İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

26 Haziran 2017 Pazartesi

GEÇMİŞE ÖZLEMLE BAYRAMLAR


                 M. Kemal Adal

Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı  sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir.

Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, küskünlerin barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir.

Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.

Ne güzeldir böylesi bayram günleri.

Bayramlarımızı Milli ve Dini Bayramlar olarak iki ana başlık altında tasniflersek,  sözüm Dini Bayramlar üzerinedir.

Dini Bayramlarda Allaha uzanan avuçlarlarla gönülden yapılan bir dua, sevilenlere açılan bir kucaktan taşan sevgi, uzaklardaki dostlara gönderilen sımsıcacık bir mesaj, kapatır aradaki mesafeleri, birleştirir gönülleri.

Yüzlerdeki bir sıcak gülümseme, verilen bir ufak hediye daha da yaklaştırır bizi birbirimize.

Kalplerimize nur, evlerimize huzur dolar.

Damağımız, ruhumuz ve çevremiz tatlanır, bu güzel ve bereketli bayram günlerinde.

Sevenlerin (en azından gönüllerinde) birlikte olduğu, rahmet ve şefkat dolu, en aydınlık günler, en güneşli gündüzler, en parlak gecelerdir bayramlar.

Öncesinde bayramlık giysilerin alınması, evlerde yapılan geleneksel bayram temizliği ve hazırlığı, börek ve baklavaların açılması (şimdilerde börekçi ve pastacı dan alınıveriyor), bayram yemeklerinin ve ikramlık tatlıların hazırlanması.

Sabahında küçük büyük topluca mahalle camiinde kılınan bayram namazı, ardından yapılan kabristan ziyareti, sonrasında eve dönüş (kurban bayramı ise kurbanların kesilmesi)  ve aile içi bayramlaşma, el öpmeler, bayram mendil ve harçlıklarının tevzii…

Ardında demli bir çay, çıtır simit ve beyaz peynir, belki bir parça su böreği eşliğinde yapılan toplu sabah kahvaltısı. Üstüne bayram şekeri ve tatlısı, kapı zilinin çalması, şeker / harçlık için el öpmeye gelen, bayram giysili tanıdığımız tanımadığımız, kızlı erkekli cıvıl cıvıl küçük çocuk gurupları. (Şekerin yanında uzatılan ufacık bir bayram harçlığı nasılda gözlerindeki pırıltıyı artırır, yüzlerine bir gülümseme yayılır, nasıl da mutlu olup sevinirler) Tatlı bir telaş, tatlı bir koşuşturmaca.

Öncelikle büyüklerden başlanarak yapılan akraba ve dost ev ziyaretleri, kısa hal hatır sormalar, el öpenlerin çok olsun muhabbeti  ve daha bir sürü küçük ayrıntıyla beraber bayramların değişmez ikramı; kolonya, kahve, şeker (çikolata) / tatlı üçlüsü.

Ve Kurban bayramıysa, kesilmişse fakire, yoksula; akrabaya- komşuya et dağıtmalar ve pişirilmişinden eve gelen konuklara kurban etinden tadımlık ilave ikram.

Eskiden Bayram öncesi karşılıklı  “Bayram Tebrikleri” postalanırdı ya şimdilerde telefon ve bilgisayar üzerinden mesajlaşılmakta…

Harçlıklarını toplayan çocukların ve  gençlerin küçük bir panayır görünümlü bayram yerine koşuşturup, buluşup, topluca eğlenmeleri, yaşlarına göre, kimi atlıkarıncaya, kimi çarpışan otoya, artık gönlü neyi çeker gözünü neyi kestirirse binmeleri…

İşte böyle; çeşitli önemli gün veya olaylardan yola çıkılarak, çeşitli şekillerde yapılan kutlamalara verilen genel isimdir bayramlar ama, aslında kimine göre mecburiyet, kimine göre sadakat, kimine göre dinlenme, kimine göre eğlence, kimine göre sosyal etkinlik, kimine göre birliktelik ve bazen da geleceği şekillendirmek için tek, hatta son fırsattır bayramlar.

En değerlisinden “hayır” ların, hayırlı olması dileğiyle yapıldığı günlerdir bayramlar.

Türk bayrağı altında, yekpare bir üniter, ulus devlet olarak, milletçe hep bir arada, mutlu, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmemiz ve Allah’ın sevdiklerinizle birlikte size ve tüm inananlara nice huzurlu, güzel, aydınlık, bereketli, hayırlı bayramlar nasip etmesi dileğiyle 2010 Ramazan Bayramınız kutlu, günleriniz mutlu, geleceğiniz aydınlık ve hayırlı olsun.

Bayram ertesi de “hayır” larla dolu Bayram olur İnşallah…

İLK PAYLAŞIM:



Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal 


25 Haziran 2017 Pazar

BAYRAM




Hayata rastgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...

Vuslat da bayramdır öte yandan...

Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.

"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.

Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.

Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilkyazı, ilk karne bayram...

Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.

"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...

Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.

Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.

Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Her gününüz bayram olsun..!

Can Yücel

TÜRKİYE’DE TOPLUMUN DİNE VE DİNİ DEĞERLERE BAKIŞI


22 Haziran 2017 Perşembe, 06:53:29 Güncelleme:09:44:13
Yüzde 99 yalanının sonu

Muhafazakâr camiaya yakın kimliğiyle bilinen MAK Danışmanlık Araştırma kuruluşu, “Türkiye’de toplumun dine ve dini değerlere bakışı” başlıklı bir araştırma yaptı.
Araştırma 30 büyükşehir, 23 il ve 154 ilçede, 5400 kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmış ve yüzde 1.3 yanılma payına sahip.
Ankette sorulan sorular ve yanıtlar şöyle:
1. Allah’ın varlığına, birliğine ve bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 86’sı, “Evet Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum” derken yüzde 6’sı, “Allah’ın varlığına ve bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karışacağını düşünmüyorum” yanıtını vermiş. Yanıt verenlerin yüzde 4’ü ise “Hayır Allah’a inanmıyorum” demiş. Yüzde 4 ise yanıt vermemeyi tercih etmiş.
2. Meleklere inanıyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 75’i meleklere inandığını söylerken, yüzde 15’i “Gözümle görmediğim şeye inanmam” demeyi tercih etmiş. Yüzde 10 ise ya yanıt vermemiş ya da karar verememiş.
3. Kuran-ı Kerim ve diğer kitapların vahiy yoluyla geldiğine inanıyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 76’sı, “Evet inanıyorum” demiş. “Hayır inanmıyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 14. Yanıt vermeyen veya kararsız olduğunu söyleyenlerin toplamı ise yüzde 10.
4. Evinizde Kuran-ı Kerim var mı, varsa düzenli okuyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 25’i, “Evet evimde Kuran-ı Kerim var, düzenli olarak okurum” derken yüzde 32’si, “Evde Kuran-ı Kerim var, ama pek okuduğum söylenemez” demiş. Evinde Kuran-ı Kerim bulunmadığın söyleyenlerin oranı ise yanıtların yüzde 33’üne tekabül ediyor. Yanıt vermeyenlerin oranı ise yüzde 10.
5. Peygamberlere inanıyor musunuz? Hz. Muhammed sizin için her anlamda rol model, örnek insan mıdır?
Katılımcıların yüzde 63’ü bu soruya “Evet” derken, yüzde 20’si, “Peygamberlere inanıyorum ama Hz Muhammed benim için her alanda rol model ya da örnek alınacak kişi değildir” demiş. “Hayır peygamberlere inanmıyorum” diyenler yüzde 9, yanıt vermeyenlerin oranı ise yüzde 8 olmuş.
6. Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 55’i kadere ve hayır ile şerrin Allah’tan geldiğine inandığını söylerken, yüzde 15’i, “Kadere inanıyorum ama insan kendi kaderini kendi yapar” demeyi tercih etmiş. Yüzde 15’lik bir kesim ise “Kadere inanıyorum; çünkü insanın hiçbir iradesi yok” demiş. Kadere inanmayanların oranı yüzde 10 olurken, yüzde 5 yanıt vermemiş.
Araştırma hayli kapsamlı.
Diğer soruları ve verilen yanıtların oranlarını da yarın yazacağım.
Ama ilk bölümde bile görülen o ki, “Yüzde 99’u Müslüman olan ülkemiz” inancı pek de gerçeği yansıtmıyor.




23 Haziran 2017 Cuma, 06:06:54 Güncelleme:06:46:10
Cemaat ve tarikatlara 15 Temmuz darbesi

MAK Danışmanlık Araştırma’nın “Türkiye’de toplumun dine ve dini değerlere bakışı” başlıklı araştırmasının “ilginç” sonuçlarına bakmaya dün kaldığımız yerden devam ediyoruz bugün.

Dün de yazdığımız gibi araştırmada sorulan sorular, aslında “dinin esasları” üzerine.

Araştırmanın diğer soruları ve verilen yanıtlar şöyle:
1. Öldükten sonra dirileceğinize ve bu dünyada yaptıklarınızdan sorguya çekileceğinize inanıyor musunuz?
Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 73’ü, “Evet öldükten sonra dirileceğime ve hesaba çekileceğime inanıyorum” diyor. Yüzde 10’u ise “Dirileceğim ama hesaba çekilmeyeceğim” yanıtını veriyor. Öldükten sonra dirilmeye inanmayanların oranı ise yüzde 9. Yanıt vermemeyi tercih edenler ise yüzde 8.
2. Kuran-ı Kerim’i Arap harfleriyle yazımından okuyabiliyor musunuz?
Bu soruya ilginç bir biçimde yüzde 33 oranında “Evet okuyabiliyorum” yanıtı verilmiş. Yüzde 54 ise “Hayır, Arap alfabesiyle yazılmış Kuran-ı Kerim’i okuyamıyorum” diyor. Yanıt vermeyenler ise yüzde 14.
3. Eğitim almak amacıyla hiç Kuran kursuna gittiniz mi?
“Kuran kursuna gittim” diyenlerin oranı yüzde 25. “Hayır hiç gitmedim” diyenlerin oranı yüzde 65. Görüş bildirmeyenlerin oranı ise yüzde 10.
4. Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealini okudunuz mu?
Ankete katılanların yüzde 17’si hayatında bir kez bile olsa Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealini okumuş. Yüzde 60’ı ise Türkçe meali hiç okumamış. Yüzde 23’lük bir oran ise bu soruya yanıt vermemeyi tercih etmiş.
5. Cennete gideceğinizden emin olsanız, cennete gitmek için şu an ölmeyi düşünür müsünüz?
Bu garip soruya “Evet” diyenlerin oranı yüzde 15. “Hayır düşünmem” diyenlerin oranı yüzde 65. Yüzde 20 ise bu konuda ya kararsız ya da görüş bildirmemeyi tercih etmiş.
5. Peygamber Efendimiz’in hayatını hiç okudunuz mu?
Katılımcıların yüzde 23’ü Hz. Muhammed’in hayat öyküsünü okuduğunu söylerken, yüzde 65’i “Hayır okumadım” demiş. Yüzde 12’lik bir oran ise yanıt vermemiş.
6. Camiye veya mescide hangi sıklıkla gidiyorsunuz?
Katılımcıların yüzde 12’si, “Bayramdan bayrama” yanıtını vermiş. Bayram ve cuma namazları için camiye gidenlerin oranı yüzde 32 olurken “Zaman zaman vakit namazları için de gidiyorum” diyenler yüzde 13, “Hiç gitmiyorum” diyenler ise yüzde 32 oranında olmuş. Görüş bildirmeyenler ise yüzde 13.
7. Ramazan ayında oruç tutuyor musunuz?
“Tüm ramazan ayı boyunca oruç tutarım” diyenlerin oranı yüzde 45. “Ramazanın bir bölümünde oruç tutarım” diyenlerin oranı yüzde 25. “Asla oruç tutmam” diyenlerin oranı yüzde 20. Yanıt vermeyenler ise yüzde 10.
8. İslam dini ile ilgili bilgileri daha çok hangi kaynaklardan öğreniyorsunuz?
Katılımcıların yüzde 30’u “Dini kitaplar” yanıtını vermiş. Dinin en yoğun olarak öğrenildiği yer ise yüzde 45 ile “internet” olmuş. Yüzde 20, “Birine sorarak öğreniyorum” derken yüzde 5, yanıt vermemeyi tercih etmiş.
9. Hangi sıklıkta namaz kılıyorsunuz?
5 vakit namaz kılanların oranı yüzde 22. “Arada vakit namazı kıldığım da olur ama bayram ve cuma namazlarını kaçırmam” diyenlerin oranı yüzde 26. “Arada cuma ve bayram namazlarını, bazen de teravihleri kılıyorum” diyenlerin oranı yüzde 24, hiç namaz kılmayanların oranı ise yüzde 22. Yanıt vermeyenler ise yüzde 6.
10. Herhangi bir dini cemaat ve tarikata bağlı bulundunuz mu?
Bu soruya verilen yanıt beklenenin altında bir “Evet” içeriyor. Katılımcıların yalnızca yüzde 15’i hayatının bir döneminde veya halen bir cemaat veya tarikata bağlı olmuş. Yüzde 60 oranında katılımcı ise asla bir cemaat veya tarikata intisap etmemiş. Yanıt vermeyenlerin oranı ise yüzde 25. Araştırma şirketi buraya bir not düşmüş ve “15 Temmuz’un etkisiyle toplumun cemaat ve tarikatlara kuşkuyla bakmaya başladığını” yazmış.
11. FETÖ ve 15 Temmuz darbe girişimi, cemaat ve tarikatlara bakışınızı nasıl etkiledi?
Yanıtların yüzde 30’u, “Tarikat ve cemaatlere olumsuz ya da kuşkuyla bakmama neden oldu” demiş. Yüzde 50’lik bir grup, “Tarikat ve cemaatler daha sıkı bir denetim altına alınmalı” görüşünü bildirmiş. Yüzde 12’sinin ise tarikat ve cemaatlere bakışında bir değişiklik olmamış. Bunlar büyük ihtimalle tarikat ve cemaatlere zaten olumsuz gözle bakanlar. Yüzde 8 ise yanıt vermemiş.
12. Dua eder misiniz?
Yüzde 75’lik bir oran, “Evet sık sık dua ederim” demiş. Yüzde 10, “ara sıra” dua ederken, yüzde 6 “Hiç dua etmem” yanıtını vermeyi tercih etmiş. Yüzde 4 ise görüş bildirmemiş.
13. Siyasi bir seçimde adayın dinine düşkün biri olması sizin için ne kadar önemli?
Bu soruya katılımcıların yüzde 51’i, “Çok önemli” demiş. Yüzde 24 “Kısmen önemli” derken, yüzde 20 “Hiç önemli değil”i tercih etmiş. Yüzde 5 ise görüş vermemiş.
14. İslam ülkelerinin papalık benzeri bir dini liderliğe ya da halifeliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu sorunun yanıtları çok enteresan. Yüzde 54’lük inanması çok zor bir oran “Evet” derken yüzde 40 katılımcı “Hayır” demeyi tercih etmiş. Yüzde 6 ise bu konuda karasız kalmış.
15. Günah işlediğinizde pişman olur musunuz?
Yüzde 90’lık bir oran günah işlediğinde pişmanlık duyarken, yüzde 2’lik bir oran, “Hayır duymam” demiş. Yüzde 8 ise görüş vermekten kaçınmış.
16. Gusül abdesti alır mısınız?
“Gusül abdesti olmadan evden çıkmam” diyenlerin oranı yüzde 65 iken, “Ara sıra alırım” diyenlerin oranı yüzde 17, “Gusül abdestinin ne olduğunu bilmiyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 13. Yanıt vermeyenler yüzde 5.
Yüzde 99’unun Müslüman olduğuna inandırılmaya çalışıldığı toplumumuzda “inanç” durumu bu.
Dindar olduğunu iddia edenlerin dini bilgilerini araştırmaya kalkarsak daha da inanılmaz sonuçlar almamız muhtemel.
İnançlı olmayanların önemli bir bölümünün din konusunda inançlı olanların pek çoğundan daha fazla bilgili olduğunu bile düşünmek mümkün.


Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal 


24 Haziran 2017 Cumartesi

KUR'AN'IN PENCERESİNDEN BAKMAYAN, KUR' AN'I ASLA ANLAYAMAZ



KONUK YAZAR

Haluk Gümüştabak

2017-06-23 11:28:00
KUR'AN IN PENCERESİNDEN BAKMAYAN, KUR' AN I ASLA ANLAYAM |  görsel 1

Dini konular anlatılırken, hepimizin dikkatini çeken ve de toplum olarak adeta bizlere korku salan bir konu vardır. Her ne hikmetse, aynı konularda olmasına rağmen, dini anlatan konuşmacıların genel çoğunluğu farklı şeyler anlatır ve bununda Allah ın emri olduğu söylenir. Tabi bu durumda toplum olarak bizler, kimin doğru söylediğine inanmakta zorluk çekeriz.
 
Bu durumda sizce ne yapmamız gerekir? Bunun bir çıkar yolu olması gerekmez mi? Çünkü Allah sizleri, Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye hükmünü vermiş. SİZCE TELEVİZYONLARA ÇIKIP DA, AYNI KONUDA FARKLI ŞEYLER SÖYLEYENLERDE, BİR SORUN YOK MU? Elbette olmalı, doğru tektir ve onunda din adına kaynağı yalnız Kur’an dır. Çünkü kanun koyucu yalnız Allah dır. Bunu söyleyen, Kur’an ın bizzat kendisidir. Doğruyu arayıp bulmak, bizlerin görevidir, imtihanıdır.
 
Şöyle düşünün. Beşerin yazdığı bir bilim kitabını okuyan, hangi ülkede olursa olsun, hangi dile çevrilirse çevrilsin, aynı şeyi anlıyor ve bilim adamı oluyorlar. Hiç biriside farklı şeyler söylemiyor. Aralarındaki farkı, aynı bilgiler üzerinde, daha derin düşüp araştırarak, yeni buluşlar yapmalarıdır.
 
İYİDE KUR’AN I OKUDUKLARINI SÖYLEYEN, ONCA İNSAN NEDEN AYNI KONUDA FARKLI KONUŞABİLİYOR. Hem de onca tahsil görmüş İLAHİYAT PROFÖSÜRLERİ BUNU YAPIYPOR. Dini, yani Kur’an ı anladığını ve bu işin profesörü yani uzmanı, hocası olduğunu söyleyen ve bu konuda bir unvanı alan bunu yapıyor. Diğerlerini hadi dikkate almayalım diyelim.
 
Bu farklılığı araştırdığınızda, çok açık sorunun nereden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Bir kısım kişiler yalnız Kur’an ı referans, rehber alıyor. Bir kısmı hem Kur’an, hem rivayet fıkıh zincirini referans ve kanıt alıyor. Bir kısmı ise çok daha ileri giderek, Kur’an ı herkes anlayamaz ve zaten Kur’an detay vermemiş ve özet bilgiler içermektedir diyor. Onun içinde FIKIH bilgileri ve rivayet hadisler olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık, Kur’an kapalı kalırdı. Kur’an ı anlamak istiyorsak veli, âlim kişilerin kitaplarını okumalıyız, diyenler olarak sınıflandırabiliriz. 
 
BÖYLE OLUNCA DA, DİNDE TEK SES VE TEK YUMRUK OLMAK MÜMKÜN OLMUYOR. Bu sözleri söylediğimde bir atasözü geldi aklıma. “TEK SAATI OLAN, SAATIN KAÇ OLDUĞUNU BİLİR. İKİ SAATİ OLANSA, ASLA EMİN OLAMAZ.” Buradan da anlaşılıyor ki, din adına tek çatı altında, tek yumruk olamamamızın tek nedeni, İSLAM A AYNI PENCEREDEN BAKMADIĞIMIZDAN, KAYNAĞIMIZIN TEK KAYNAK OLMADIĞINDAN KAYNAKLANIYOR. Onun için Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyor bizlere.
 
Düşünebiliyor musunuz okullarda okutulan, ilim sahibi kişilerin yazdığı kitaplar, hiç şüphe duyulmadan okunuyor ve kabul görüyor ve herkes aynı konuda buluşabiliyor anlaşıyor, ama konu din yani Allah ın kanunları olunca, Rabbimizin bizlere rehber olsun diye indirdiği Kur’an yeterli görülmüyor, neredeyse devre dışı bırakılıyor. Tabi bu boşluğu da çok ilginçtir, beşerin koyduğu kurallar olan, FIKIH inancı dolduruyor. YANİ ALLAH İLE ARASINDA, ELÇİSİNİN BİLE OLAMAYACAĞINI SÖYLEYEN KUR’AN A İNAT, ALLAH İLE ARAMIZA YARATILMIŞ BEŞERİ VE KİTAPLARINI SOKUYORUZ. 
 
Bir kardeşimiz, ben peygamberimiz nasıl namaz kıldıysa öyle kılmak istiyorum, bunda ne sakınca var şeklinde serzenişte bulunmuş. Bugün peygamberimizin kıldığı namazı kılıyoruz diyenlerin, peygamberimizin böyle kıldığına dair kanıtı, delili nedir? Kim garanti verebilir, peygamberimiz böyle kılmıştır diye. Rivayetler dinde kanıt olabilir mi? Günümüzde kılınan namazı, beşeri FIKIH inancı şekillendirmiştir. Hatta mezheplerde de farklılıklar arz eder. Hepsinin savunması, peygamberimiz böyle kılıyordu der. Sizce Allah ve elçisi, bizlerin namazı bu yolla kılmamızı, öğrenmemizi istemiş olabilir mi? Mümkün değil. Peygamberimiz namazını ve diğer ibadetlerini, Allah ın Kur’an da açıkladığı şekliyle yerine getirdiği çok açıktır. Lütfen beşeri fıkıh inancının şekillendirdiği namazın, peygamberimize ait olduğunu söylemeyelim. Elbette günümüzdeki şekilde de kılabiliriz, ama bazı konularda daha dikkatli olmak şartıyla.
 
Dini anlattığını söyleyen, hatta bu işi de herkes anlatmasın, bu bizim işimiz diyen, kendisini ruhban sınıfının görevlisi sayan, bazı İlahiyat profesörleri, Kur’an ın değil rivayetlerin, sanı bilgilerin profesörü olmaktan ileri gidemiyorlar. Bazılarının şöyle övündüklerini duyarız. BENİM FIKIH VE HADİSLER KONUSUNDA, MASTIRIM VAR. Uzmanlık alanım hadisler konusudur, kitaplarım var. BU KONUDA TEZ HAZIRLAMIŞTIM DİYENLERİ DUYARIZ.  Okumuş unvan sahibi bazı kişilerin, din adına ne yazık ki eğitim ve uzmanlıkları, RİVAYET VE EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLER. Çünkü günümüzde din adına uzmanlık artık rivayet ve fıkıh üzerine olunca, daha revaçta ve kabul görüyor. KUR’AN IN UZMANLIĞINI ARAYAN YOK. 
 
BU KONUDA ALLAH NE DİYOR DİYEN VE ARAŞTIRAN, NE YAZIK Kİ ÇOK AZINLIK. Kur’an a danışılmış olsa, tek bir çatı altında buluşmamak zaten mümkün değil. Peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği gibi, ne yazık ki Kur’an artık devre dışı kaldı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN MİSALİ, HEPİMİZ GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA, BİZZAT ÇABA GÖSTERMELİYİZ. YOKSA GEMİNİN BATTIĞINI, NAHŞER GÜNÜ ANLARIZ.
 
Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlamak istiyorsak, sorumlu olduğumuza hükmettiği ve yemin ederek kolaylaştırdığı Kur’an ın penceresinden bakmalıyız ki, Allah ın bizlerden istediklerini görebilelim, fark edebilelim. EĞER DİN ADINA KENDİMİZE, FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, DİNİMİZİ İNANCIMIZI ANLAMAK ADINA, FARKLI KAYNAKLARI KANIT OLARAK KABUL ETTİYSEK, BU YÖNTEM BİZLERİN KAFASINI KARIŞTIRACAK VE ASLA İMANIMIZDAN DA EMİN OLMAMIZ, MÜMKÜN OLMAYACAKTIR.
 
Bizlerin en büyük hatası, Allah ın kelamı FURKAN ile direk bir bağlantı kuramadığımızdan kaynaklanıyor. Furkan eğriyi doğrudan ayırandır. KİMİN HADDİNE, EĞRİYİ DOĞRUDAN AYIRABİLECEK BAŞKA KİTAPLAR YAZMAK ve bu kitaplarda Allah katındandır demek. Ne yazık ki bizler bu gerçekleri fark edemediğimiz sürece, televizyonlarda adeta Allah ın dini ile alay edenleri, hep görmeye devam edeceğiz. İşin kötüsü, yalan ve iftiraları da doğru zannedeceğiz.
 
Toplumun içinden adeta din satan, din tüccarlarının çıkmasına, bizler neden oluyoruz. Çünkü bu simsarların tuzağına, yaptığımız hatalarımızla bizler düşüyoruz da ondan. Onların sözlerine hiç düşünmeden ve araştırmadan kandık ve bizleri Kur’an ın uyarısında olduğu gibi,  ALLAH İLE ALDATTILAR. Sanırım bu yol ve yöntem bizlerin kolayımıza, işimize de geldi. GELİN BU ZALİMLERİN, ALLAH İLE ALDATICILARIN, BİZLERE VURDUĞU PRANGAYI KIRALIM. BAKIN O ZAMAN, ANLATTIKLARI MASALLARI DİNLEYECEK, KİŞİLER BULABİLECEKLER Mİ? 
 
Allah emin olmadığınız bilgilerin, sakın ardına düşmeyin hesabını sorarım, diye bizleri uyarır. Allah dan başka şefaatçiler, yardımcılar, veliler edinmeyesiniz diye, sizlere Kur’an ı kolaylaştırdık, açıkladık ve izah ettik der. Din tacirleri, buna benzer yüzlerce ayetleri toplum fark etmesin diye, bizlerin Kur’an ı anladığımız dilden okumamızı engellemek için, Kur’an da her bilgi zaten yoktur, Kur’an başka dillere tam olarak çevrilemez, siz Kur’an ı anlayamazsınız, her kelimenin onlarca anlamı vardır iftirasını uydurdular. AMA HER NE HİKMETSE, HÂŞÂ ALLAH IN TÜM KULLARINA ANLATAMADIĞINI, ONLAR ANLAMIŞ VE UTANMADAN ANLATTIKLARINI SÖYLEYEBİLİYORLAR. Bizlerde aklı devreden çıkardığımız için, kabul ediyoruz ve bu zalimlere inanıyoruz. 
 
Allah bizlerin yalnız Kur’an a sarılmamızı ve yalnız Kur’an ın hükümlerinden sorumlu olduğumuza hükmetmiştir. Allah ile aldatıcılar, bizleri Kur’an dan uzaklaştırıp, elleriyle yazdıkları ve bunlarda Allah katındandır dedikleri kitaplara toplumu, yüzlerce yıldır yöneltmişlerdir. Toplum arasında ektikleri zehir, nifak, rivayet ve batıl, toplumların içinde yeşerdiği ve kök saldığı için, genlerimize işlemiş yanlış bilgilerin etkisiyle, bu zalimlerin şu sözlerinden etkilenip, hatta korkar olmuşuz. 
 
“RİVAYET HADİSLER VE FIKIH OLMASA NE NAMAZIMIZI KILABİLİRİZ, NE ORUCUMUZU TUTABİLİRİZ, NE ZEKÂT VEREBİLİRİZ, NEDE HACCA GİDEBİLİRİZ. TÜM BUNLARI PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİNDEN VE FIKIH İNANCINDAN ÖĞRENİYORUZ. BU BİLGİLER OLMASAYDI KUR’AN I ANLAYAMAZDIK VE KUR’AN KAPALI KALIRDI.”
 
Bu sözlere inanan bir Müslüman, önce Kur’an ı devre dışı bırakır ve Allah ın doğru yolundan sapar. YANİ BUNDAN SONRA, BU SÖZLERE İNANAN BİR İNSANIN YOLDAŞI ŞEYTAN OLUR. Bunu Allah Kur’an da söylüyor hatırlatırım. Size sormak isterim. Allah bizlerden namaz kılmamızı, oruç tutmamızı, zekât vermemizi isteyecek, ondan sonrada bu konuları açıklamayacak, izah etmeyecek öylemi? Daha sonrada bizleri Kur’an dan sorumlu tutacak. Bu nasıl bir mantık, nasıl bir adalet anlayışı. Bunu nasıl düşünür ve inanırız. Allah yerine getirmemizi emrettiği ibadetleri, kolay ve açık bir şekilde bizlerden istemiştir Kur’an da. Lütfen bunu unutmayalım ve bu bilgileri Kur’an dan öğrenelim, araştıralım. İşte o zaman, var olduğunu nasıl göreceğiz.
 
Bizlerin hatası, yüzlerce yıldır beşerin yarattığı FIKIH İNANCININ, dine soktuğu ve tüm ibadetlere ilaveleri, bizler Kur’an da bulamadığımızda, bu yalanlara inanıyoruz ve bakın demek ki Kur’an da her şey olmuyormuş, namazın rekât sayısı bile Kur’an da yok, namazda neler okuyacağımız bile yazmıyor diyebiliyoruz. Hâlbuki Allah ın böyle bir sınırlaması Kur’an da yoktur. ALLAH IN KUR’AN DA SINIRLAMADIĞINI SINIRLAMAK VE ŞEKİLLENDİRMEK KİMİN HADDİNE. En az kılabileceğimiz kısaltılmış namaz, rekât örneği Kur’an da verilmiş, normal şartlarda rekât sayısı sabitlenmemiş bizlere bırakılmıştır. Namaz esnasında da Allah a nasıl hitap edeceğimiz, onu nasıl zikredeceğimiz, ondan nasıl yardım isteyeceğimizde bizlere kalmıştır. Zaten Kur’an da bunların örnekleri de vardır. Ama bu gerçeği fark edemiyoruz. ÇÜNKÜ BİZLER KUR’AN IN ETKİSİNDE DEĞİL, BEŞERİN FIKIH İNANCININ ETKİSİNDE KALMIŞIZ.
 
Dilerim bu gerçekleri fark edebilen, azınlık Allah ın kulları arasında oluruz. Kur’an ın penceresinden bakamayan, araya beşeri pencereler açanların ve edindikleri velilerin gölgesinde İslam ı yaşayanların, mahşer günü pişman olacaklarını unutmayalım. Din ve iman adına, bakacağımız, izleyeceğimiz, örnek alacağımız tek pencere, ALLAH IN BİZLERE AÇTIĞI KUR’AN PENCERESİDİR, lütfen unutmayalım.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK