iyi  bir evlat yetiştirdikleri için olsa gerek – MKA)

Başka bir Hadisi Şerifte ise “Kulları Allah’a en fazla yaklaştıran şey, O’nun kelamı Kuran’ı Kerimdir” denilmektedir.


Peygamber Efendimiz veda hutbesinde “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sıkı sıkıya sarılırsanız hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayacaksınız. Bunlar; Kuran ve sünnetimdir” demiştir.

Hayatımız Kuran ile anlam kazanır. Dünya ve ahret saadetine ancak O’nunla ulaşabiliriz. Bu nedenle O’nun kıymetini ve hikmetini bilmeliyiz, anlamalıyız ve yaşamalıyız.

Hayatımıza Kuran’ı nasıl yerleştirmeliyiz. Kuran’ı Kerimi Arapça mı, yoksa Türkçe mealinden mi okumalıyız. 

Her iki şekilde de okuyalım.

Ancak Kuran, sadece sevap kazanmak, ya da hatim indirmek için Arapça okunacak bir metin değildir.

Kuran’ı anlamak için, Türkçesini, mealini, tercümesini, tefsirini ve açıklamalarını okumak ve hakkını vermek lazım.

Yüce Rabbimiz Kuran’ı anlaşılmak ve amel edilmek üzere göndermiştir. O’nu okumakta ki ana gaye, onu anlamaktır.

Huşu ile okumalı, anlamalı ve bize olan hitabını, rahmet yüklü mesajlarını, emir ve buyruklarını kavrayarak hayatımıza uygulamalıyız
.
Anlamadığımız Arapça yazıları tekrar edip durarak Kuran okumuş olmayız.

Peygamber Efendimize ilk gelen ayet “İKRA” yani “OKU” diye başlar ve bu  “ANLA”  demektir. Bu aynı zamanda “ÖĞREN, BELLE”, hatta “BAŞKALARINA BUNU AKTAR”, “BAŞKALARINI HAKİKATE ÇAĞIR demektir.

 Kuran okumada üç temel esas vardır. Kuran’ı kıraat etmek, tilavet etme ve tertil ile okumak.  Bu üçü de Kuran’ı anlamayı içerir.

Ramazan ve kandil günlerinde veya başka günlerde sevap alayım diye Kuran’ı gözle okumak, dilimizle seslendirmek bu okuduklarımızın ifade ettiği manada “kıraat etmek”, “tilavet etmek” ve “tertil “ üzere okumak değildir.

Bu faydasız mıdır?, Elbette değildir. Anlamadan Arapçasından okumak güzeldir ve sevaptır.(?MKA) Yüce Rabbimizin kelamını okuduğumuzun farkında oluruz.

Ancak anlamadığımız için hayatımıza uygulamamız için bize olan mesajlarını, emir ve buyruklarını öğrenemeyiz.

Çünkü kişinin anlaması lazım, anlarsa okumuş olur.

İnsan ben iyi okudum, anladım, kavradım diyor, anladıkları ile amel etmiyor, değerlerini yaşamıyorsa, bu okumanın da bir anlamı ve faydası yoktur.

Kuran’ı Kerim okunacak, anlaşılacak ve yaşanacaktır. Zira bu amaçla Müslümanlara, inananlara ve bütün insanlığa gönderildi.

Kuran’ı Kerimi okumanın fazilet ve kıymeti, sırrı ayetlerinde saklıdır.  

Peygamber Efendimiz bu konuda çok önemli tavsiyesi vardır“Sizin anlayarak okuyacağınız Bakara Suresi, anlamadan okuyacağınız şu kadar hatimden daha sevaptır, daha faziletlidir demektedir.

Anlamasan da oku sevaptır anlayışı, büyük bir vebaldir. (Evet vebaldir yani günahtır. Çünkü bu anlayış, anlamak amaçlı ana dilde yapılacak bir okuma zamanını israf etmektir ki  “Allah israf edenleri sevmez. 6/141” MKA)

Kuran’ı okuyacağız, çok iyi öğreneceğiz, anlayacağız ve bildiklerimizi de, daha sonra hayatımıza uygulamaya dönüştüreceğiz. 

Amel etmek, uygulamak niyeti ile Kuran okumalıyız.

Kuran’ı Kerimde “Dedikodu yapmayın, gıybet etmeyin, yalan söylemeyin, iftirada bulunmayın, haramdan ve hilekârlıktan kaçının, hasetlik etmeyin, kin ve husumet beslemeyin, haksızlık etmeyin, sabırlı, hoşgörülü, merhametli ve kanaatli olun, sevin, iyilik edin, gönül alın, fedakâr olun gibi ayetlerde bunları okuyup sonrada yaşantımızda yerine getirmez isek, o zaman vebal ve günahını yaşamış olur, okuduğumuzun da bir önemi kalmamış olur.

Oysa Kuran’ımız anlaşılmayı ve yaşanmayı bekliyor. Tüm insanlığı hak ve hakikate çağırmaktadır. İnsanlığı okumaya, düşünmeye ve aklıselim ile hareket ederek doğru olanı bilmeye ve benimsemeye, inanmaya davet ediyor.

Türk ve İslam kültüründe Kuran’ı Kerime çok değer verilir ve saygı gösterilir, evlerin başköşesinde yer verilir. Ancak bu değeri şekilde bırakırsak bir kıymeti olmaz. İşlemeli, kanaviçeli süslü bez ve muhafazalar içinde duvara asarak, kütüphanemizin veya dolabımızın en güzel yerine koyarak okumamızı engellersek, bu O’na saygı olmaz. Toplumumuzda genelde anlayış bu olup, saygı şekle dönüşmüştür.

İnsanı yücelten ve hayatı anlamlı kılan Kuran’ımızla, sadece duygu ve sevap yönü ile değil, bilgi ve amel yönü ile irtibat kurmamız lazımdır. 

İnanç değerlerimizin korunması açısından çok önemlidir.

Bu konuda Temel fıkrası anlatılır. Temel para kazanmış ve kimse kendisinden borç para istemesin veya çalınmasın diye kazandığı parayı bir yere saklamış ve “Ben oni öyle bir yere sakladum ki, hırsız girse bile bulamaz” demiş. Peki parayı nereye sakladın diye sorduklarında; “Kuran mushasına sakladım. Çünkü insanlar hiç O’na dokunmayi” demiş.

Kuran’ı Kerimi okuyup anlamadığımız ve hükümlerini hayatımıza uygulamadığımız için, Peygamber Efendimiz kıyamet gününde, Kuran’ımızın Furkan Suresi 30 Ayette buyurulduğu üzere “Ey Rabbim, ümmetim bu Kuran’ı bir kenara itip bıraktılar” diye şikâyette bulunacak. Bu nedenle O’na alakalı olur, içini açar okur, hayat verici hükümlerini yaşantımıza aktarırsak, o zaman saygılı olmuş oluruz.

Mevlana Hazretleri bu geçeği Mesnevisinde çok güzel dile getirmektedir:

Kuran, Peygamberlerin kıssaları ve halleri
 Peygamberler de Hak denizinin balıklarıdır.
Kabul etki sadece okumak Kuran değildir
 Nebi ve velileri sadece görmek fayda sağlamaz.

Milli şairimiz Mehmet Akif de, bu konu ile ilgili olarak şöyle demektedir:

Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına
 Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin
 Nu mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

İnsanlarımızın Kuran’ı Kerimle nasıl buluştuğu, okumasını ne şekilde yaptığı, meali ile okuma oranı gibi konularda kamuoyu anketi yapıldı ve çok şaşırtıcı bilgiler ortaya çıktı.

Diyanet İşleri başkanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu ve Anar kamuoyu araştırma şirketinin yaptığı araştırmada, araştırmaya katılanların yüzde 92.6 sı, dinin hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu, yüzde 94 ünün evinde Kuran’ı Kerim bulunduğu, Kuran’ı Arapçasından okumayı bilenlerin oranı yüzde 41.9, bilmeyen kişi oranı yüzde 57 dir. Eğitim seviyesi yükseldikçe Arapça okuma oranı daha da düşmektedir. Kuran’ı okuyanların yüzde 72.9 u Arapçasının çocukluk çağı olan 5-14 yaş arasında öğrenmektedir.

Araştırmaya katılanların yüzde 70 e yakını kısmen de olsa Kuran meali ile okuduklarını, yüzde 24 ü Türkçe mealin tamamını okuduğu, yüzde 76 sının da okumadığı tespit edilmiştir. Meal okuyanların yüzde 67 si Kuran’ı daha iyi anlamak için okuduğunu belirtmiştir.

Araştırmada sorulan “Kuran’ı Kerim mealini ne zaman okursunuz?” sorusuna yüzde 52.8 i fırsat buldukça, yüzde 25 i çok seyrek okurum, yüzde 17.9 u mübarek gecelerde derken, sadece yüzde 4.9 u düzenli okuduğunu beyan etmiştir. Demek ki ülkemizde Kuran’ı meali ile devamlı ve düzenli okuyanları oranı yüzde 5 civarında bulunmaktadır.

Üzülerek belirtmek gerekir ki bugün, Kuran’ımızın enerjisinden, özünden, anlamından uzak, üstün hikmet ve maksadını anlamayan ve hayatlarında ve yönetimlerinde yaşamayan ve uygulamayan Müslüman ülkeler ve bu ülkelerde ki insanlar, kin, husumet, anarşi, çatışma ve düşmanlık içindedir ve de geri kalmışlardır.

Diyanet İşleri Başkanlığının bilgisi dâhilinde bir sivil toplum örgütü tarafından yaptırılan araştırma sonuçlarının kendilerini ürküttüğünü ifade eden Prof. Dr. Mehmet Görmez bu anket konusunda “22 bin kişi üzerinde yapılan araştırma da, yüzde 20 lik bir kesimin Kuran’ı Kerimi hayatta eline almadığı, yüzde 60 ının Kuranı eline aldığı ancak yüzüne okuyamadığı ve yüzde 40 lık kesimin de Kuran’ı yüzüne okuyabildiği ve yüzde 80 lik bir kesimin ise yüzüne okuduğu Kuran’ın manasını bilmediği sonucu bizleri ürküttü. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, ülkemizde yaşayan her Müslüman’ın mutlaka Kuran’ı Kerimi bilmesini isteriz. Ancak, yüzde 20 lik bir kesimin Kuran’ı hiç eline almamış olması bizleri çok üzdü. Tüm Kuran kurslarımızda okunan Kuran’ın mutlaka mealinin okunmasını istiyoruz ki insanlarımız okunan Kuran’ın anlamını bilsinler  demiştir.

Hayatını Kuran hizmetine adayan bu milletin torunlarının üçte ikisi, Kuran’ın anlamını okumaktan aciz durumdadır.

Basın, medya, televizyon ve diziler, magazin programlar, internet, bilgisayar ve oyunları, cep telefonlar, tabletler, okul, çevre, sokak ve başka etkileyici faktörler, insanlarımızı, özellikle gençlerimizi kirli bilgi ve yanlış olumsuzluklarla kuşatmış ve esir almış vaziyettedir.

Çocuklarımız yarınlarımızdır, geleceğimizin teminatıdır. Onlara Kuran’ı okutmaya çalışalım, ancak anlamlarını bilerek okuma yapmalarını, anladıkları ile de hayatlarına uygulamalarını sağlayalım.

Yarınlarının aydınlık, huzur ve mutlu olmalarını, dünya ve ahret hayatlarının Kuran ışığı altında bilgili ve donanımlı olmalarını istiyorsak, Kuran’la buluşturmalıyız.

ABD de bulunan George Washington Üniversitesince dünyanın 208 ülkesi arasında yapılan bir karşılaştırma sonunda, İslami ideallere en çok uyan, İslam’ın emirlerine uygun toplum yapısı oluşturabilen ülkeler belirlenmiş olup, İslamiyet’in öne çıkardığı idealleri yerine getiren ülkeler arasında İrlanda’nın birinci sırada, Danimarka’nın ikinci, Lüksemburg’un üçüncü sırada olduğu ortaya çıkmıştır.
Yapılan çalışmada Norveç 6. Sırada yer alırken Müslüman ülkeler, listenin en son sırasında yer almışlardır.
En şaşırtıcı çıkan sonuç ise, Kuran’ı Kerim ideallerine uygun yaşama esasına en az uyan, en uzak yaşayan ülkelerden birinin Suudi Arabistan olduğu ve listenin 131. sırasında yer aldığı görülmektedir.
İslam’ın temel değerlerinin, dine dayalı yönetimlerce yerinde ve gerektiği gibi uygulanmadığı bu sonuçlarla ortaya çıkmaktadır.

Türk ve İslam devletlerinde Kuran’ı Kerimin çok anlaşıldığı ve yaşandığı, O’na yöneldiği ve O’nu rehber edindiği dönemlerde, yükseliş ve medeniyet kalkınması yaşanmıştır.
Kuran’ı hayatımızın kitabı olarak okumalı anlamalı ve yaşamalıyız. Okuyup anladıklarımızla hayata, olaylara, ilişkilerimize Kuran ışığında bakarak, onun emir ve buyruklarına göre hayatımızın içinde yaşamalıyız. Hayatımızın bütün alanlarına yön verecek yegâne kitaptır. Düşündüklerimize, konuştuklarımıza, bakışlarımıza O’ndan okuduklarımız yön vermelidir.
Yüce Allah’ın verdiği akılla okumalı, anlamalı ve İslam’ı yaşamalıyız.
Şunu özellikle unutmamalıyız ki ilimli iman, bilgili iman Allah katında daha kabul ve mübarektir.

KAYNAKLAR
Prof. M. Mahmud Es-Savvaf- Çev. Prof. Dr. Davud Aydüz- Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak-Işık Yay.
Muhammed Gazali- Kuran’ı Anlama Yöntemi- Çev. Emrullah İşler-İst.1998
İsmail Hami Danişmend- Garp Ediplerinin Kuran’ı Kerim Hayranlığı-Dergah Yay.-İst. 1978
Mustafa İslamoğlu-Hayatı İnşa Eden Kuran Kavramları-Düşün Yay.-İst.2015
Kadir Akel-Müslüman’ın Yaşam Koçu Kuran’dır- Ahir Zaman Yay. 2015
Türkiye de Dini Hayat Araştırması- Diyanet İşleri Başkanlığı-Ankara-2014
Kuran Araştırmalar Gurubu- Kuran Hiç Tükenmeyen Mucize- İstanbul Yay.2003
Muhammed Mustafa el-A’zami- Çev. Ömer Türker- Fatih Serenli-Kuran Tarihi - İz Yay. 2015


29 Mart 2016 Salı

IV. A. 1. KAVRAM OLARAK, İTİKAT, İMAN ESASLARI - 2



*3/84: Müslümanlar peygamberlerin hiçbiri arasında ayırım yapmamalıdır. Bak: 2/285: 2/136; 3/84. 15

**3/84: Allah ve Melekleri Peygamberi Destekler. Bak: 33/56; (9/99; 33/43); 33/41-42; Ayrıca bak: 2/157. 16

PEYGAMBERE 'SALÂVAT' GETİRMEK.. 16

Arapçada 'Sallu' fiilinin 'Salât etmek' manasında, Namaz kılmak ve dua etmek anlamlarının yanında desteklemek /şanını yüceltmek anlamları da vardır. Yaygın kullanışı olan 'namaz' ve 'dua' anlamı ile bu ayet anlaşılırsa, bu ALLAH'ın hâşâ (asla böyle olmaz) peygamber için namaz kılıp dua ettiği anlamına gelir ki bu muhaldir. (Olamaz, imkânsızdır) 17

*4/136: EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN!' 17

İMAN VE NASİP

İMAN, KİŞİSEL SEÇİM VE TERCİHİNE BAĞLI OLARAK DİLEYENLERİN NASİBİDİR.

. 21*4/150:  Bu ayet, Muhammed peygamber zamanında yaşayan bir grup insanı tanımladığı gibi, Muhammed'in vefatından sonra Kuran'ın mesajına ihanet eden ve İslam dinini mezheplere dönüştüren grupları mahkûm etmektedir. "Allah = Kur'an, Elçi = Hadis ve Sünnet" deyip nesih ve mensuh teorileri üretenler de, bu ayetin kapsamına girerler. 25

*5/69: Kurtuluşun Minimum Koşulu Bak: 2/62. 26


IV. A. 1. KAVRAM OLARAK, İTİKAT, İMAN ESASLARI - 2



 
3. sure (ÂLİ IMRÂN) 84. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)



Y.N. Öztürk :
De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa'ya, İsa'ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız."


Dipnot:

*3/84: Müslümanlar peygamberlerin hiçbiri arasında ayırım yapmamalıdır. Bak: 2/285: 2/136; 3/84.



2/285: 'Resul, Rabb'inden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah'ın resullerinden hiç birini ötekinden ayırmayız. Şöyle demişlerdir: 'Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabb'imiz. Dönüş yalnız sanadır.'

 Hıristiyanlar gibi müslümanlar da elçilerini diğer elçilerle üstünlük yarışına sokarak Kuran ile çelişen iddialarda bulunmuşlardır. Peygamber Muhammed'in diğer peygamberlerden üstün olduğunu desteklemek için yüzlerce Hadis ve mucize uydurulmuştur.

Örneğin tüm evrenin Muhammed peygamber için yaratıldığı iddiası (levlake levlake lema khalaktul eflake) 'Hadis-i kudsi' diye Tanrı'ya yakıştırılmıştır.
 Muhammed peygambere iftira edilen 'cinsel mucizeler' ise onu seks düşkünü olarak tanıtmaktadır. Buhari başta olmak üzere 'sahih Hadis kitapları' Muhammed peygamberin seks hayatıyla ilgili iğrenç abartmalarla doludur. Kendi seks fantazilerini peygambere yakıştırdıkları yalanlarla kutsallaştıran din adamları yaptıklarının hesabını verecektir ( 6/112: 'İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla baş başa kalsınlar;' ).

2/136: 'Şöyle deyin: 'Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, onun torunlarına indirilene, Mûsa'ya ve İsa'ya verilene ve diğer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O'na / Allah'a teslim olanlarız.'

3/84: 'De ki: 'Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa'ya, İsa'ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız.' .

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

 

**3/84: Allah ve Melekleri Peygamberi Destekler. Bak: 33/56; (9/99; 33/43); 33/41-42; Ayrıca bak: 2/157.

PEYGAMBERE 'SALÂVAT' GETİRMEK



33/56: 'Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber'e destek verirler / onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun / onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin.'

*1.) Bu ayet (33/56), anlamı kaydırılarak suistimal edilen ayetlerden biridir.


'Desteklemek' olarak çevirdiğimiz kelime 9/99, 103 ve 33/43 ayetlerinde de geçmektedir. Bu üç ayeti birlikte incelediğinizde, söz konusu kelimeyle nasıl oynandığını göreceksiniz.

9/99: Çöl Araplarından bazıları da Allah'a ve âhiret gününe inanır, harcadığını Allah yanında yakınlıklara ve resulün dualarına vesîle edinir. Dikkat edin! O harcadıkları gerçekten kendileri için bir yakınlık vesîlesidir. Allah onları rahmetinin içine sokacaktır. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.

*9/99-103: 'Salla' (sallu) (desteklemek, teşvik etmek) fiilinin anlamını kaydırıp Muhammed peygamberin ismini övgü ve dualar olmadan anmayı saygısızlık kabul edenler bu ayete ne derler? Bak: 33/43, 56.

Bak: 33/43: O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye size acıyor / destek veriyor. Melekleri de öyle yapıyor. Zaten O, inananlara karşı çok merhametlidir.

33/56: Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber'e destek verirler / onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin.

 **2.) Bu ayetin (33/56) anlamını kaydıran din adamları, Müslümanları, sürekli olarak Allah'ı anıp yüceltmek yerine Muhammed peygamberi anıp yüceltmeye sevk etti (33/41-42= Ey iman edenler! Allah'ı çok anın! + O'nu sabah akşam tespih edin!)


 
***3.) Ayrıca bak: 2/156 -157: 'Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: 'Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceğiz.' + İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.' 

2/136: Şöyle deyin: 'Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, onun torunlarına indirilene, Mûsa'ya ve İsa'ya verilene ve diğer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O'na / Allah'a teslim olanlarız.'

3/84: De ki: 'Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa'ya, İsa'ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız.' .

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

 

Arapçada 'Sallu' fiilinin 'Salât etmek' manasında, Namaz kılmak ve dua etmek anlamlarının yanında desteklemek /şanını yüceltmek anlamları da vardır. Yaygın kullanışı olan 'namaz' ve 'dua' anlamı ile bu ayet anlaşılırsa, bu ALLAH'ın hâşâ (asla böyle olmaz) peygamber için namaz kılıp dua ettiği anlamına gelir ki bu muhaldir. (Olamaz, imkânsızdır)



MKA
 
4. sure (NİSA) 136. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)



Y.N. Öztürk :
Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.


Dipnot:

*4/136: EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN!'

Kur'an'da 'Ey iman edenler, iman edin
…' (Nisa; 4/136) diye bir ayet var.

Acaba bununla ne denmek isteniyor?

Perşembe geceleri kimi camilerde yapıldığı gibi tecdid-i imana veya tecdid-i nikâha mı çağırılıyoruz?

'Aşk ile bir daha' deyip Kelime-i Şahedet virdine, 'Şevk ile bir daha'deyup tevbe-i nasuha mı çağırılıyoruz?

Bizden Kelime-i Tevhid'i tekraren 'dil ile ikrar' edip durmamız mı isteniyor?

Bunu anlamak için 'Ey İman edenler, iman edin
…' ayetinin geçtiği yerden, beş ayet öncesini bakmak yeterli.

Bakın, neymiş iman edenlere 'iman edin' çağrısı yapmak.
Bırakın, Kur'an kendini açıklasın

***
'Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İyi dinleyin; önceki çağlarda kitap verilenlere de, size de, 'Allah'ın öfkesini çekmekten sakının!' diye tavsiye etmişizdir. Buna rağmen inkâr ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir ve övülmeye layık olan O'dur. Evet, göklerde ve yerdeki her şey Allah'ındır. Güvenip dayanmak için de Allah yeterlidir. İsterse sizleri bitirir de ey insanoğlu, yerinize başkalarını getirir! Allah'ın buna da gücü yeter. Kim dünya sevabı isterse, bilsin ki hem dünya sevabı, hem ahiret Allah'ın katındadır. Allah her şeyi işitiyor, her şeyi görüyor. Ey iman edenler! Bizzat kendinizin, anne-babanızın veya akrabalarınızın zülfü yârine dokunsa da adalet ve eşitlikten şaşmayın, zengin fakir ayrımı yapmayın. Hepsinden öncelikli olan Allah'tır. Adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Eğer eğilir, bükülür veya savsaklarsanız, Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisa; 4/131-135)

Görüldüğü gibi 'Ey iman edenler! İman edin!' demeden önceki bu beş ayet, iman etmenin aslında 'güvenmek' demek olduğunu tefsir ediyor.

'Allah'a inanır fakat güvenmez' tiplere sesleniyor.

Şöyle ki;


Sırayla gidelim.

1-Önce asas mesele (hem de üç kez) tekrar üstüne tekrarla vurgulanıyor: 'Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır…'
Bu, aynı zamanda Kelime-i Şahadet'in ilk cümlesi (A'raf; 158) olan 'Lehu'l-Mülk' (Gökte ve yerde Mülk Allah'ındır) ifadesinin bir diğer söylenişidir.

Lehu'l-Mülk Kur'an'da bir kaç şekilde geçer:

1- Lehu'l-Mülk (Mülk O'nundur).
2- O'nundur (Lehu) .
3- Allah'ındır (Li'llahi).

Buradaki 'Li/Le' harf-i cer'i sahiplik ifade eder ve bir şeyin sahibinin (mülkiyetinin) kime ait olduğunu gösterir.

'Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır (Li'lllahi)', gökyüzünde ve yeryüzünde ve bu ikisi arasında ne varsa (yağmur, su, ateş, toprak, hayvanlar, kuşlar, maden ocakları, bitkiler, ekinler, denizler, ırmaklar, ormanlar vs.) yani insanlar için değer ifade eden tüm üretim araçları, rızık ve rızık kaynakları O'nundur, O'na aittir, O'nun mülkiyetindedir demektir


2-Sonra yapılması istenen geliyor: 'Güvenip dayanmak için Allah yeter' (Kefa billahi vekila).

Vekil, tevekkül kökünden gelir. Bir şeyi vekil tutmak, ona güvenmek, dayanmak demektir. Bu durumda tevekkül Kur'an'da 'güven' ilkesidir.

Yani Allah'a güvenin; Yağmurun yağacağına, nebatın biteceğine, güneşin doğacağına, gece ve gündüzün birbiri ardınca geleceğine, kışın biteceğine, yazın geleceğine, canlıların üreyeceğine, ekinlerin yeşereceğine, pınarların kuramayacağına, tüm rızık ve rızık kaynaklarının tükenmeyeceğine güvenin


Doğanın üreteceğine güvenin. Hem de sizden daha fazla üreteceğine güvenin. Kimse hiç bir şey yapmasa doğanın sizin için kişi başına (800 dolarlık) değer ürettiğine, bunun hiç bitmeyeceğine, kefilinin Allah olduğuna güvenin


Güvenin, güvensizlik yapıp da kendinize biriktirmeyin, nefsiniz için yığmayın,'Yarın ne olacağım?' diye endişelenmeyin. Kendiniz için biriktirdiğiniz her şey başkasından çalıntı olup, eşitliği bozmakta, dengesizliğe yol açmaktadır. Oysa Allah, mülkünü, nüfusa göre 'takdir' ederek eşitçe paylaştırmış, herkese 'kısmetini' ayırarak 'nasibini' ulaştıracak şekilde yaratmıştır


3-Sonra uyarı geliyor: 'Kim dünya sevabı isterse, bilsin ki hem dünya sevabı, hem ahiret Allah'ın katındadır.'

'Dünya sevabı' Kur'an literatürü içinde dünya nimeti / malı / mülkü anlamında kullanılır. 'Dünya hayatı' tabiri de öyledir. 'Kim dünya hayatını isterse
…' veya 'Dünya hayatına meyletmek…' tabirleri dünya malı anlamındadır. Yoksa bir gezegen olarak dünya hayatı kastediliyor değildir.

İslam kültüründe 'Ehl-i dünya' tabiri dünya adlı gezegende yaşayanlar demek değildir. Dünyanın içinde fakat dünya malına meyledenler, onu güvence olarak gördükleri için boyuna mal toplayanlar, mülk yığanlar, para biriktirenler ve onunla şımaranlar, bunların sağladığı eğlence ve zevke kendini kaptıranlar demektir.

'Mal' kelimesi de Arapça'da meyl kökünden gelir. Meyledilen şey, gönlün kaydığı, peşine düştüğü şey demektir ki bundan dolayı mal denmiştir.

 4-Sonra öğütler geliyor: 'Kendinizin, anne-babanızın veya akrabalarınızın zülfü yârine dokunsa da adalet ve eşitlikten şaşmayın, zengin fakir ayrımı yapmayın. Hepsinden öncelikli olan Allah'tır. Adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Eğer eğilir, bükülür veya savsaklarsanız…'

Bağlamdan kopmadan yorumlarasak, yani Allah'a inandığını söyleyip de güvensizlik içinde olmayın. 'Yarın ne olacağım' endişesi içinde kurulmuş, takdir edilmiş, kısmeti ve nasibi herkese ayırılmış adalet ve eşitlik (gıst) dengesini bozmayın. Dünya sevabını (malını) güvence olarak görüp, kendinizi ve çevrenizi güvence altına almak gerekçesiyle biriktirmeye ve yığmaya kalkmayın. Adaletten ve eşitlikten şaşmayın. Zengin fakir ayırımı yapmayın. Kendinizin, anne-babanızın ve akrabalarınızın çıkarına uymasa da biriktirmeyin, insanların hakkını kendinize yontmayın


***

Bütün bunlar dendikten sonra sarsıcı uyarı geliyor: 'Ey iman edenler! İman edin!' Yani 'Ey iman edenler! Güvenin!

Yani Allah inanıp da güvenmeyenlerden olmayın.

Allah'a inanıp Mamon'a (mala, mülke, servete, paraya) güvenenlerden olmayın.


'İt var kopuk var' diyerek mal biriktireceğinize 'dost' biriktirin.

Üzerinde Allah'ın eli olan cemaate, kardeşliğe, arkadaşlığa, dostluğa güvenin


Allah'ın yarattığı doğaya, rızka, rızık kaynaklarına güvenin

 güçlerine (melaike) güvenin. Onlar her iş için iner ve çıkarlar. Bir çoçuk ana rahmine düştüğünde, gökten bir damla yağmur fazla yağar, yerden bir tutam ekin fazla biter, Allah'ın güçlerine (melaike) güvenin

Allah'ın Elçilerine ve onlar yoluyla gelen Kitaplarına güvenin.

Onlar size adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, kardeşliği, hakça paylaşımı, böylece Allah'a güvenmenin ne demek olduğunu öğretirler, yaşarlar ve gösterirler. Elçilere, Kitaplara güvenin

Geleceğe, yarınlara (ahiret) güvenin. Hiçbiriniz terk edilmeyecek ve rızıksız bırakılmayacak. Gökten yağmur yağacak, yerden nebat bitecek, kış uzamayacak, güneş her gün aynı yerden doğacak, canlılar üreyecek, dereler akacak, pınarlar fışkıracak, güvenin


Mor dağlar yeşerecek, koyun kuzu oynaşacak, sütler kaymak tutacak, güvenin


Gökte ve yerde olan her şey Allah'ındır, güvenin


Rızıksız bırakılmayacaksınız, vekil olarak Allah yeter, güvenin


Güvenin de Allah'ın mülküne çit çevirerek, oraya buraya ihtirasla sahiplenerek adaletsizlik ve eşitsizlik yaratmayın, güvenin


Doğaya, doğal olana dönün. Birbirinize yaptığınız gibi aç, çıplak ve susuz bırakılmayacak, güneşin sıcağında yanmayacaksanız, doğal olan güvenli olandır, güvenin


Allah'a, güçlerine (melaike), doğal olana / fıtrata çağıran (resul), güven / tevekkül telkin eden bildirilerine (Kitab), aydınlık yarınlara ve sonsuz geleceğe (ahiret) güvenmezseniz ne mi olur?

'Ey inananlar, güvenin!' (Nisa; 4; 136) dendikten sonra ki bölümde de onlar anlatılıyor.

'İnanır fakat güvenmez' bu tiplere Kur'an 'münafıklar' diyor.

Öncesini ben anlattım, sonrasını da siz okuyun.

21 KASIM 2011 R. İhsan Eliaçık
http://www.ihsaneliacik.com/2011/11/ey-iman-edenler-iman-edin-yeni.html



İMAN VE NASİP


'Bu (Kur'an), bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru, bir yol edinir.' 73/19. 


İMAN, KİŞİSEL SEÇİM VE TERCİHİNE BAĞLI OLARAK DİLEYENLERİN NASİBİDİR.


Nasip nedir?

Nasip: (sözlükte birinin payına düşen / bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği / kısmet, talih, baht, kazanç denilen şey,) herkesin / insanların kendi seçim ve tercihinin eyleme dönüşmesinin bir sonucu olarak, Allah'ın dilemesiyle kendine dönen, iyi veya kötü 'kazanım' larıdır.

İnsan için, çabası karşılığında, nasibinden ötesi ( fazlası / eksiği) yoktur.

Çünkü:

Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. 53/39- 41.

Çünkü:

Korunup sakınanları Allah, kendi başarıları yüzünden kurtarır. Ne kötülük dokunur onlara ne de kederlenirler. Allah Haalik'tir, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil olan da O'dur. 39/61-62

Ve:

Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir. 4/ 85.

İnsan, kişisel seçim ve tercihiyle inancını, inancına bağlı dilemesiyle de nasibini belirler. Allah, seçim ve tercihi size bırakmıştır.

Çünkü:

İnsanlardan bazısı şöyle der: 'Ey Rabb'imiz, bize dünyada ver.' Böylesi için ahirette bir nasip yoktur. Onlardan kimi de şöyle yakarır: 'Ey Rabb'imiz, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver. Ve bizi ateş azabından koru. İşte böyle diyenlere kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür. 2/ 200-202.

Böyle olduğu için, Ayetlere ve ahirete inanmayanların dünyada kazandıklarından ahirette işlerine yarayacak bir nasipleri yoktur. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler, sadece dünyada yapıp ürettiklerini karşılık olarak bulacaklardır.

Ayetlerimizi ve ahirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları, boşa gitmiştir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır. 7/147.

Nasip ile ilgili Sünnetullah (Allah'ın değişmez yol ve yasası, varlık kanunları) odur ki:

Allah'ın ayetlerine inanmayanlara Allah kılavuzluk etmez. Onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür. 16/104.

Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah'a inanırsa Allah O'nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah her şeyi en iyi biçimde bilmektedir. 64/ 11.

Bizim uğrumuzda didinenleri biz, yollarımıza elbette ulaştıracağız. Allah, güzel düşünüp güzel davrananlarla mutlaka beraberdir. 29/69.

... Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez
13/ 11.

Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir. 8/ 53.

Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık. Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör. 76/ 2-3.

Herkes kendi inancını beğenir, İnanmayana da yaptığı güzel görünür ama İnanla inanmayan benzeşmez, bir değildir.

Ya o kişi? Yaptıklarının kötülüğü kendisine allanıp pullanmış da onu güzel görüvermiş. Doğrusu şu: Allah dilediğini / dileyeni saptırır, dilediğini / dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. O halde canın onlar için üzüntülere dalmasın. Hiç kuşkusuz, Allah onların ürettiklerini / ortaya koydukları oyunları çok iyi bilmektedir. 35/8.

Bu, kendi, ellerinizin üretip önden gönderdiği yüzündendir. Allah, kullara asla zulmedici değildir. 3/182

Çünkü:

Körle, gören bir olmaz! Karanlıklarla ışık da bir olmaz! Gölge ile sıcaklık da aynı değildir. Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine / dileyene işittirir. Ama sen, kabirlerdekilere işittiremezsin! 35/19-22.

Bu sebeple, güzel düşünüp güzel davrananlara kazandığından fazlası / dahası da varken, kötülük kazananlar sadece 'ellerinin kazandığına' teslim edilmişlerdir.

Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine kara da bulaşmaz, zillet de... Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada. Kötülük kazananlara ise kötülüğün miktarınca karşılık vardır. Ama yüzlerini bir zillet de kaplar. Onları Allah'tan kurtaracak kimse yoktur. Yüzleri gece parçalarından karanlıklarla kaplanmış gibidir. Ateşin dostlarıdır bunlar. Sürekli kalıcıdırlar içinde. 10/26-27.

Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur'an ile şunu hatırlat: Bir kişi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah dışında ne bir dostu kalır ne de şefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmişlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır. 6/70.

İşte orada, her benlik önceden gönderdiği şeyi kendisi deneyecektir. Hepsi gerçek Mevlâ'larına döndürülmüş, iftira aracı yaptıkları şeyler kendilerini koyup gitmiştir. 10/ 30.

Çünkü Allah, her benliği kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah, hesabı çok çabuk görür. 14/51.

Zalimlere, 'kazanmış olduğunuzu tadın!' denildiğinde, kıyamet günü o kötü azaptan yüzünü kim koruyabilir? 39/24.

 Allah, hür iradeleri ile inkârı / küfrü seçenlerle ilgili olarak, Kur'an'da elçisine buyuruyor ki:

Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden gönderdiği şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Şu bir gerçek ki, biz onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için kabuklar geçirdik, kulakları içine de ağırlıklar koyduk. Onları hidayete çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaşamazlar. 18/57.

De ki: 'Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.' Ama sağırlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki! 21/45.

Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın. 27/ 80-81.

Artık sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri takdirde sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Ve sen körleri de sapıklıklarından aydınlığa çıkaramazsın. Sen ancak, ayetlerimize iman edenlere dinletirsin de onlar müslüman oluverirler. 30/ 52-53.

Allah, Seçim ve tercihleri öyle olduğu içim o kalpleri mühürler.

Yemin olsun ki, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği verdik. Sen onlara bir mucize getirsen, o inkâr edenler mutlaka şöyle diyeceklerdir: 'Siz, eskiyi hükümsüz kılanlardan başkası değilsiniz.' İlimden nasipsizlerin kalpleri üzerine Allah işte böyle mühür basıyor. 30/ 58-59.

Kendilerine gelmiş bir kanıt olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenlerin durumu, hem Allah katında hem de inananların katında büyük bir öfke konusu olmuştur. Allah, tüm zorba, kibirli kalpler üzerine işte böyle mühür basıyor. 40/ 35.

İçlerinden bir kısmı seni dinler, sonra senin yanından çıktıklarında, kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle sorarlar: 'Az önce ne söyledi?' İşte bunlar, Allah'ın, kalplerine mühür bastığı kimselerdir, boş arzularının ardına düşmüşlerdir. 47/ 16.

İmandan nasipsiz olanlar için Sonuç:

Peki bunlar, Kur'an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? 47/ 24.

Başlarına gelenler; ahitlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve 'kalplerimiz kılıflıdır' demeleri yüzündendir. Doğrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezler. 4/155.

De ki: 'Düşünün bakalım; Allah, işitme gücünüzü, gözlerinizi alsa, kalpleriniz üzerine mühür bassa, Allah'tan başka hangi ilah onları size geri verecek?' Bak nasıl türlü türlü açıklıyoruz ayetleri, yine de yüz çeviriyorlar! 6/ 46.

Kendisinin ilahı olarak kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz? 45/ 23.

İmandan nasibi olanlar için Sonuç:

Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın. Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir. 5/105.

Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat / öğüt ver! 87/ 9.

Son Söz:

Allah, dilediğini, dileyene, dilediğince 'nasip' eder.

'Vahiy', 'Kâinat' ve' İnsan' kitaplarının 'ayet'leri ışığında, Seçim ve Tercihlerimizi düşünerek ve bilinçli yapalım. İnşallah.

M. Kemal Adal
27 Şubat 2014 / İZMİR


 
4. sure (NİSA) 150. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)



Y.N. Öztürk :
Onlar ki Allah'ı ve O'nun resullerini inkâr ederler, Allah'la O'nun resulleri arasını açmak isterler de "bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz" derler; böylece imanla inkâr arasında bir yol tutmak isterler.


Dipnot: 4/150: Allah ve resulünü inanmak ve itaat yönünden farklı iki kaynak görenler.

 

*4/150:  Bu ayet, Muhammed peygamber zamanında yaşayan bir grup insanı tanımladığı gibi, Muhammed'in vefatından sonra Kuran'ın mesajına ihanet eden ve İslam dinini mezheplere dönüştüren grupları mahkûm etmektedir. "Allah = Kur'an, Elçi = Hadis ve Sünnet" deyip nesih ve mensuh teorileri üretenler de, bu ayetin kapsamına girerler.



Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.



 
4. sure (NİSA) 151. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)



Y.N. Öztürk :
İşte bunlar gerçek kâfirlerdir. Ve biz, kâfirler için yere batırıcı bir azap hazırladık.


 
4. sure (NİSA) 152. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)



Y.N. Öztürk :
Allah'a ve O'nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.


 
4. sure (NİSA) 170. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)



Y.N. Öztürk :
Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.


 
57. sure (HADÎD) 28. ayet (Resmi: 57/İniş:112/Alfabetik:33)



Y.N. Öztürk :
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve onun resulüne inanın ki size rahmetinden iki nasip versin: Size, kendisiyle yol açacağınız bir ışık lütfetsin ve sizi affetsin. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.


 
64. sure (TEĞÂBÜN) 8. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)



Y.N. Öztürk :
Artık Allah'a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.


 
5. sure (MÂİDE) 69. ayet (Resmi: 5/İniş:110/Alfabetik:60)



Y.N. Öztürk :
Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.


Dipnot:


*5/69: Kurtuluşun Minimum Koşulu Bak: 2/62



*5/69 (=Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar..') Bak 2/62 ( = Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabîlerden Allah'a ve âhıret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar)



Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal