İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

22 Nisan 2016 Cuma

"EY İMAN EDENLER! ..........İNANIN / İMAN EDİN."






 Bu başlık, yüce Allah’ın “İMAN EDENLERE,  ….. İNANIN /İMAN EDİN” emridir yani farzdır.

Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın (iman edin). Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.”  4 / Nisa / 136

 Yüce Allah’ın bu ayetteki muhataba hitabı, Peygambere değil, tüm insanlara değil, erkek ve /veya kadınlara değil, sadece İMAN EDENLEREDİR.

Âlemlerin Rabbi olan RABBİM ALLAH'IN,  “ALLAH'I, O'NUN MELEKLERİNİ, KİTAPLARINI, RESULLERİNİ VE ÂHİRET GÜNÜNÜ” İNKÂR ETMEYİP;  KABUL VE İKRARLARIYLA “ALLAH'A, ONUN RESULÜNE, RESULÜNE İNDİRMİŞ OLDUĞU KİTAP'A, DAHA ÖNCE İNDİRMİŞ OLDUĞU KİTAP’A İNANAN / İMAN EDEN” MÜSLÜMAN (ALLAH’A TESLİM OLAN) KULLARINDAN, "EY İMAN EDENLER! ..........İNANIN / İMAN EDİN." EMRİ İLE İSTEDİĞİ NEDİR?

ALLAH’IN BU AYETTE İSTEDİĞİNİ BİLMEZSEK, EMRİNİ (FARZI) NASIL YERİNE GETİREBİLİRİZ?


DÜŞÜNÜRSEK ANLAYABİLİRİZ Kİ,  ALLAH’IN BİZ İNANANLARDAN (MÜMİNLERDEN) İSTEDİĞİ, İMAN EDENLERİN KENDİ İMANLARINI KENDİLERİ SORGULAYIP, TAHKİKİ İMAN İLE ” SADECE NEYE İNANDIĞINI DEĞİL, NELERE VE NASIL İNANDIĞININ BİLİNCİNE VARARAK” İNANMALARI / İMAN ETMELERİDİR.

BU DA ANCAK SADECE KUR’AN’A SARILMAK VE YAŞAMAKLA MÜMKÜNDÜR.


ÖNCELİKLE VAHİY (KUR’AN), KÂİNAT VE İNSAN KİTAPLARININ “AYET”LERİNİ, İŞİTİP – GÖRÜP – OKUDUĞUMUZDA

ÖNCELİKLE VAHİY (KUR’AN), KÂİNAT VE İNSAN KİTAPLARININ “AYET”LERİNİ,  İŞİTİP – GÖRÜP – OKUDUĞUMUZDA

SEÇİM VE TERCİHLERİMİZLE, BARIŞA VE HAYRA YÖNELİK İŞLER (SALİH AMELLER) YAPARSAK; “ALLAH'A İNANIP O'NA SARILANLARI O, KENDİSİNDEN BİR RAHMETİN VE LÜTFUN İÇİNE SOKACAK VE ONLARI KENDİSİNE ULAŞAN DOSDOĞRU BİR YOLA KILAVUZLAYACAKTIR. 4 / 175.” (YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ)



*****

TEVHİD: ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR

TEVHİD: ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR

YUKARIDAKİ KELİME-İ TEVHİD (ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR) YAZISINI TIKLAYINIZ
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/ibadet-ve-allaha-kulluk-yarari-ve.html


*****


RESUL KUR'AN'IN REHBERLİĞİNDE MÜSLÜMAN OLMAK ve İMANA ERMEK

RESUL KUR'AN'IN REHBERLİĞİNDE MÜSLÜMAN OLMAK ve İMANA ERMEK


KUR'AN'I ANLAMADA YOL HARİTASINDA, RESUL KUR'AN'IN REHBERLİĞİNDE MÜSLÜMAN OLMAK ve İMANA ERMEK KONUSUNU, BİRBİRİYLE BAĞLANTILI DÖRT ÖZGÜN YAZIDA İNCELEMEK VE TOPLUCA DEĞERLENDİRMEK İSTEDİĞİNİZDE, YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ



*****


KUR’AN’A GÖRE İSLAMIN VE İMANIN ŞARTI KAÇTIR, NEDİR, EMİN MİSİNİZ?

KUR’AN’A GÖRE İSLAMIN VE İMANIN ŞARTI KAÇTIR, NEDİR, EMİN MİSİNİZ?


KUR'AN'DA EKSİLTME VE ÇOĞALTMA YAPMAKTAN ALLAH'A SIĞINANLARDAN İSENİZ, YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ VE YAZIYI VİCDANINIZDA DEĞERLENDİRİNİZ.


13 Nisan 2016 Çarşamba

KUR’AN’A GÖRE İSLAMIN VE İMANIN ŞARTI KAÇTIR, NEDİR, EMİN MİSİNİZ?


Müslüman’ım diyen kime sorsak, birçoğundan hiç beklemeksizin, bellenmiş aynı cevabı alırız.

 İSLAMIN (MÜSLÜMAN OLMANIN) ŞARTI BEŞTİR, İMANIN ŞARTI ALTIDIR DER VE SAYARLAR.

AMA

 KUR’AN’DA LAFZI, “İSLAMIN ŞARTI BEŞTİR” ve / veya “İMANIN ŞARTI ALTIDIR” OLAN BİR AYET GÖSTER, SÖYLE DEDİĞİMİZDE, HİÇ KİMSE GÖSTEREMEZ ve SÖYLEYEMEZ.

 ÇÜNKÜ BÖYLE BİR AYET, BÖYLE BİR ALLAH KELAMI SÖZ, KUR’AN’DA YAZILI DEĞİLDİR.

O HALDE BİRÇOK MÜSLÜMANIN BU KADAR YAYGIN OLAN BU İTİKADI KABULLERİNİN KAYNAĞI NEDİR?





İslam’ınşartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası), bazılarının sandığının aksine, İslam’ın 5 şartı olarak bilinen; Kelimeyi şahadet getirmek, namaz kılmak,  oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmekten ibaret değildir. 

Yani, İslam’ın şartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası),  sadece yukarıda sayılan bu 5 şart ile sınırlandırılmış değildir. Bu ifade, Kuran’da yazılı bir ayetin veya Kuran’ın bütününden çıkartılan bir sonucun ifadesi de değildir.

Hz. Muhammed’in bir hadisine dayandırılan bir ifadedir ve doğrusu, Hz. Muhammed’in söylediği şudur:

 “ İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’ın Tevhid olunması, namazın kılınması, zekâtın verilmesi, Ramazanın tutulması, hac üzerine.” (Müslim, iman, 5)

 “İslâm beş şey üzerine binâ edildi: Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, hac ve Ramazan orucu.” (Buhârî, İman 8).

BU HADİSİNDEN HAREKETLE, “İSLAM’IN ŞARTI BEŞTİR” DİYE İNSANLARCA   “FORMÜLLEŞTİRİLEN”   SÖZDEKİ İFADEYİ, “İSLAM’IN ŞARTLARINDAN BEŞİ…”   OLARAK ALGILAYIP ANLAMAK VE İSLAM’IN ŞARTLARININ SADECE BU 5 ŞARTTAN İBARET OLMADIĞINI KAVRAMAK, BİZİ BİRÇOK YANLIŞ DEĞERLENDİRME YAPMAKTAN VE BİR DİZİ ÇELİŞKİ İLE KUŞKUYA DÜŞMEKTEN KURTARIR. GERÇEĞİ GÖRMEMİZİ VE DOĞRUYU BULMAMIZI SAĞLAR.

Çünkü Kur’an’ın tamamını gereğince okuyup, tefekkür edince (akıl ve gönlü çalıştırarak düşününce) idrak edebiliriz ki:

Din olarak İSLAM’IN ve şeksiz - şeriksiz /  kuşku duymadan – ortak koşmadan, yalnız ve ancak Allah’a teslim olmanın yani MÜSLÜMANLIĞIN / MÜSLÜMAN OLMANIN ŞARTLARI, (rükünleri / o olmazsa olmaz parçaları), 
KUR’AN’DA ALLAH’IN BİLDİREREK, İNSANLARA YAPILMASINI VEYA YAPILMAMASINI EMRETTİĞİ / FARZ KILDIĞI HER ŞEYDİR.

MÜSLİM, ALLAH’IN YAPMASINI VEYA YAPMAMASINI EMRETTİĞİ AMELLERİNE (İŞLERİNE) KIYASLA MÜSLİMDİR.

 Dini konularda kendi arzu ve heveslerine göre konuşmayan (53/Necm/3) Hz. Peygamberin, konuyla ilgili bu meşhur hadisi, aslında Kur’an’da mevcut olan gerçeğin bir parçasını gözler önüne sermektedir. Lakin bir kısım insanlarca,  manasından uzaklaştırılıp- saptırılarak, insanların algı ve anlayışında, “İslâm’ın şartı beştir” gibi yanlış bir zihniyetle sayıların sultasına kurban edilmiştir.

Bu meşhur hadiste beş madde vardır. Bunlardan dördü organlarla ilgili eylemdir: Namaz, zekât, hac ve oruç. Bunlar ameli ilgilendiren maddelerdir. Geriye bir madde kalıyor ki, o da kelime-i şahadette ifâdesini bulan Allah’ın tekliğini ve Hz. Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğunu ikrardır.

Diğer dört madde, bu birinci maddeye bağlıdır. Şehadet olmadan ne namaz ve zekât, ne hac ve oruç olur.


Yalnız bu beş madde arasında temel bir benzerlik vardır. O da bunların tümünün zahirde (görünürde / görünüşte) olup biten şeyler olmasıdır. Hadisteki birinci madde insanı yanıltmamalıdır. Çünkü orada “iman etmek” değil; “şehadet etmek” şart koşulmaktadır. Şehadet etmek ise, sözle yapılan zahirî bir eylemdir, yani ameldir; dilin amelidir.


Ayrıntılı bilgi için Ayrıca Bakınız:

RESUL KUR'AN'IN REHBERLİĞİNDE MÜSLÜMAN OLMAK ve İMANA ERMEK



*****



FARKI FARK EDELİM

FARKI FARK EDELİM


DEĞİŞİK YAZARLARIN "DİNDAR-DİNCİ FARKI" HAKKINDAKİ YAZILARINI İNCELEMEK VE DEĞERLENDİRMEK İSTEDİĞİNİZDE, YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ


ALLAH DİLEYENE DİLEDİĞİNİ DİLEDİĞİNCE VERSİN; ALLAH RIZASINA UYGUN İMAN DİLEYEN İMAN SAHİPLERİNE DE  O İMANI NASİP ETSİN. İNŞALLAH.

M. Kemal Adal
22 Nisan 2016 / İZMİR

21 Nisan 2016 Perşembe

CAMİDEN MUSEVİ VATANDAŞIN ÖLÜM ANONSU TARTIŞMASI


Önce başlık konusu olay hakkında aşağıdaki linki tıklayıp haberi okuyup haberdar olalım.


 “Laik TC. nin  Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı” sade bir “Vatandaş” sıfatımla adalet üzere tartışmaya müdahil olmadan önce, öncelikle “Kur’an Bağımlısı ” mütedeyyin bir Müslüman sıfatımla, konuyu değerlendirmemde esas alacağım  bilgilerimi paylaşmak istiyorum.

1. Allah katında tek Din” İslamdır (3/9)*. Bu ayetin hükmü gereğince, DİN Allah’ın Kur’an’da (ve önceden gönderdiği Kitaplarda: “Tevrat, İncil, vb.” – 22/78)* bildirdiğidir.

2. Allah’a teslim olan ve Allah’ın gönderdiği nebi / resullere uyanlarının hepsi ( Tevrat müminleri / inananları, İncil müminleri / inananları, Kur’an müminleri / inananları, vb..) Kur’an’ ile bildirilene göre  Müslümandır (22/78)*.

 a. Peygamberlerin hepsinin çarpıtılmamış daveti yalnız ve ancak Allah'a teslimiyettir, şirksiz (ortak koşmaksızın) ve şeksiz (kuşku duymaksızın) tevhittir. (İlah’ı  -  ki adını kendi lisanlarında nasıl söylerse söylesinler- birlemektir).

 b. Allah’ın seçtiği peygamberlere (hangisine olursa), Allah’ın çarpıtılmamış mesajında buyurduğu gibi, kalben inanmış  / iman etmiş  (ki imanları, sadece kendileri ve Allah arasında olan, yaptıkları bir ahittir. Başka insanlarca “kişilerin imanı” sorgulanıp yargılanamaz ve hüküm verilemez.  Ancak kişilerin Dünyevi olarak “amelleri / yapıp ettiği işleri” diğer insanlarca sorgulanabilir, zahirdeki (görünebilir) ameller / iş ve oluş, yargılanabilir) uymuş olanlar ve uyanların hepsi de Kur’an’ ile bildirilene göre Müslüman’dır. (Bakınız: 2/128, 131- 133; 3/52, 67; 5/111; 7/126; 10/72, 84; 12/101; 22/78; 27/31, 38, 42;  37/103; 38/24, 30;) 

 c. Hâşâ  (asal olamaz) yeni bir “Din” icat etmiyorum.  Bundan Allah’a sığınırım. Sadece Kur’an’daki dini, Kur’an’daki ayetler ile gözler önüne sermeye çalışıyorum.

3. Bu bağlamda aşağıdaki ayetleri düşünelim ve Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur, Allah’ın indirdiği bir kitabın bağımlısı müminlerden biri isek, şimdi Allah’ın rızasını kazanabilmek için aklımızı çalıştıralım:

 “Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabîlerden Allah'a ve âhıret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar.” (2/62)
 “Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.” (5/69)

 4. Kur’an’ın ana dilimize çevirisi olan meallerin herhangi birinden 5/ Maide /44-50. Ayetleri okuyalım ve o ayetlerden alıntıladığım, aşağıdaki ALLAH’IN ”KUR’AN”DA”Kİ “DİN”DE, TÜM İNSANLARA UYARI VE EMİRLERİNE, DÜŞÜNMEMİZİ ODAKLAYALIM:

Daha öncesindeki cahiliye devrinin hükmünden farklı olarak (5/50):

 a.Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir (5/44). Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.”(5/45)  Uyarısı ile TEVRAT BAĞLILARINA TEVRAT’LA (5/44);

 b. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir(5/47) Uyarısı ile İNCİL BAĞLILARINA İNCİL’LE (5/47); 

 c .Kendisine Kur’an’ı indirdiği, resulü Muhammede de (ki kendisi ayrı ümmetlerden oluşan devletin Siyasal başıdır) :

Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. SİZDEN HER BİRİ İÇİN BİR YOL / ŞERÎAT VE BİR YÖNTEM BELİRLEDİK. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir” (5/48) .

ve

Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.” (5/49)

 Emri ve Uyarısı ile KUR’AN BAĞLILARINA KUR’AN’LA (5/48-49) ve TEVRAT BAĞLILARINA TEVRAT’LA (5/44) (5/48-49); İNCİL BAĞLILARINA İNCİL’LE (5/47) (548-49) HÜKMEDİLMESİ GEREKİR.

 d. İlaveten:

“Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!”(4 /105)

(1). Ayette (4/105) dünyevi hükme esas olsun diye “Allah’ın gösterdiği /öğrettiği “ kapsamı sadece Kur’an Ayetleri değildir.  Çünkü İnananlar /müminler için bizatihi kendisi kılavuz olan “Vahiy Kitabı” Kuran,  aynı zamanda, Allah’ın  insanın önüne “oku” ması  için koyduğu “Kâinat Kitabı” ile “İnsan Kitabı” nın gereğince okunup değerlendirilmesini kolaylaştıran bir ışıktır, nurdur:

Göklerin ve yerin melekûtuna (Kâinat ve insan kitaplarındaki ayetlere), Allah'ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?”(7/185)

Onlara ayetlerimizi ufuklarda (Kâinat kitabı) ve öz benliklerinin içinde (insan kitabı) göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?” (41/53)

 (2). Kuran, bütün kâinatı varlıklar ve olaylar da dâhil, bir ayetler topluluğu olarak görmekte ve göstermektedir:

Yeryüzünde (kâinat kitabı) ayetler vardır görürcesine bilenler için. Benliklerimizin (insan kitabı) içinde de. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz?” (51/20-21)

“De ki: "Göklerde ve yerde (Kâinat ve insan kitaplarında) neler var/neler oluyor, bir bakın!" O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.”(10/101)

(3). “Ayet” in sözlükte Kelime olarak, belirti, işaret, delil… gibi anlamlara geldiğini ve  Dini terim olarak, “Yaradan” la “yaratılan” arası ilişkide anlamı olan, insanı “Tek ve Mutlak Yaratıcı”  ya çeviren ve götüren aydınlık, ışık ve işaret olan her şeye “ ayet” denildiğini de hatırlayalım.

 e. NETİCETEN,  HERKESE, KENDİSİNiN HÜR İRADESİ İLE KENDİNE SEÇTİĞİ  “YOL / ŞERÎAT (HUKUK)  VE YÖNTEM İLE” (5/48) HÜKMEDİLMESİ; KUR’AN’DA ALLAH’IN GÖSTERİP / ÖĞRETTİĞİ  “KAİNAT ve İNSAN” KİTAPLARININ “ AYETLERİNDEN (51/20-21) DÜNYEVİ HÜKÜM VERMEKTE, BİLİMSEL TEMELDE YARARLANILMASI, İSLAMİ SİYASAL SİSTEMİN TEMEL ESASIDIR.


5.KUR’AN’ YUKARIDAKİ AYETLERİ İLE BİZE BİR TOPLUMDA “KESRETTE VAHDET ” (ÇOKLUKTA BİRLİK) OLMANIN ANA YOLUNU GÖSTERİYOR.(3/9; 22/78:5/44-50) ve KUR’AN, BİZE KÂİNAT VE İNSAN KİTAPLARINDAKİ BİLİMSEL GERÇEKLERİN ARAŞTIRILIP YARARLANILMASINI ÖĞÜTLÜYOR (51/20-21; 10/101)

6. Artık “CAMİDEN MUSEVİ VATANDAŞIN ÖLÜM ANONSU TARTIŞMASI”NDA sadede gelmek gerekirse:

 a. Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in “dini anlayış ve uygulamasında” – ki hepsi Ya “Kur’an”da bildirilmiştir ya da Kur’an’da bildirilmemişse Kur’an’da bildirilen hiçbir şeye aykırı olmayıp, örneğin Ezan gibi yapılıp yapılmaması beşerin seçimine bırakılanlardandır- olmayan uygulamalar Bidat*tır.

 b. Bu bağlamda, “Ezan okumak” Kur’an’da yoktur ama bidat değildir; “sala okumak hem Kur’an’da yoktur, hem de Bidat tır.

 c. Bidatlerin hepsi “Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in uygulamasında “olmayan ve fakat toplumların ortak değer yargısına göre benimsenmiş olagelen adet, gelenek, görenek uygulamalarıdır. Adet, gelenek, görenekler “Din” değildir.

 d. Adet, gelenek, görenekler dinleştirilse, din “ALLAH’IN DİNİ” olmaktan çıkar ve gelenek de din olur.

 e. Her toplumda farklı olan gelenek, örf, adet, alışkanlıklar 'din'leştirilirse, Din Kuran da bildirilen 'din' olmaktan çıkar ve gelenekselleştiği içindir ki, Allah elçileri, tebliğ ettikleri din konusunda kendilerine indirilen kitaplarda istenen, bildirilen işlerde örnektir. Bak: 33/21; 60/4; 42/21.

 f. Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in uygulamasında olmayan örneğin “mevlit okutmak” gibi BİR BİDAT, Kur’an’da olmamasına rağmen Kur’an’ın hiçbir emir veya yasağını ihlal etmiyorsa, GELENEK DİNLEŞTİRİLMEDİĞİ SÜRECE, toplumun bu adet, gelenek, göreneği kabul ve uygulamak isteyen kesimince, UYGULANABİLİR.  Zaman ve zemine(coğrafyaya )bağlı olarak Toplumun, değişen ve gelişen DEĞER YARGILARINDAKİ UZLAŞMA / UZLAŞIM / MUTABAKAT İLE DEĞİŞTİRELEBİLİR VEYA TAMAMEN KALDIRILABİLİR.

 g.Kur’an’ın serbest bıraktığı alanlarda, Bidat’ların değerlendirilmesinin ve uygulama esaslarının tespitinin, toplumu oluşturan insanların tümünün maddi ve manevi ihtiyaçlarını adil olarak karşılamakta katkısının ve yararının özellikle dikkate alınarak yapılmasını gerekir.  Bu da ancak LAİKLİK ve DEMOKRASİ algı ve anlayışının toplumdaki varlığı ile sağlanabilir.

7. SONUÇ:

 a. Bir bidat olan  Sala /sela; dua, namaz ve ahiret anlamlarına gelir.İslamın başlangıcında sala verme  adeti  yoktu . Cuma namazından önce sala verilmesi usulü ilk defa 1300 yılında Mısır hükümdarı Melik Nasır Kalavun'un emriyle uygulanmıştır. Hz. Muhammed, ölüm haberinin, eş ve dosta duyurulması olayını bağırmak suretiyle uygulatmış, Habeş kralı Necaşi , Zeyd b. Harise , Cafer b. Talib ve Abdullah b.Revaha'nın vefatlarını duyurmuştur .Osmanlı Devleti zamanında, önemli şahsiyetlerin ölümünü halka duyurmak için sala okutulmuştur.

 b. Musevi Vatandaş, Tevrat bağlısı mümin ise, aslolan ölüm duyurusunun Tevrat’taki şeriat (hukuk) ve/veya Tevrat bağlılarının adet, gelenek ve göreneğine göre yapılmasıdır.

 c. Vasiyeti var ve/ veya varisleri isterse Ehlikitap olan Musevi vatandaş, (22/78)* ayetinde Allah’ın adlandırması ile “Müslüman”dır ve zaten sela ile ölüm haberinin cami minarelerinden verilmesi “Din” uygulaması olmayıp toplumsa adet, gelenek ve görenek olduğuna göre (toplumda fitneye sebep olmaması için, Cemaatler Arası uzlaşma ve mutabakat sağlanarak) bu Musevi vatandaşımız salasının verilerek ölüm haberinin cami minaresinden verilmesinde “DİN” yönünden bana göre hiçbir sakıncası yoktur. KONU DİN KONUSU DEĞİLDİR.

DİP NOTLAR:

 (3/9)*:“Allah katında din İslam'dır/ barış ve esenlik için Allah'a teslim olmaktır…” 


(22/78)*: “…Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/ Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki…”  (22/78)

Bidat*: İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. Sonradan türeyen şey. (Bid'a) Sonradan çıkarılan adetler. (Osmanlıca'da yazılışı: bid'at)

M. Kemal Adal

21 Nisan 2016/İZMİR

20 Nisan 2016 Çarşamba

GEÇMİŞTEN, HER ZAMAN GÜNCEL, İBRETLİK BİR ALINTI

 
Durmuş Odabaşı

Durmuş Odabaşı

dodabasi@htgazete.com.tr

Kızınca neden bağırırız?

07.10.2012 - 09:22 | Güncelleme: 
Bugün size içinde derin anlamlar barındıran, sonu da güzel bir öğütle biten çok değişik bir hikayem var. Kaynak, son zamanlarda internet ortamında yazılarına ve güzel fikirlerine sık sık rastladığım sayın M. Kemal Adal...
......................................
Hindu keşiş yıkanmak üzere gittiği Ganj Nehri'nin kıyısına geldiğinde, birbirlerine kızgınlıkla bağıran aile üyeleri görür. Kendisiyle birlikte gelen öğrencilerine döner ve gülümseyerek onlara şu soruyu sorar;
- Neden insanlar birbirlerine öfkeli şekilde bağırır?
Öğrenciler bir süre düşünür ve içlerinden birisi;
- Kızınca sükunetimizi kaybederiz ve ondan bağırırız, der.
- Ama hemen yanınızdayken neden ona bağırıyor olabilirsiniz? Ona söylemek istediklerinizi yumuşak bir şekilde de söyleyebilirsiniz, der keşiş.
Öğrencilerden başka başka cevaplar gelir ama hiçbiri keşişle birlikte diğer öğrencileri tatmin edecek cinsten değildir. 
Sonunda keşiş kestirmeden gidip şöyle bir açıklama getirir;
- İki insan birbirine kızgınken kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzaklığa rağmen kendisini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalır. Ne kadar kızgınlarsa uzağı yakın edebilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.
İki insan birbirine aşık olduğunda ne olur? Birbirine bağırmaz tam tersi yumuşak bir şekilde konuşur. Çünkü kalpleri dip dibedir. Aradaki mesafe ya yoktur ya da yok denebilecek kadar azdır...
Keşiş devam eder; birbirlerini daha çok severlerse ne olur?
- Konuşmadan sadece fısıldaşarak daha da yakınlaşır ve sevgi düzeyini artırırlar. En sonunda fısıldaşmaya da gerek kalmaz, sadece birbirleri ile bakışırlar ve bu yeterlidir. Bu da insanların birbirlerini sevdiklerinde yakınlaşma anlamında ulaşabilecekleri son noktadır.
Keşiş, öğrencilerinin gözlerinin içine bakarak final cümlelerini kurar;
- Tartışırken gönüllerin birbirinden uzaklaşmasına izin vermeyin.
Birbirinizden daha da uzaklaşmanıza yol açacak kelimeler sarf etmeyin çünkü bir de bakarsınız bir gün birbirinizden o kadar uzaklaşmış olursunuz ki geri dönüş yolunu bulmak mümkün olmaz.