İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

29 Mart 2017 Çarşamba

KUR'AN IN BİZLERE İNDİRİLME AMACINI DOĞRU ANLAMALIYIZ.

KONUK YAZAR - Haluk Gümüştabak


2017-03-28 17:21:00
KURAN IN BİZLERE İNDİRİLME AMACINI DOĞRU ANLAMALIYIZ. |  görsel 1

Biz Müslümanlar olarak acaba, Kur’an ı gereği gibi tanıyor muyuz? Kur’an ın indirilme amacını biliyor muyuz, burası çok önemli. Eğer bunun farkında değilsek, ondan gereği gibi faydalanmamızda mümkün olmayacaktır. Bir okurum bana şöyle bir soru sormuş, aslında bu soru, bizlerin Kur’an gerçeklerini anlamadığımızı ve bizlerin Kur’an dan gereği gibi faydalanamadığımızı gösteriyor.

“Allah Kur'an ı düşüne düşüne okuyun diyor ama meali düşüne düşüne okuyun demiyor, yanlış mı anlıyorum acaba.”Bunu söyleyebiliyor ya da düşünebiliyorsak, bizler Kur’an ın ne olduğunu bilmiyoruz ve indiriliş sebebini de anlamamışız demektir. Allah Kur’an ı neden Arapça indirdiğini anlatırken, siz Arap bir toplumsunuz, onun için Arap bir peygamber ve sizin dilinizden bir rehber Kur’an gönderdim diyor. Açıklamasını da yaparken, böyle indirmemizin nedeni anlayasınız ve üzerinde düşünmeniz içindir diyor. Konuyu Allah kullarının daha iyi anlayabilmesi içinde, daha da net bir açıklama yaparak, eğer anladığınız dilden Kur’an ı göndermemiş olsaydım, Arap bir topluma, başka dilde bir Kur’an mı gönderdin diye itiraz ederdiniz diye de açıklama yapıyor. Bu bilgileri Kur’an dan öğrenen bir Müslüman, sizce bana sorulan bu soruyu sorması normal mi? Yorum sizlerin.

Kur’an dendiğinde, aklımıza ne gelmelidir. Sanırım aklımıza gelmesi gereken, bizlerin sorumlu olduğu Allah ın hükümleri, yerine getirmemiz gereken kuralların açıklandığı, bir rehber kitap olduğu aklımıza gelir. Örneğin şunu söyleyebilir miyiz; Bu emirleri Türkçe tebliğ alamayız, özellikle Arapların tebliğ aldığı gibi Arapça tebliğ almalıyız, diyen var mı aramızda? Eğer evet Arapça okumalı ve Arapça tebliğ almalıyız, yoksa Kur’an okumuş sayılmayız, diyorsa bir Müslüman,  bu kişi Kur’an ın evrenselliğine inanmıyor, Kur’an ı Allah ın neden Arapça indirildiğini de bilmiyor demektir. Buna inanan bir Müslüman ın, Kur’an gerçekleri ile buluşması da mümkün olmayacaktır. 

DEĞERLİ DİN KARDEŞLERİM, BİZLER KUR’AN I SEVAP KAZANMAK İÇİN OKUMAMALIYIZ, YOLUMUZU ŞEYTANIN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIP, ALLAH IN DOĞRU YOLUNA YÖNELMEK İÇİN OKUMALIYIZ. OKUYARAK DEĞİL, KUR’AN HÜKÜMLERİNİ YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİREREK SEVAP KAZANABİLİRİZ. KUR’AN BİZLER İÇİN REHBERDİR. BUNU YAPABİLMEK İÇİNDE, ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUYUP, KUR’AN I HAYATIMIZA GEÇİRDİĞİMİZDE, ALLAH IN İSTEDİĞİ BİR KUL OLACAĞIMIZI ARTIK FARK EDELİM.

Söyle düşünün lütfen, okulda öğretmen öğrencilerine, bu dili bilmedikleri halde, Çince bir kitap dağıtıp, bu kitaba çalışın, sizleri bu kitaptaki bilgilerden imtihan yapacağım 3 ay sonra demiş olsa, öğrencilerin tavrı ne olurdu öğretmenlerine karşı? Elbette öğrenciler ciddiye almaz, öğretmenlerinin şaka yaptıklarına inanır, güler geçerlerdi. Böyle bir durumda öğrencilerin, hocalarına takınacağı kesin olan bu tavrı, lütfen bizlerde Kur’an için söylenen aklın ve mantığın kabul etmediği bu düşüncelere karşı, aynı mantıkla cevap verelim. Yoksa yanlış da ısrar eder, kendimizi kandırırız.

Bizlere öyle yanlış bilgiler öğretiyorlar ki, ARAPÇANIN CENNET LİSANI OLDUĞU SÖYLENİYOR. Böyle yanlış bilgilere inandığımız sürece, yanlış inançların peşi sıra gitmemiz kaçınılmaz olacaktır. Allah indirdiği hükümleri, kanun ve kuralları anlayabilmemiz ve üzerinde düşünebilmemiz için, gönderdiği tüm kitapları, o toplumun dilinden indirmiştir. ÖRNEĞİN İNCİL ARAMİCE DİLİNDE, TEVRAT İBRANİCE İNDİRİLMİŞTİR.  Bugün bu kitaplara inanan toplumların hepsi, kitapları kendi dillerinden okumaktadırlar. Hiç kimse bilmediği dilden okumaya çalışmamakta ve inandıkları kitapta Allah ın ne anlattığına, ne istediğine toplumlar önem vermektedir. Yani hiçbir ülke kendi dillerine çevrilmiş kutsal kitapları hakkında, bu orijinal dilinde değil, bu asıl İncil sayılmaz gibi düşünceyi akıllarından bile geçirmiyorlar. Peki, bizler nasıl düşünebiliyoruz, işte onu anlamak mümkün değil.

İlginçtir bizlerin tartıştığı bu konuyu, yüzlerce yıl önce Müslüman toplumlar, yaşadığı devirde sormuşlar, tartışmışlar ve açıkça peygamberimizden bile cevap almışlar. Yani kendi dili Arapça olmayan ülkeler, bizler Arapça bilmiyoruz, doğru telaffuz edemiyoruz ayetleri, onun için kendi dilimize çevirebilir miyiz, diye Allah ın Resulüne sorduklarında, elbette kendi dilinizden okuyabilirsiniz cevabını almışlardır. BU DURUMDA BİZLER NASIL OLURDA KUR’AN I ARAPÇA OLDUĞUNDA KUR’AN, TÜRKÇE YAZILDIĞINDA KUR’AN DEĞİL DERİZ.

Kur’an Allah ın emirleri, hükümleri, yol gösteren rehberidir. KUR’AN YAZILAN DİLİ DEĞİLDİR. KUR’AN   MANADIR, ANLAMIDIR. Önce bu gerçeğin bilincinde olalım ve o yaman aldatıcıların esiri olmayalım. Bakın İmamı Azam Kur’an ın ne olduğunu nasıl anlatıyor. Ders alabilenlere ne mutlu.

“İmamı Azam görüşünün Hanefi FUKAHASINCA ayrıntılanan gerekçesi söyle özetlenir.

KURAN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KURAN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Kİ, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS KURAN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR. Hiç kuskusuz O,öncekilerin Zübürlerinde de vardı buyrulması da bu gerçeği gösterir.

O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KURAN I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARDAKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.”

Allah bizlere Kur’an ı düşüne düşüne okuyun diyorsa, emrettiği hükümleri anlayarak, içimize sindirip ne anlama geldiğini kavrayabilmemiz için düşünmemizi ister. Bu emri Araplar Arapça okuyacak ki anlasın ve yerine getirsin, Türkler Türkçe okusun ki gereğini yapsın, İngilizler İngilizce okuyacak ki, hayatlarına geçirsin. Bunu eğer hala anlayamıyor da,  KUR’AN YALNIZ ARAPÇA OKUNDUĞUNDA KUR’AN DIR DİYORSAK, KENDİMİZİ ALDATMIŞ OLURUZ. AYRICA KUR’AN İLE ARAMIZA YÜKSEK BİR DUVAR ÖREREK, KUR’AN GERÇEKLERİNDEN DE UZAKLAŞIRIZ, ALLAH IN EMİRLERİNDEN HABERSİZ YAŞARIZ. Tabi o zaman rivayetleri, hurafe ve batılı FIKIH inancını din zannederiz. ŞUNU NASIL DÜŞÜNEMİYORUZ, EĞER BİZLER KUR’AN I ANLAMADAN ARAPÇA OKURSAK, ALLAH IN EMRİ OLAN DÜŞÜNE DÜŞÜNE OKUYUN EMRİNİ, NASIL YERİNE GETİRECEĞİZ? YORUM SİZLERİN.

Bugün dilimize çevrilen hadisleri düşünün lütfen, hepsi orijinali Arapçadır. Bu bilgilerin, sözlerin Türkçeye çevrilmesinden hiç birimiz şikâyetçi değiliz. HİÇ BİRİMİZ HADİSLER HAKKINDA, KUR’AN A TAKINDIĞIMIZ TAVIRDA OLDUĞU GİBİ, BUNLAR ORİJİNAL DEĞİL, GERÇEK HADİS SAYILMAZ, ÇÜNKÜ HADİSLERİN ORİJİNALİ ARAPÇADIR, TÜRKÇEYE TAM OLARAK ÇEVRİLEMEZ demiyorsak, lütfen çok değil biraz aklımızı başımıza toplayalım ve bizleri Allah ile aldatanların artık tuzağına düşmeyelim. Haşa Allah tüm aleme, rehber olsun diye gönderdiği Kur’an ı, başka dillere tam olarak çevrilemeyecek şekilde gönderip, daha sonrada tüm kullarını asla Kur’an dan sorumlu tutmaz. Beşerin kitaplarına, sözlerine dahi göstermediğimiz bu saygısızlığı, haksızlığı lütfen Allah ın NURUNA, FURKANINA göstermeyelim.

Ne yazık ki toplum olarak, bu hatayı yapıyoruz. Bu yanlışa inandığımız içindir ki, Kur’an ı anlamadan okuyor ve Allah ın uyarılarını ilk elden alamıyoruz. ALLAH İLE ARAMIZA BİR BAŞKASINI SOKUP, KUR’AN I ONLARIN DÜŞÜNCE VE ANLAYIŞLARINA GÖRE ANLADIĞIMIZ İÇİNDE, TOPLUM OLARAK NE YAZIK Kİ ADATILIYORUZ VE KİŞİLERİN YANLIŞLARINI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah elçisine bile, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer der Kur’an da. Çok daha ilginci elçisine hitaben, yarattığım kulumla aramdan çekil diyerek, Allah ile kulunun arasında hiç kimsenin olamayacağını bizlere anlatmıştır. 

Ders alabile ne mutlu. 

Saygılarımla
Haluk Gümüştabak



DİĞER TARİHİ ŞAHSİYETLER, TOPLULUKLAR VE OLAYLAR



IX. TARİH VE KISSALAR


C. DİĞER TARİHİ ŞAHSİYETLER, TOPLULUKLAR VE OLAYLAR


1. LOKMAN


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Lokman


Yemin olsun, biz Lukman'a şu yolda hikmet verdik: "Allah'a şükret." Şükreden kendisi lehine şükreder. Nankörlük edense şunu bilmeli: Allah Ganî'dir, Hamîd'dir. Hani, Lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Oğulcuğum, Allah'a ortak koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür." Biz, insana anne babasını önerdik. Annesi onu güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim. "Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın, bir hardal dânesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına veya göklere, yahut yerin bağrına konsa, Allah onu yine de ortaya getirir. Çünkü Allah Latif'tir, lütfu sınırsızdır; Habîr'dir, her şeyden haberdardır." "Yavrucuğum; namazı kıl, iyilik ve güzelliği belirlenene özendir, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındır, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu/önemli işlerdendir.""Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez." "Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." 31. sure (LOKMAN) 12-19. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)


2. ZÜLKARNEYN VE YE'CÜC-MECÜC


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Zülkarneyn ve Yecüc-Mecüc


Sana Zülkarneyn'den de sorarlar: De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım." Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona her şeyden bir sebep verdik. O da bir sebebi izledi. Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın." Dedi: "Zulmedene azap edeceğiz; sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmedik bir azaba çeker." "İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapana gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona, buyruğumuzdan, kolay olanı söyleyeceğiz." Sonra bir sebebi daha izledi. Bir süre sonra, Güneş'in doğduğu yere varınca onu, ona karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluğun üzerine doğar buldu. İşte böyle! Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık. Sonra yine bir sebebi izledi. Nihayet, iki set arasına ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı. Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana vergi verelim mi?" Dedi: "Rabbimin beni içinde tuttuğu imkân ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim." "Bana demir kütleleri getirin!" İki ucu tam denkleştirince, "Körükleyin!" dedi. Onu ateş haline koyunca da "Getirin bana, üzerine erimiş bakır/katran dökeyim!" diye seslendi. Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler. Dedi: "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır." 18. sure (KEHF) 83-98. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)


b) Ye'cüc ve Me'cûc
 

Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana vergi verelim mi?" 18. sure (KEHF) 94. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)

Ye'cûc ve Me'cûc'ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler. 21. sure (ENBİYÂ) 96. ayet (Resmi: 21/İniş:73/Alfabetik:21)

3. ASHAB-I KEHF (MAĞARA HALKI)


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Ashab-ı Kehf (Mağara Halkı)


Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın? Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet işimize." Bunun üzerine birçok yıl boyunca mağarada onların kulakları üzerine ağırlık vurduk. Sonra onları dirilttik ki, iki zümreden hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edebileceğini bilelim. Biz onların haberlerini sana doğru bir şekilde anlatacağız. Şu bir gerçek ki onlar, Rablerine iman etmiş bir yiğitler grubuydu. Ve biz de onların hidayetini artırdık. Kalpleriyle aramızda bir bağ kurduk / kalplerini dayanıklı kıldık. Kalkıp şöyle dediler: "Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. O'ndan başka hiçbir ilaha yakarmayız. Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz." "Şunlar, şu kavmimiz O'ndan başka ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık bir kanıt getirselerdi ya! Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir?!" Bunun içindir ki, şimdi siz onlardan da, onların Allah'tan başka tapındıkları bütün o asılsız şeylerden de uzaklaşıp şu mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetini size ulaştırsın ve sizi durumunuza göre ruhlarınızın ihtiyaç duyabileceği şeylerle donatsın!" Güneş'i görüyorsun: Doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa kayar, battığı vakit ise onları sol tarafa doğru makaslayıp geçer. Böylece onlar mağaranın geniş boşluğu içindedirler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah'ın kılavuzluk ettiği, doğruyu bulmuştur. Şaşırttığına gelince, sen ona yol gösteren bir velî asla bulamazsın. Sen onları uyanıktırlar sanırsın; oysaki onlar uykudadırlar. Onları sağ tarafa da sol tarafa da çeviririz. Köpekleri de iki kolunu girişe uzatıp yaymıştır. Onların durumunu görseydin kesinlikle onlardan yüz çevirip kaçırdın. Ve onlardan içinde mutlaka korku doldurulurdu. İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuştu: "Ne kadar durdunuz?" Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar." Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin." "Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler yahut da sizi kendilerinin milletine döndürürler. O takdirde bir daha asla kurtulamazsınız." Böylece insanları onlar hakkında bilgilendirdik ki, Allah'ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuşkusuz olduğunu bilsinler. Çünkü onlar, aralarında mağara yaranının durumunu tartışıyorlardı. "Onların üstüne bir bina kurun." dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse şöyle dediler: "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz." "Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi." diyecekler. Şunu da diyecekler: "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi." Gaybı taşlamaktır/bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır bu. Şöyle de derler: "Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan, çok azdır." O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında hiçbir çekişmeye girme. Onlar hakkında, konuşup duranlardan hiç kimseye bir şey sorma. Hiçbir şey için, "Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım." deme. "Allah dilerse" şeklinde söyleyebilirsin. Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: "Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya/aydınlığa ulaştırır." Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler. De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez." 18. sure (KEHF) 9-26. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)


b) Mağara
 

Eğer siz ona yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona zaten yardım etmişti. Hani küfredenler onu iki kişinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, mağarada bulundukları bir sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Tasalanma, Allah bizimle." Bunun üzerine Allah ona sükûnet indirmiş ve kendisini sizin görmediğiniz ordularla desteklemişti de küfre sapanların sözünü sefil kılıp alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise yüce olanın ta kendisidir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. 9. sure (TEVBE) 40. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)

Eğer bir sığınak yahut bazı mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o tarafa koşarlardı. 9. sure (TEVBE) 57. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)


4. ASHAB-I UHDUD (HENDEK HALKI)


 a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Ashab-ı Uhdud (Hendek Halkı)
 

Ki gebertildi o hendekçi grup/o kamçıları hendek gibi iz bırakan herifler, O tutuşturulan ateşin adamları, Onlar onun başında oturmuşlardı. Ve hepsi, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlardan sadece, Azîz ve Hamîd Allah'a iman ettikleri için öç alıyorlardı. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her şeye tanıktır. 85. sure (BÜRÛC) 4-9. ayet (Resmi: 85/İniş:27/Alfabetik:14)


5. ASHAB-I KARYE (KARYE HALKI)


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, ,Ashab-ı Karye (Karye Halkı)


Onlara o kent halkını örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya. Hani, biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: "Biz, size gönderilen elçileriz!" Kent halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." Dediler: "Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz." "Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir." Dediler: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık / biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır." Dediler: "Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz." Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: "Ey topluluk, bu elçilere uyun!" "Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar." "Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecek mişim ben? Ve sizler de O'na döndürüleceksiniz." "O'ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorluk/zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar." "Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim." "Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!" "Gir cennete!" denildi. Dedi: "Kavmim bir bilebilseydi? Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram edilenlerden kıldı." Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik. Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler. 36. sure (YÂSÎN) 13-29. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)



6. TUBBA' KAVMİ


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Tubba Kavmi
 

Eykeliler, Tübba' kavmi de. Hepsi resulleri yalanladı da duyurulan azap hak oldu. 50. sure (KAF) 14. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)

 Onlar mı hayırlı yoksa Tübba' halkıyla onlardan önce gelenler mi? Onları helâk ettik; çünkü onlar, suç işlemiş insanlardı. 44. sure (DUHÂN) 37. ayet (Resmi: 44/İniş:64/Alfabetik:19)


7. RESS HALKI


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Ress Halk,
 

Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı, Semûd kavmi yalanlamıştı. Âd, Firavun ve Lût'un halkı da... Eykeliler, Tübba' kavmi de. Hepsi resulleri yalanladı da duyurulan azap hak oldu. 50. sure (KAF) 12-14. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)
Âd'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri yere batırdık. Bunların her birine türlü türlü örnekler verdik. Ve bunların hepsini perişan edip batırdık. 25. sure (FURKÂN) 38-39. ayet (Resmi: 25/İniş:42/Alfabetik:29)


8. SEBE'LİLER / SABA'LILAR


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Sebe'liler


Az sonra Hüdhüd gelip şöyle dedi: "Senin fark edemeyeceğin bir şeyi fark ettim ve sana Sabâ'dan parlak bir haber getirdim." "Sabâlılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine her şeyden bir pay verilmiş, kocaman bir tahtı var." "Onu ve toplumunu, Allah'ı bırakıp güneş'e secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar." "Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah'a secde etmemek gayretindeler." "O Allah ki, tanrı yok kendinden başka, o büyük arşın rabbidir O." Süleyman dedi: "Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!" "Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar." Melike dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana önemli bir mektup bırakıldı." "Süleyman'dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla başlıyor." "Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin." Melike dedi: "Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem." Dediler ki: "Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin." Melike dedi: "Şu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil, sefil ederler. İşte böyle yaparlar." "Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler." Elçi, Süleyman'a geldiğinde, o dedi ki: "Siz bana bir mal ile mi destek veriyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız." "Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım." Süleyman kurmaylarına dedi ki: "Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?" Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim." Kendinde Kitap'tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: "Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm." Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: "Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî'dir, cömerttir." Emir verdi: "Onun tahtını başkalaştırın, bakalım tanıyacak mı, tanıyamayanların arasına mı girecek?" Melike gelince şöyle denildi: "Senin tahtın da böyle mi?" Dedi: "Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk." Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemişti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı. Ona denildi: "Köşke gir!" Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: "O, cilalı sırçadan yapılmış bir parlak avlu/zemindir." Melike dedi: "Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oluyorum." 27. sure (NEML) 22-44. ayet (Resmi: 27/İniş:48/Alfabetik:81)
Yemin olsun, Sebe' için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin. Tertemiz bir belde ve affeden bir Rab... Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörden başkasına ceza verir miyiz hiç! Biz onlarla, içini bereketle doldurduğumuz kentler arasında, sırt sırta vermiş kasabalar oluşturduk; bunlar arasında gidiş gelişler belirledik. "Geceleri ve gündüzleri, güven içinde gezip dolaşın oralarda." dedik. Ama onlar, tutup şöyle dediler: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır!" Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır. Yemin olsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular. Oysaki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz; âhirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin her şey üzerinde Hafiz'dir, kollar, korur, gözetir. 34. sure (SEBE') 15-21. ayet (Resmi: 34/İniş:58/Alfabetik:91)


9. ROMALILAR


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Romalılar
 

Elif, Lâm, Mîm. Yenilgiye uğratıldı Rûm. Yeryüzünün en yakın/en alçak bir yerinde. Ama onlar yengilerinin ardından galip duruma geçecekler, Birkaç yıl içinde. İş/oluş/hüküm, önünde de sonunda da Allah'ındır. Onların galibiyet gününde müminler ferahlayacaklar, Allah'ın yardımıyla. Dilediğine yardım eder O! Azîz'dir, Rahîm'dir O. Allah'ın vaadi bu! Allah kendi vaadine ters düşmez. Ne var ki, insanların çokları bilmiyorlar. 30. sure (RÛM) 1-6. ayet (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)


10. FİL OLAYI


a) Kavram olarak, Tarih ve Kıssalar, Diğer Tarihi Şahsiyetler, Topluluklar ve Olaylar, Fil Olayı


Görmedin mi ne yaptı Rabbin fil yâranına! Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı onların? Gönderdi üzerlerine sürüler halinde kuş, Atıyorlardı onlara kurumuş çamurdan damgalı taş. Nihayet, onları yenik ekin yaprağına çevirdi. 105. sure (FÎL) 1-5. ayet (Resmi: 105/İniş:19/Alfabetik:28) 

RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal