İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

11 Ocak 2017 Çarşamba

ANA BABA -1


VII. TOPLUMSAL DÜZEN VE HUKUK

A. AİLE HAYATI - 2

2. ANA BABA - 1

a) Kavram olarak, Toplumsal düzen ve Hukuk, Aile Hayatı, Ana-Baba


Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk / ibadet etmeyin, anaya babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı, iltifatlı söz söyle. Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi." 17. sure (İSRÂ) 23-24. ayet (Resmi: 17/İniş:50/Alfabetik:46)
De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz." 6. sure (EN'ÂM) 151. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

Biz, insana anne babasını önerdik. Annesi onu güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim. 31. sure (LOKMAN) 14-15. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)
Biz insana, anne babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet, yiğitlik çağına gelip kırk yıla erdiğinde şöyle der: "Rabbim; beni, bana ve ebeveynime verdiğin nimete şükretmeye, hoşnut olacağın iyi bir iş yapmaya yönelt! Soyum içinde, benim için barışı gerçekleştir. Sana yöneldim ben, sana teslim olanlardanım ben!" 46. sure (AHKAF) 15. ayet (Resmi: 46/İniş:66/Alfabetik:3)

"Rabbimiz, hesabın ortaya geleceği gün; beni, anne babamı ve inananları affet!" 14. sure (İBRÂHİM) 41. ayet (Resmi: 14/İniş:72/Alfabetik:40)

Biz insana, anne babasına en güzel bir biçimde davranmasını, şunu söyleyerek önerdik: "Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyle bana ortak koşman için seninle çekişirlerse, o takdirde onlara itaat etme. Yalnız banadır dönüşünüz. Nihayet ben size yapıp ettiğiniz şeylerin haberini bildireceğim." 29. sure (ANKEBÛT) 8. ayet (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)

İsrailoğulları'ndan şöyle bir söz de almıştık: Allah'tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İnsanlara güzeli ve güzelliği söyleyin. Namazı kılın, zekâtı verin. Bütün bunlardan sonra siz, pek azınız müstesna, sırt çevirdiniz. Hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz. 2. sure (BAKARA) 83. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez. 4. sure (NİSA) 36. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere. İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah düşmanı olduğu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaştı. Şu bir gerçek ki, İbrahim başkaları için gamlanıp ah eden ince yürekli, yumuşak bir insandı / tam bir evvâhtı. 9. sure (TEVBE) 113-114. ayet (Resmi: 9/İniş:113/ Alfabetik:104)

Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, eğer imana karşı inkârı seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyin. İçinizden onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridirler. 9. sure (TEVBE) 23. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)

 De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz / menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz." 9. sure (TEVBE) 24. ayet (Resmi: 9/İniş:113/ Alfabetik:104)

b) Ebeveyn


(1) Ebeveyn için yapılan harcama / infak

Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir." 2. sure (BAKARA) 215. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

(2) Ebeveyn, anma ve yoluna uymak

Gerekli ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine Allah'ı anın. Tıpkı atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla. İnsanlardan bazısı şöyle der: "Ey Rabb'imiz, bize dünyada ver." Böylesi için âhırette bir nasip yoktur. 2. sure (BAKARA) 200. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Birisi de ana babasına: "Yazık size, benden önce bir yığın nesil gelip geçtiği halde, siz bana, benim diriltileceğimi mi söylüyorsunuz?" dedi. Onlarsa; Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun; inansana, Allah'ın vaadi haktır" diye vahlanınca o şöyle dedi: "Bu, öncekilerin masallarından başkası değil!" 46. sure (AHKAF) 17. ayet (Resmi: 46/İniş:66/Alfabetik:3)

Allah'a ve âhiret gününe inanan bir topluluğun, Allah'a ve resulüne karşı çıkanlarla sevgiye dayalı bir dostluk kurduğunu göremezsin. Bunlar onların ister babaları olsun, ister çocukları olsun, ister kardeşleri olsun, ister akrabaları olsun. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; sürekli kalacaklardır orada. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Allah'ın hizbi işte bunlardır. Dikkat edin, Allah'ın hizbi, başarıya ulaşanların ta kendileridir! 58. sure (MÜCÂDİLE) 22. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)

(3) Ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumlulukları

Anneler çocuklarını - emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için - tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiç bir benlik yaratılış kapasitesi dışında bir şeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuğu yüzünden, çocuğun babası da kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir. 2. sure (BAKARA) 233. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

(4) Ebeveynleri sorgulamadan / bilgisiz-bilinçsiz taklit etme

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!... 2. sure (BAKARA) 170. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Onlara, Allah'ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter." Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi? 5. sure (MÂİDE) 104. ayet (Resmi: 5/İniş:110/Alfabetik:60)

Şirke batanlar şöyle diyecekler: "Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz." 6. sure (EN'ÂM) 148. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: "Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu." De ki: "Allah, edepsizliği / iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?" 7. sure (A'RAF) 28. ayet (Resmi: 7/İniş:39/Alfabetik:9)

Dediler ki: "Sen, yalnız Allah'a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? Eğer doğru sözlü isen hadi bize bizi tehdit ettiğini getir." 7. sure (A'RAF) 70. ayet (Resmi: 7/İniş:39/Alfabetik:9)

Şöyle de demeyesiniz: "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?" 7. sure (A'RAF) 173. ayet (Resmi: 7/İniş:39/ Alfabetik:9)

Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, eğer imana karşı inkârı seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyin. İçinizden onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridirler. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz / menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz." 9. sure (TEVBE) 23-24. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)

Dediler ki: "Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin de bu toprakta devlet ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin? Biz, ikinize de inanmıyoruz." 10. sure (YÛNUS) 78. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)

Dediler ki: "Ey Sâlih! Sen bundan önce, aramızda aranan / ümit beslenen bir kişi idin. Şimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Gerçek şu ki biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz." 11. sure (HÛD) 62. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)

Dediler ki: "Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın." 11. sure (HÛD) 87. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)

Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da nasiplerini hiç eksiltmeden elbette vereceğiz. 11. sure (HÛD) 109. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)

"O'nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuştur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah'ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din işte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar." 12. sure (YÛSUF) 40. ayet (Resmi: 12/İniş:53/Alfabetik:110)

Resulleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor." Şöyle cevap verdiler: "Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!" 14. sure (İBRÂHİM) 10. ayet (Resmi: 14/İniş:72/Alfabetik:40)

Ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk / ibadet etmez, O'na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir. 16. sure (NAHL) 35. ayet (Resmi: 16/İniş:70/ Alfabetik:75)

(5) Ebeveynlerin İnanmayan / küfre sapmış olanlarına uyma

Dediler: "Atalarımızı onlara kulluk / ibadet eder bulduk." 21. sure (ENBİYÂ) 53. ayet (Resmi: 21/İniş:73/ Alfabetik:21)

Dediler: "Hayır! Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk." 26. sure (ŞUARA) 74. ayet (Resmi: 26/İniş:47/Alfabetik:94)

Böylelerine, Allah'ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Peki, şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı? 31. sure (LOKMAN) 21. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)

Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen, Kendileri de hâlâ onların eserleri ardınca koşturuyorlar. Yemin olsun, daha önce ilk nesillerin çoğu da sapmıştı. 37. sure (SÂFFÂT) 69-71. ayet (Resmi: 37/İniş:56/Alfabetik:90)
Hayır, sadece şunu söylemişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet / bir din üzerinde bulduk; onların eserlerini izleyerek biz de doğruya ve güzele varacağız." İşte böyle! Senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek oranın servetle şımarmış kodamanları mutlaka şöyle demişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet / bir din üzerinde bulduk; onların eserlerine uyarak yol alacağız." Uyarıcı dedi: "Peki, ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha iyi yol göstereni getirmiş olsam da mı?" Dediler: "Doğrusu, biz seninle gönderilen şeyi tanımıyoruz." 43. sure (ZUHRUF) 22-24. ayet (Resmi: 43/İniş:63/Alfabetik:113)

(6) İnsanların ebeveynlerine karşı sorumlulukları

İsrailoğulları'ndan şöyle bir söz de almıştık: Allah'tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İnsanlara güzeli ve güzelliği söyleyin. Namazı kılın, zekâtı verin. Bütün bunlardan sonra siz, pek azınız müstesna, sırt çevirdiniz. Hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz. 2. sure (BAKARA) 83. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir. 4. sure (NİSA) 1. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez. 4. sure (NİSA) 36. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz." 6. sure (EN'ÂM) 151. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk / ibadet etmeyin, anaya babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı, iltifatlı söz söyle. Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi." 17. sure (İSRÂ) 23-24. ayet (Resmi: 17/İniş:50/Alfabetik:46)
Eğer onlardan, Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak/tatlı bir söz söyle. 17. sure (İSRÂ) 28. ayet (Resmi: 17/İniş:50/Alfabetik:46)

Ana-babasına iyilik eden biriydi; zorba, isyancı biri değil. 19. sure (MERYEM) 14. ayet (Resmi: 19/İniş:44/ Alfabetik:63)

"Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı." 19. sure (MERYEM) 32. ayet (Resmi: 19/ İniş:44/Alfabetik:63)

Biz insana, anne babasına en güzel bir biçimde davranmasını, şunu söyleyerek önerdik: "Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyle bana ortak koşman için seninle çekişirlerse, o takdirde onlara itaat etme. Yalnız banadır dönüşünüz. Nihayet ben size yapıp ettiğiniz şeylerin haberini bildireceğim." 29. sure (ANKEBÛT) 8. ayet (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)

Biz, insana anne babasını önerdik. Annesi onu güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim. 31. sure (LOKMAN) 14-15. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)
Biz insana, anne babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet, yiğitlik çağına gelip kırk yıla erdiğinde şöyle der: "Rabbim; beni, bana ve ebeveynime verdiğin nimete şükretmeye, hoşnut olacağın iyi bir iş yapmaya yönelt! Soyum içinde, benim için barışı gerçekleştir. Sana yöneldim ben, sana teslim olanlardanım ben!" 46. sure (AHKAF) 15. ayet (Resmi: 46/İniş:66/Alfabetik:3)

(7) Ebeveyn, veraset / varislik

İçinizden birine ölüm geldiğinde, eğer bir hayır bırakacaksa, üzerinize yazılan şudur: Ana-babaya, akrabaya, örfe uygun vasiyette bulunmak. Takva sahipleri üstüne bir hak olarak... 2. sure (BAKARA) 180. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. 4. sure (NİSA) 11. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Hamd Allah'adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar. 6. sure (EN'ÂM) 1. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin. 36. sure (YÂSÎN) 6. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

"Ey Rabbimiz, onları kendilerine vaat etmiş olduğun Adn cennetlerine koy! Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden barışa yönelenleri de. Azîz ve Hakîm olan, hiç kuşkusuz sensin, sen!" 40. sure (MÜ'MİN) 8. ayet (Resmi: 40/İniş:60/Alfabetik:69) 

RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal 

10 Ocak 2017 Salı

DİN ADAMLARI YAŞADIĞIMIZ ÇAĞIN SORUNLARININ FARKINA VARMALI



GÜNDEM
Ali Bardakoğlu: Din adamları yaşadığımız çağın sorunlarının farkına varmalı

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile 21. yüzyılda İslam dünyasının yaşadığı sorunları konuştuk...
08 Ocak 2017 Pazar, 03:52:37 Güncelleme: 03:54:44
·         
 İslam Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme’ adında çarpıcı bir kitap yazan eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile 21. yüzyılda İslam dünyasının yaşadığı sorunları konuştuk...

Kitabınızın adını neden “Müslüman­lığımızla Yüzleşme” koydunuz?

İslam ile Müslümanlık aynı şey değildir. Müslümanlar 14 asırdır tarih sahnesindeler ve farklı coğrafyalarda farklı Müslümanlık tarzları ortaya çıktı. Kendi kavgalarımızın, zaaflarımızın, tarihi ve sosyal şartların yol açtığı sıkıntılar vardır. Bu yüzden Müslü­manlığımızın sürekli İslam ışığında gözden geçirmek ve yüzleşmek zorundayız.
Bugün İslam dünyası denildiğine bir Batılının aklına terör, savaş, geri kalmış­lık, kadınların aşağılanması, otoriterlik, bilim sanatta geri kalmışlık ve körfez ülke­lerindeki abartılı lüks tüketimi geliyor. Neden böyle bir manzara ortaya çıktı?

Batılıların da bizim de görme biçimi­mizde biraz yanlılık var. İslam tarihinde bilimde, teknolojide, bilgi üretiminde başarılı olunan altın dönemler var. Ama bugün İslam dünyasında şiddetin, terö­rün, nefretin olduğu doğrudur. Bununla yüzleşmemiz gerekiyor. Kadın hakları, kız çocuklarına ayrımcılık, eğitim, sağ­lık, çevre gibi temel açılardan gerideyiz. Mesela milli gelirlerin İslam ülkelerindeki dağılımı ve sosyal adalet konusu... İslam adaletten çok söz eder, fakirin yanında olmaya teşvik eder ama bugün İslam dün­yasında insan değeri çok aşağılarda.
İslam dünyası niye bu noktaya geldi?

İslam dünyasının geri kalmışlığını sadece dinle ilişkili olarak açıklayama­yız. “Dinimizi yanlış anladığımız için bu noktaya gedik” diyemeyiz çünkü din tek başına toplumların kalkınmasının ya da geri kalmasının amiri değildir. İslam’ın ilk dönemlerinde büyük bir medeniyet kur­duk ama bunu sadece dini iyi anladığımız için kurmadık. Din bir motivasyondu ama dünyayı iyi anladık, gerçeklerle yüzleştik, çalıştık, çabaladık... Ama son yüzyıllarda geri kaldık. Müslümanlık tarzımız kadar, iktisat biliminin, bilimsel düşüncenin, kal­kınmanın, refahın, mutluluğun sağlanması lazım. İyi dindar olduğumuz vakit sağlıklı olur muyuz? Olmayabiliriz. Zengin olur muyuz? Olmayabiliriz. Onların kendilerine has kuralları vardır. Din ile dünya haya­tında önem verdiğimiz şeylerin arasında sıkı bir bağ kurmamız yanlış olur.
‘ZEMİN ÇOK KÖTÜYSE DİNİN YAPACAĞI KATKI SINIRLIDIR’

Toplumun sosyal, ekonomik ve siyasal hayatında çok büyük çatlaklar, zaaf nok­taları varsa ve fırsat eşitliği yoksa, insan­lar tüm sorunlarını dini alana taşıyıp, öfke ve kavgalarını din üze­rine yapabiliyor­lar. Bir toplumda milli gelir, yer altı kaynak­ları yöneticile­rin tekelinde oluyor da hal­kın % 95’i fakir­lik sınırının altında yaşıyorsa ve o insanların ortak değeri Müs­lümanlıksa elbette bu insanlar tepkisini din üzerinden ifade edecektir. Sorunlar giderilmeden “İslam barış dini­dir” demeniz karın doyurmaz. Zemin çok kötüyse dinin yapacağı katkı sınırlıdır.”


 ‘DİN, AYRINTILI BİR HAYAT REÇETESİ DEĞİLDİR’

 “İnsanlar kendi mesleklerine, evli­liklerine, kaç çocukları olacağına kendi karar verir. Din sadece işin kıvamını, ahlaki ve insani tarafını hatırlatır. Biz dini çok ayrıntılı bir hayat reçetesi olarak görüyoruz. Sabahtan akşama kadar tüm davranışlarımızı din belir­lemiş diye kabul ediyoruz. Öyle değil. Din sadece yaşadığınız hayatta ahlakiliği sağlı­yor. İlk geldiği dönemde de o ahlakiliği sağladı. Bugün de iyi anlarsak o ahlakiliği sağlayabiliriz.

 ‘İSLAM ÂLİMLERİ ÖFKELİ VE HIRÇIN, DİN DİLİ İDEOLOJİK VE AYRIŞTIRICI OLDU’

 Peki, Müslüman ülkelerin çoğunda otoriter yönetimlerin ve toleranssız top­lumların olması tesadüf mü? Hak ve özgürlükler meselesinin bu kadar aşağıda olmasının sebebi nedir?

Müslüman ülkelerdeki sorunlar İslam’ın özünden kaynaklanmı­yor. Her birinin kendi tarihle­riyle ilgili sebepleri var. Ama haklı olduğunuz bir nokta var; İslam bu otoriter­liği, adil olmayan yönetim biçimlerini düzeltmede çok fazla role sahip değil. Din bu noktada neden çok etkili olamıyor? Bu da ulemanın sorunu. Yani dinin değil, din algısının ve ulemanın sorunu... Din adamları çok arkaik kaldı. Tarihe takıl­dılar. 21. Yüzyıla girdik ama hâlâ hicri 3. ve 4. asırdaki yorumları bize gerçek din olarak sunma yanlışını sürdürüyorlar. Halbuki din bil­ginlerinin toplumun önünü açması, toplumun sorunlarının giderilmesinde iyileştirici unsur olarak işe yaraması gerekiyordu.
Bir ilahiyatçı olarak diyorum ki; ulema, din ve İslam bilginleri bu konuda engel olmaktan vazgeçsinler. Siyasetçiler, kadın ve kız çocuk­larının hakları konusunda adım atmak istiyor­lar ve ulema da “Bu dinimizde zinhar doğru değildir” diyorsa, bu büyük vebaldir. Ulema­nın ilk görevi, çağdaş dünyanın gereği ola­rak insanımızın daha özgür ve insani bir hayat standardına doğru yürümesiyse, “Eski kitap­larda böyle okuduk” diyerek engel olmaktan vazgeçip, hayatın akışını anlamaları, teş­vik edici olmaları lazım. Bir gözü Kur’an’da ve Sünnette bir gözü de toplumda olacak. Söylediği şeyin insanları ne kadar mağdur edip etmeyeceğini görecek. Örneğin küçük çocukların evliliğini din adına elbette savu­namazsınız. Kitap böyle yazıyor diyerek ola­yın geçiştirilmesi savunulmaz. Bu duruma ilk onların karşı çıkması gerekir. Fakat bazen önde yürümek yerine, önde yürüyenlere mani olup, din adına karşı çıkabiliyorlar. İslam âlimleri öfkeli ve hırçın. Din dili ideolojik ve ayrıştırıcı oldu. Anlattığımız dinin toplumda karşılığının olmadığını gördükçe hırçınlaşı­yoruz. Hâlbuki Allah bu dini bütün insanlığa gönderdi. Bizim Allah’ın kitabını, Peygam­ber’imizin sünnetini bu insanlara güncelle­yerek ve insanların gönül dünyalarına hitap ederek anlatmamız gerekiyor.


 ‘İSLAM’IN SİYASALLAŞMASI VE İDEOLOJİK HALE GELMESİ DİNE BÜYÜK ZARAR VERDİ’

İslam üzerinden siyaset yapılması, İslam’ın ideolojik bir düzleme çekilmesi, İslam’ın kendisine zarar verdi mi?

Büyük zarar verdi. Gençlik yıllarımızda kapita­lizm ve sosyalizmin alternatifi olarak İslam’ı koyu­yorduk. Yeni nesillerin hoşuna gidiyordu. Oysa İslam bir ideoloji değildir. Demokrasiyle yarıştırıla­cak bir siyasal tercih değildir İslam’ı ancak Yahu­dilik ya da Hıristiyanlıkla mukayese edebilirsiniz. Siyaset ve İslam’ın iç içe olması İslam’a büyük haksızlıktır. İnsanlar artık siyasete olan ilişkilerine göre dinle ilişkilerini ayarlıyorlar. Siyasete kızan dine de kızmaya başlıyor. Siyasetin yanlışı dine ait olmaya başlıyor.
İslam’ın yaşatılması adına İslami yönetimlerin kurulması kötü bir şey mi?

İslam’ın bir siyaset modeli önerip, önermediği çok tartışıldı. İslam evrensel bir dindir. Afrika’daki bir kabile Müslüman olduğunda kabile hayatını bırakıp, demokrasiye mi geçmesi gerekiyor? Kuran-ı Kerim’de bolca krallıklardan söz edilir. İslamiyet’te sizi kimin yönettiği önemli değildir. İslam için adaletin sağlaması ve hakka hukuka riayet edilmesi önemlidir.
Peki ya İslam’ın ulu’l emr’e itaat yani siyasilere itaat argümanı?

İslam Abbasi döneminde oluşmuştur. Yönetim Abbasi Halifesi ve vezirlerindedir. Kitaplar bu veri üzerine oturur. Özgürlük temasından çok adaletten bahsedilir. Yani bu sözler kendi konjonktürü içinde anlaşılamadı. Abbasi dönemindeki bu telkinler o dönem için anlamlıydı. İki de bir halifeye başkaldırı olursa toplumda huzur olmazdı. İslam bilginleri “Haklı olan kılıca sarılmasın. Huzur içinde yaşamayı öğrenelim” dedi. Her ihtilal kaos ve binlerce insanın ölmesi demektir.
 İslam ve otoriterlik arasında bir ilişki var mı sizce?

14 asırlık İslam tarihinde krallık ve halifelik var. Otoriter örnek fazladır. Bu dinle değil tarihle alakalıdır. Tarihi realiteyi dinin kendisi sayamayız.
Peki, Batı tipi demokrasiler neden İslam dünyasında pek tutunamıyor?

Mevcut klasik din anlayışını koruduğu­muz sürece Batı tipi özgürlük anlayışının yer­leşmesi çok zor. Abbasi döneminde olmuşmuş biat kültürü varken günümüzdeki vatandaş­lık, insan hakkı ve özgürlük kavramlarını yeşert­mek zor. Müslümanlar çevre sorunlarına uzun süre yabancı kaldı, kadın haklarını çok zor kabul­lendi, temel hak ve özgürlükler ve ötekinin dini inancı konusunda hala tereddüt yaşıyor. Bütün hakları konuşmamız gerekiyor. Kimi İslam ülke­lerinde nüfusun % 90’ı açlık sınırında yaşarken, kimileri parayı nereye harcayacaklarını bilemiyor. İslam dünyası bunları konuşmaya başladığı vakit canı acıyacak ve sorumluluklar gelecek. Paylaş­mayı öğrenecek. Fakat sorumluluktan kaçmak için bunlarla yüzleşmiyor.

‘KUR'AN O GÜNKÜ TARİHSEL ARKA PLAN VE SOSYAL GERÇEKLER DÜŞÜNÜLMEDEN ANLAŞILAMAZ'

‘İşlerine gelen ayeti ya da hadisi seçip, insanların dindarlıklarını sömürüyorlar'
Kuran’da o günkü güncel olaylara ilişkin ayetleri bugün nasıl yorumlamalıyız? 14 asır önce inmiş bir kutsal kitap ve hadisler 21. yüzyılın gerçekleriyle nasıl örtüşecek?

Bu harika bir soru. İşte bu noktada din bil­ginlerinin elini taşın altına koyması ve “Allah Kuran’da kime ne dedi? Biz bugüne nasıl akta­racağız?” sorusunu ciddiye alması gerekiyor. Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz ‘in 23 yıllık hayatı önümüzde sabit bir gerçek olarak duruyor. Peki, biz bunu nasıl anlayacağız? Allah bu dini sadece 3. ve 4. yüzyıldaki Abbasi toplum­larına göndermedi. İnsanların yaşam şekillerini değiştirerek hayatlarını sürdüreceğini bildiğine göre Müslümanlara düşen toplumların ihtiyaçla­rına göre ana metinleri ve olayları yorumlamaktır.
IŞİD gibi terör örgütleri Kuran’daki “Kâfirleri gördüğünüz yerde öldürün” ayetini referans aldıklarını söylüyorlar. Bunun dinle çelişen tarafı nedir?

Hristiyan ve Yahudilerin olduğu ayetlerin bir kısmı ilişkilerin daha iyi olduğu dönemde bir kısmı da gerilimli dönemlerde inmiştir. Her bir ayetin o günkü tarihsel arka planı, sosyal gerçek­lerle örtüşmesi vardır. Onları tarihinden koparıp bugüne metin olarak taşırsanız, doğru anlaşıl­maz. İşlerine ne geliyorsa onu seçip, kendilerine kalkan edip insanların dindarlıklarını sömürüyor­lar. Bu olmaz. Arapça bilmekle Kuran’ı anlamış olsaydık, bir tercüme birimine verip Kuran’ı anla­yabilirdik. En sığ ve yanlış anlayış budur.

 ‘KURAL OLARAK YILBAŞI KUTLAMAK GÜNAH DEĞİLDİR AMA DİYANETİN SUÇLANMASINI DA DOĞRU BULMUYORUM’

Bu sene yılbaşı gecesi bir eğlence mekanına yapılan terör saldırısı Türkiye’deki yılbaşı kutlama tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Saldırının öncesinde ve sonrasında Diyanet’in iki açıklaması oldu. Siz yılbaşı meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Reina’daki katliam tam bir vah­şettir. Bunu yapan hangi dine men­sup olursa olsun tasvip edilecek tarafı olmadığı gibi milletin yeni yıla girme umutlarını da havaya uçurdu. Hayatını kaybedenlere Allah’ın rahmetini dili­yorum. Diyanetin hutbesinin suçlan­masını haklı bulmuyorum. Hutbenin yılbaşını kutlayanlara yönelik eleştiri olarak hazırlandığını düşünmüyorum. Belli haramları hatırlatan bir hutbeydi. Diyanet İşleri Başkanımızın “Mabet ile eğlence mekanına yapılan vahşet aynıdır” cümlesine katılıyorum. İki olay yan yana gelince algı yönetimi sorunu oldu. Bu katliam olmasaydı hiçbirimiz o hutbeyi konuşmayacaktık.
Siz yılbaşı meselesine nasıl bakıyorsunuz? Yılbaşı kutlamak günah mıdır?

Kutlama günah olmaz. Yılbaşını, hicri yılı ya da miladi yılı kutlamak da günah değildir. Hatta güzel bir davra­nıştır. İnsanların yeni yılı kutlamasına diyanet ve din bir şey demez. Diyane­tin ve din hocalarının demesi gereken şey “Kutlamana haram bulaştırma. Kutlamana içkiyi, kumarı karıştırma” olmalıdır. Bizim tarihimizde nice güzel eğlenceler, sanat, musiki var. 14 asırı ağlayarak, başımız önde geçirmedik. Asıl suratlı dindar profili oluşturuldu. Sorun eğlence değildir. Eğlenenleri kınayarak kutuplaştırmaya yol açmak yanlıştır. Toplumsal sinirlerimiz gev­şedi. En küçük şeyde alev alacak gibi­yiz. Siyasetçilerin, din ve üniversite hocalarının, aydınların, gazetecile­rin sözlerine dikkat etmesi gerekiyor. Kutuplaşmayı besleyecek gibi görü­nen masum cümlelerden dahi kaçın­mamız gerekiyor.

 SATRANÇ YORUMU: ‘KİMSENİN GÜNAH ÜRETME HAKKI YOKTUR’

 ‘Satranç günahtır’ tartışmasına ne diyorsunuz?

Allah’ın haram dediği haramdır. Haram demediği helaldir. Kimsenin günah ve haram üretme hakkı yoktur. Maalesef din adamları “Benim yorumum” demiyor da “İslam’a göre”, “Allah’a göre” diyor. Bunu dinleyen gariban vatandaş birden fazla İslam’la karşı karşıya kalıyor. Birinin başında fes diğerinin yüzünde sakal var. Kılık kıyafetine mi bakacaksın? Dediğine mi bakacaksın? Allah’ın haram kıldıkları bellidir. Bunu anlayabilselerdi yaşam tarzlarına müdahale etmezlerdi, farklı görüşlere tahammül ederlerdi.

 ‘MEZHEPLER TEK HAKİKATÇİ VE TAHAMMÜLSÜZ’

 Ya mezhep tartışması?

Devletlerin belli mezheplere sahip çıkmasının kaoslara ve şiddete yol açtığını görüyoruz. Orta­doğu’da olanlar da bunu bize anlattı. Din dili hoş­görülü ve mütevazı karakterini kaybetti. Mesela günümüzde Selefiliğin öne çıkan tezi “Kur’an ve Sünnet’e dönmek” ise de bu söylem slogandan öteye gitmez. Asıl sorun onların din adına tek haki ­katçı ve tahammülsüz tutumudur. Şia dünyası da hiyerarşi içinde bir din söylemi geliştirdi. Din uleması adeta bir ruhban sınıfına dönüştü. Sünni kesimde de dini bilgide tek hakikatçılığın benimsendiğini görü­yoruz. Gerek Şii gerekse Sünni kesimin sivil ve çoğulcu söylemler yerine siyasal ve ideolojik bir din i söyleme ağırlık vermesi dine zarar veriyor

 ‘LAİKLER DE DİNDARLAR DA KADINI ŞEKLEN ÖNE ÇIKARDI­LAR’

 “Alnı secdeden kalk­mayan Müslümanlar dün­yevileşmeye meydan okuyarak dünyevileşiyor. Şekli bir dindarlıkla yetine­rek hızla dünyevileşiyoruz” demişsiniz. Şekli dindarlık­tan kastınız nedir?

Günümüzde dindarlık şekil yönüyle arttıkça içi boşalmaya başladı. İbadete yoğun­laşan bir dindarlık anlayışımız var. Namaz kılıyo­ruz, sık sık Umre’ye gidiyoruz, Kuran-ı Kerim’i okuyoruz, gözümüz­den yaş­lar akıyor. Bir diyeceğim yok, yapalım ama o seccadeden başımızı kaldırıp, ticarete başladığı­mızda, trafikte, ilişkilerimizde başka bir insan oluyoruz. Biraz önce Allah’la buluşan, insan gidiyor, acımasız ve kibirli bir insan geliyor.
Türkiye’de ötekine karşı hoşgörüsüzlük ve toplumsal kutuplaşma yaşanmasında dindar kesi­min hataları oldu mu?

Herkesin hatası oldu. Laik­lik ve modernleşme adına büyük yanlışlar yapıldı. Modernleşme kadın üze­rinden yapıldığı için bunun rövanşı da kadın üzerinden alınıyor. Erkekler kurulu ata­erkil düzenlerini değiştirmek­sizin sürekli kadının şeklen batılılaşmasını öne çıkardı­lar. Bu durumun muhafazakâr kesimle uyuşmayan tarafları vardı. Dindar kesim de ataer­kil yapıdan taviz vermeksizin kadın üzerinden dindarlaş­mayı sağlamaya çalışıyor. İki durum da kötü...
İslam laikliğe karşı mıdır?

Laiklik tartışmaları İslam dünyasına hoyratça ve dışarıdan dayatma ile girdi. Katı Batıcıların emri vakisi ve stratejik hatalar da olunca muhafazakâr kesimde değişmez bir önyargı oluştu. Laik kesimde de dindarlık ve din hakkında olumsuz bir yargı oluştu. Yobaz çizgide bir din eğitimi verirseniz adam onu dinin gereği zanneder. Çocuğunu da döver insanlara da sataşır. Tarihimizde farklı yaşam tarzlarına devlet eliyle sistematik bir müdahale yoktur. Ama son dönemde din siyasal ve ideolojik bir tavır haline gelmeye başladı. Dinin neye izin verip, neye vermediği konuşulmaya başlandı. Din adına konuşma Allah’a ve peygambere aittir. Din bilginlerinin din adına konuşması son derece yanlış ve tehlikelidir.

‘21. YÜZYIL MÜSLÜMANLIĞINI İNŞA ETMEK GEREKİYOR’

Müslüman modern olabilir mi? Modernite ve İslam arasında çelişki var mıdır?

Modernizm ve moderniteyi birbirinden ayırıyorum. Modernite içinde yaşadığımız gerçekliklerdir. Hem dindar hem modern dünyanın gereklerine cevap veren insan olabilir. Biz 21. yüzyılı yaşamak üzere Allah tarafından gönderildik. Bu yüzyılın dayattığı her şey doğru olmayabilir ama gerçekleri var. Modernitenin esiri olmadan 21. yüzyıl Müslümanlığını inşa etmek gerekiyor. Bu yüzyılda yaşadığımızın farkında olarak hesaplaşmak, alt etmek, kabullenmek, onarmak gerekiyor.

‘İLAHİYAT FAKÜLTELERİNDE ANTROPOLOJİ VE KÜLTÜR TARİHİ OKUTULMALI’

İslam, kadının kocasına hizmet eden, kocasının çizdiği sınırlar içinde yaşayan, işleriyle ve çocuk bakımıyla ilgilenen, mahreme bulaşmamak için iş hayatına fazla katılmayan bir kadın modeli mi istiyor?

Kültür tarihimizin kitapları böyle bir kadın çiziyor. Kuran’dan bahsetmiyorum. Eski alimlerin kadın tasavvuru böyledir. Hani bu din kıyamete kadar var olacaktı? Bu dinin anlaşılmasını 2. asırdaki alimlere bırakırsanız, onların anladıklarına İslam derseniz, bizim dediklerimize reform derseniz olmaz! Bu antropoloji ve kültürdür. Konuşmamız gereken de bugünkü Müslümanlıktır. İlahiyat fakültelerinde antropoloji ve kültür tarihi eksiktir. Din ilimlerinin okutulma biçiminde yanlış yok ama eksiklik var. Dini tarihten, toplumdan koparamayız.  Antropolojiyi, kültür tarihini, medeniyet tarihini göz ardı ederek anlayamayız. Kuran’ı Kerim’deki bir hüküm hiç yoktan mı geldi yoksa tarihi bir arka planı var mı? Dini kültür tarihinden bağımsız tuttuğunuz zaman anlamsızlaşıyor. Kuran’ı Kerim’i anlama başlı başına önemli bir iş. İslam uleması dini anlama üzerine çok konuşmalı.
Ya “Niye kadına çok evlilik verilmiyor da erkeğe veriliyor?” “İçkiyi yasaklıyor da cariyeliği neden yasaklamıyor?” gibi tartışmalar?

Allah dini 21. yüzyıl İstanbul’una gönderecek olsaydı. Kolay olurdu. Ama öyle bir din ki ilkel kabilesi var, büyüye inananı var, tarım toplumu var. Çok geniş bir perspektif olduğu için birçok gevşek bırakıldı. O günkü toplumda bunu yasaklamak kolay bir şey değildi.
Röportaj: Kübra Par
Fotoğraflar: Ece Oğultürk
Proje Asistanları: Sema Köksal ve İlayda Şen
Video ve Kurgu: Melik Demirel


GENEL OLARAK AİLELER


VII. TOPLUMSAL DÜZEN VE HUKUK

A.  AİLE HAYATI - 1

1. GENEL OLARAK AİLELER

a) Kişilerin seçim ve tercihleri üzerinde ailelerinin mutlak bir yaptırım gücü yoktur


Bedevilerden, geri bırakılmış olanlar sana şöyle diyecekler: "Bizleri, mallarımız ve ailelerimiz oyaladı. O halde bizim için Allah'tan af dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Allah size bir zarar dilerse, yahut bir yarar murat ederse, O'nun sizin için dilediğine kim engel olabilir?" Doğrusu şu ki, Allah, sizin yaptıklarınızdan haberdardır. 48. sure (FETİH) 11. ayet (Resmi: 48/İniş:109/Alfabetik:27)

Allah'a ve âhiret gününe inanan bir topluluğun, Allah'a ve resulüne karşı çıkanlarla sevgiye dayalı bir dostluk kurduğunu göremezsin. Bunlar onların ister babaları olsun, ister çocukları olsun, ister kardeşleri olsun, ister akrabaları olsun. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; sürekli kalacaklardır orada. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Allah'ın hizbi işte bunlardır. Dikkat edin, Allah'ın hizbi, başarıya ulaşanların ta kendileridir! 58. sure (MÜCÂDİLE) 22. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)

b) Aileler, iman edenleri Allah'ı anmaktan / Allah'ın Zikri olan Kur'an'dan alıkoyarsa hüsrana uğrarlar


Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah'ı anmaktan / Allah'ın zikri olan Kur'an'dan alıkoymasın! Böyle bir şey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir. 63. sure (MÜNÂFİKÛN) 9. ayet (Resmi: 63/İniş:103/Alfabetik:72)

c) Aile reisleri aile fertlerini Müslüman olarak yetiştirip,  Müslüman olarak yaşayıp- Müslüman olarak ölmelerini sağlamaya çalışmalı


İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti, Yakub da: "Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. O halde ancak Müslümanlar olarak can verin." Yoksa siz, Yakub'a ölümün gelip çatışına tanıklar mıydınız? Hani, oğullarına şunu sormuştu: "Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?" Cevapları şu olmuştu: "Senin ilâhına, ataların İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın ilâhına, tek ve biricik olan ilâha kulluk edeceğiz; biz yalnız O'na teslim olanlarız." 2. sure (BAKARA) 132-133. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Ailesine namazı, zekâtı emrederdi. Rabbi katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi. 19. sure (MERYEM) 55. ayet (Resmi: 19/İniş:44/Alfabetik:63)

Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et! Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takvanındır! 20. sure (TÂHÂ) 132. ayet (Resmi: 20/İniş:45/Alfabetik:96)

Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun! Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur. Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah'a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır. 64. sure (TEĞÂBÜN) 14-15. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)

d) Aileler, İman edip zürriyetleri de imanda kendilerine uyanların,  soy-sopları da kendilerine katılır


Göğüslerindeki düşmanlığı çekip almışızdır. Köşkler / divanlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olmuşlardır. 15. sure (HİCR) 47. ayet (Resmi: 15/İniş:54/Alfabetik:36)

İman edip zürriyetleri de imanda kendilerine uyanların, soy soplarını da kendilerine katmışızdır. Ve kendi amellerinden kendilerinin hiçbir şeyini eksiltmemişizdir. Her kişi, kazandığı karşılığında bir rehindir. 52. sure (TÛR) 21. ayet (Resmi: 52/İniş:76/Alfabetik:106)

e) Küfre sapıp ailelerini de küfre sokanlar gerçeği görür ve Tövbe ederlerse Allah Tövbeleri kabul edendir


"Siz O'nun dışında dilediğinize kulluk / ibadet edin." De ki: "Hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana atanlardır. Dikkat edin! Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur." 39. sure (ZÜMER) 15. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)

Ve göreceksin onları, zilletten ezilip büzülmüş halde ürkek bakışlarla bakarken, ateşe salınırlar. İnananlar şöyle derler: "Gerçek hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini perişan edenlerdir. Dikkat edin, zalimler, sürüp gidecek bir azabın içindedir." 42. sure (ŞÛRÂ) 45. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)

f) Aile fertlerinin birbirleri üzerinde hak ve sorumlulukları vardır, birbirlerine varistirler


Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Vârislerin, diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda, öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkân bulamayan, Allah'a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur. 4. sure (NİSA) 92. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Ey iman sahipleri! Kendilerinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. O ateşin başında çok katı, çok sert melekler vardır. Onlar, kendilerine emir verdiği konuda Allah'a isyan etmezler ve emredildikleri şeyi yaparlar. 66. sure (TAHRÎM) 6. ayet (Resmi: 66/İniş:106/Alfabetik:97)

g) Müminler sadece kardeştirler. Barış içinde bir aile gibi yaşamalıdırlar


Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah'tan sakının ki, size merhamet edilebilsin. 49. sure (HUCURÂT) 10. ayet (Resmi: 49/İniş:105/Alfabetik:37)

h) Benzer inanç ve davranış içindeki aile fertlerine karşılık olarak Allah da benzerlerini verir

Hemen cevap verdik ona, kendisindeki derdi kaldırdık. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatırlatma olarak, ona ailesini ve beraberinde benzerlerini de verdik. 21. sure (ENBİYÂ) 84. ayet (Resmi: 21/İniş:73/Alfabetik:21)

 Ona bizden bir rahmet ve özü temizlere bir hatırlatma olarak, ailesini ve beraberlerinde, benzerlerini bağışladık. 38. sure (SÂD) 43. ayet (Resmi: 38/İniş:38/Alfabetik:88)

i) Ailesinden farklı inanç ve davranış içindeki aile ferdine Allah karşılık olarak ferdin seçtiğini verir

Biz de onu ve ailesini kurtardık karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu. 7. sure (A'RAF) 83. ayet (Resmi: 7/İniş:39/Alfabetik:9)


 Ey iman sahipleri! Kendilerinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. O ateşin başında çok katı, çok sert melekler vardır. Onlar, kendilerine emir verdiği konuda Allah'a isyan etmezler ve emredildikleri şeyi yaparlar. 66. sure (TAHRÎM) 6. ayet (Resmi: 66/İniş:106/Alfabetik:97) 



RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal