İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

29 Nisan 2016 Cuma

ÖZÜ SÖZÜNE / SÖZÜ ÖZÜNE UYMAK, LAİKLİK ve ATATÜRK


TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMEL TAŞLARI


AHMET AVCI


“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İKİ TEMEL DİREĞİ VARDIR:

LAİKLİK
VE
MİLLİ BİRLİK

Cumhuriyet’in iki büyük projesi vardı. 

Biri; “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” diye söylenen
“LAİKLİK”.
Diğeri, “Ne Mutlu Türküm Diyene” özdeyişinde ifadesini bulan “
MİLLİ BİRLİK” idi.

 Ülkemizin içinde bulunduğu bu olağan dışı ortamda; en çok gündemde olan konu, kuşkusuz LAİKLİK’TİR ve MİLLİ BİRLİK’TİR.

 MİLLİ BİRLİK VE LAİKLİK’İN YOK EDİLMESİ YA DA YOK SAYILMASI, yüzünden, Ülke kaosa sürüklenmekte, Toplum bölünme kaygıları taşımaktadır.”

Değerli Asker ve Atatürkçü Arkadaşım, Sayın Ahmet Avcı’nın güncel tespit ve değerlendirmesinin ifadesi olan yukarıdaki paylaşımına ve kaygılarına aynen katılıyorum.

*****

ÖZÜ SÖZÜNE UYMAK VE LAİKLİK


      M. Kemal Adal


 Atatürk İlkelerinden biri olarak “LAİKLİK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMEL DİREKLERİNDEN BİRİDİR.”

İlaveten:

AYNI ZAMANDA LAİKLİK, SÜNNETULLAH’A (Allah’ın yol ve yasasına) UYGUN OLARAK, İNSANLARDA İMANIN OLUŞMASINDA, KUR’AN’IN İŞARET ETTİĞİ YOL /  ŞERİAT (HUKUK) ve YÖNTEMİN UYGULANMASININ DA BİR GEREĞİDİR.


 Allah dileseydi insanları bir tek ümmet yapardı ve insanlar toptan iman ederlerdi. (Allah insanlara inancında iman veya küfrü seçme, amelinde davranış özgürlüğü ve sorumluluğu vermiştir): 

 Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol / şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. 5. sure (MÂİDE) 48. ayet (Resmi: 5/İniş:110/Alfabetik:60)

 En mükemmel kanıt Allah'ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi. 6. sure (EN'ÂM) 149. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10. sure (YÛNUS) 99. ayet (Resmi: 10/İniş:51/ Alfabetik:109)

 Eğer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir. 11. sure (HÛD) 118. ayet (Resmi: 11/İniş:52/ Alfabetik:38)

 Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah'ındır. İman edenler hâlâ ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle, tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah'ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez. 13. sure (RA'D) 31. ayet (Resmi: 13/İniş:87/ Alfabetik:85)

  Yolu doğrultup denge noktasını bulmak Allah'ın işidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi. 16. sure (NAHL) 9. ayet (Resmi: 16/İniş:70/ Alfabetik:75) 

 Allah dileseydi, elbette ki sizi bir tek ümmet yapardı. Ama O, dilediğini saptırıyor, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorgu-suale çekileceksiniz. 16. sure (NAHL) 93. ayet (Resmi: 16/İniş:70/Alfabetik:75) 

 Biz dileseydik, her benliğe hidayetini elbette verirdik. Fakat benden şu yolda söz hak olmuştur: "Yemin olsun, cehennemi tamamıyla cinlerden ve insanlardan dolduracağım." 32. sure (SECDE) 13. ayet (Resmi: 32/İniş:75/Alfabetik:92)

 Eğer Allah dileseydi onları bir tek ümmet elbette yapıverirdi. Fakat O, dilediği kişiyi / dileyeni rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.42. sure (ŞÛRÂ) 8. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95) 


KUR’AN’AN DAKİ DİNDE, KUR’AN AYETLERİNİN İFADESİNDE ANLAMINI BULAN, İNANMANIN / İMANA ERMENİN OLMAZSA OLMAZI, KİŞİSEL ÖZGÜR AKLIN VE KALBİN KUŞKU DUYMAKSIZIN ONAYLAMASIDIR.

 Allah iradesini / sözünü siz kendinizi değiştirmedikçe değiştirmez


 Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah'ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah'ın berisinden koruyucu bir dost da olamaz.13. sure (RA'D) 11. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85) 

 "Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem." 50. sure (KAF) 29. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)

 Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir8. sure (ENFÂL) 53. ayet (Resmi: 8/İniş:93/Alfabetik:22)

ALLAH’IN KUR’AN’DA BÖYLE BİR İMANA ERMEK İÇİN, “KİŞİNİN İNANÇ, İBADET, VİCDAN VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİNİ YAŞAMASINA YÖNELİK HER TÜRLÜ BASKI VE TAHAKKÜMÜNÜN ENGELLENMESİNİ” BİLDİRİP İSTEMİŞTİR.

   Dinde zorlama yoktur:
 Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2. sure (BAKARA) 256. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
 Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine bir borç değildir. Tam aksine, dilediğini / dileyeni iyiye ve güzele kılavuzlayan Allah'tır. Nimet ve imkândan başkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah'ın yüzünü arzulama dışında bir şey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiğiniz her nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uğratılmazsınız. 2. sure (BAKARA) 272. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
 Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiştir. 4. sure (NİSA) 90. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
 Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim. 6. sure (EN'ÂM) 104. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)
 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10. sure (YÛNUS) 99. ayet (Resmi: 10/İniş:51/ Alfabetik:109)
 Ve de ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin." Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı / duvarı / dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü sığınak / dayanak! 18. sure (KEHF) 29. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)
 "Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!" 27. sure (NEML) 92. ayet (Resmi: 27/İniş:48/Alfabetik:81)

 Şu bir gerçek ki, sen istediğin kişiyi doğru yola iletemezsin. Ama Allah, dilediğine kılavuzluk eder. Hidayete erecekleri O daha iyi bilir. 28. sure (KASAS) 56. ayet (Resmi: 28/İniş:49/ Alfabetik:53)

 Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.39. sure (ZÜMER) 41. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)

 Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir. 41. sure (FUSSİLET) 40. ayet (Resmi: 41/İniş:61/Alfabetik:30)

 Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez. 41. sure (FUSSİLET) 46. ayet (Resmi: 41/İniş:61/ Alfabetik:30)
Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur'an'la öğüt ver. 50. sure (KAF) 45. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)

 Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık. Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör. 76. sure (İNSÂN) 2-3. ayet (Resmi: 76/İniş:90/Alfabetik:43)

 Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene. Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki, Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur. Onu kirletip örtense kayba uğramıştır. 91. sure (ŞEMS) 7-10. ayet (Resmi: 91/İniş:26/ Alfabetik:93)

 Sizin dininiz size, benim dinim bana!" 109. sure (KÂFİRÛN) 6. ayet (Resmi: 109/İniş:18/Alfabetik:50)


YUKARIDAKİ BEYYİNELERİN / KESİN DELİLLERİN IŞIĞINDA, KUR’AN’IN BÜTÜNCÜL MESAJI DA DİKKATE ALINDIĞINDA, AŞAĞIDAKİ GİBİ ALGILANIP, ANLAŞILAN VE UYGULANAN LAİKLİĞİN, ALLAH’IN RAHMAN SIFATININ BİR TECELLİSİ OLDUĞUNU SÖYLEMEK YANLIŞ OLMASA GEREKTİR.

 “Geniş ve kapsamlı olarak tanımı ile LAİKLİK, insanın inanç, ibadet, vicdan ve düşünce hürriyetinin devlet tarafından güvence altına alınmasıdır.

 Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı ya da kişinin inanç, ibadet, vicdan ve düşünce hürriyetini yaşamasına yönelik her türlü baskı ve tahakkümü önlemek laik devletin görevidir. 

 En çok bilinen şekliyle tanımlanışı ile LAİKLİK,  din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.

 Laik devlette devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları dini prensipler değil; bilimsel yaklaşımlar, toplumsal ihtiyaçlar ve hayatın gerçekleri tayin eder.

 Bu devlette din ise; tamamıyla fertlerin dini inançlarını kendi özgür iradeleri ile yaşamasını öngören ve bununla ilgili kuralları düzenleyen bir müessesedir.

 Bu bağlamda laiklik; dinsizlik olmadığı gibi din karşıtlığı da değildir. 


TÜRKİYE CUMHURİYETİ ’NİN KURUCUSU BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK:

 "Bizim dinimiz en makul, en tabii dindir ve ancak bundan dolayı en son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uymaktadır" demek suretiyle dini kaygılarla laikliğe karşı çıkılmasının ne kadar anlamsız olduğunu vurgulamıştır.

 Zira laiklik, kesinlikle dinsizlik demek değildir ve devletin vatandaşlarına din ayrımı yapmaksızın hizmetlerini sunmasını gerektirir.

 Din ve vicdan hürriyetinin teminatı olan laiklik, herkesin istediği dini seçme ve gereğini yerine getirme hakkını öngörür.

 Bu temel prensiplerin ise İslam dini ile ters düştüğünü söylemek, ancak ve ancak İslam dininin, gerçekte ne olduğunu bilmemekle izah edilebilir.


ALLAH’IN KUR’AN’ DA DA BİLDİRİP İSTEDİĞİ GİBİ:

 KİŞİNİN İNANÇ, İBADET, VİCDAN VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİNİ YAŞAMASINA YÖNELİK HER TÜRLÜ BASKI VE TAHAKKÜMÜNÜN ENGELLENMESİ"

VE

“HERKESİN İSTEDİĞİ DİNİ SEÇME VE GEREĞİNİ YERİNE GETİRME HAKKININ GÖZETİLMESİ";

 LAİKLİK İLKESİNİ GÖNÜLDEN KABUL EDİP UYGULAYAN İNSANLAR VE BUNLARIN İÇİNDEN SEÇİLMİŞ ve /veya ATANMIŞ OLAN, DÜNYEVİ HÜKÜM VE YETKİ SAHİPLERİNİN, LAİKLİK İLKESİNİN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRMELERİYLE SAĞLANABİLİR.

 Bu sebeple de:

 “Laik olan devlettir, Müslüman kişi laik değildir” görüşü yanlıştır. Laiklik, müslüman olmaya (Allah’a teslim olmaya) engel değildir üstelik imana ermenin (Allah’ın Kur’an’da istediği gibi bir mümin olabilmenin) oluşumunda dünyevi / çevresel olumsuz etkilerin önlenmesinin de güvencesidir.

BU BAĞLAMDA ÖZÜNDE KUR’AN’ MÜMİNİ OLAN, BİLİNÇLİ / SAMİMİ BİR MÜSLÜMAN,  SÖZÜNDE DE ve AMELİNDE DE LAİK OLMALIDIR.


 Türkiye Cumhuriyetinin Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatını günümüzde taşıyan İsmail Kahraman’nın  “yeni anayasada laiklik olmamalıdır, dindar bir anayasa olmalıdır” diyerek ortaya koyduğu zihniyetini, hem “Türk İstiklal ve Cumhuriyetini Kurtarmakla vazifelendirilmiş”  biri olarak, TC. Sade Vatandaşı sıfatımla ve hem de “Hamdolsun Allah’ıma” Kur’an imanlısı dindar bir Müslüman sıfatımla red ederim.  

TBMM Başkanının kendisi gibi düşünenlerle birlikte zihniyetini gözden geçirip, Laikliği ve yukarıdaki ayetleri inceleyip, Mecliste ettiği yeminine rağmen, Allah’ın dinini kişisel siyaseti için istismar edip etmediğini, samimi dindarları saptırıp saptırmadığını, “hesap gününü” hatırlayıp düşünerek vicdanında değerlendirmesini dilerim.

M. Kemal Adal
29 Nisan 2016 / İZMİR


*****


ANLAYAMAMIŞ


Mehmet Necati Güngör


Lâiklik, aslında “adam olmak” ve “adam gibi yaşamak” tır ama, bizim “adam” anlayamamış.

 Anayasa’dan çıkarılsın, böylece “dindar” lık olsun istiyor.

 Diyelim ki onu çıkarıp, yerine dindarlığı yerleştirdin.Sahiden dindar mı olacaksın?

 Dindarlık anayasa işi midir ki değiştirince olasın.

 İman etmek için hukuk metni mi gerekir ki iman etmiş sayılasın.

Anayasadan lâikliği çıkardığında, misal;

Hırsızlık mı olmayacak?

Adam kayırma?

Rüşvet?

Yalan, riya?

İftira?

Emanetin ehline verilmesi?

Gıybet?

 Yani, bunlar için lâiklik sana “olmaz” mı diyor?


Ya da bütün bunlar hakkındır, içinden ne geçiyorsa öyle yap mı demek istiyor?

 Laiklik, inananın da, inanmayanın da inanıp inanmama özgürlüğünü sağlıyor.

 Hangi dine inanıyorsan inan, ya da inanma; sana eşit vatandaşlık hakkı tanıyor.

 Bilimi, çağdaşlığı öngörüyor.

İtirazın bunlara ise, lâikliği yok etmene gerek yok.

 Önce adam ol!

Ha, dindarlık mı dedin?

 Öyle çirkin, öyle ipe sapa gelmez örnekler yaşattın ki, din ve dindarlık, sayende sorgulanır hale geldi.

 Masum çocuklara tecavüzü, “bir defalıkla bir şey olmaz” vicdansızlığına terk ederek…

 Hırsızlığı, “hazineden çalmayınca sayılmaz” kalıbına oturtarak…

 Ananın diz kapağından tahrik olduğunu söyleyerek…

 Kaynananın elinin öpülmesini, 6 yaşındaki öz çocuğunun kucağa alınıp sevilmesini…

 Hangi kitapta bulduysan, bunları günah sayarak…


Yetmedi;

 Kilise papazlarının cennetin anahtarını sattığı gibi,

 Sen de 130 dolara yanmaz kefen pazarlamaya kalkıştın.


Görüldüğü gibi,

 Anayasa ile ne lâik, ne dindar olunabiliyor.

 Önce insan olmak gerekiyor.

mehmet necati güngör 


Alıcı: bcc: Turkiye-icin-e.

*****

ATATÜRK'ÜN, LAİKLİK İLE İLGİLİ HER ZAMAN HATIRLANMASI GEREKEN 15 SÖZÜ

From: ARZU TÜRK
Sent: Wednesday, April 27, 2016 3:11 AM
To: kirmizigunluk@googlegroups.com


 Laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Laiklik müslümanın da hristiyanın da musevinin de budistin de ateistin de inanma ya da inanmama özgürlüğüdür. Başka bir dinin egemen olmamasıdır. Devletin her dine eşit mesafede yaklaşmasıdır.

 Bize laikliği yanlış bir şey gibi göstermeye çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü ardımıza dönüp baktığımızda ne yapmamız gerektiğini satır satır anlatan bir Gençliğe Hitabe'miz ve bunu öğütleyen ulu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk vardır.

İşte; "Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 15 Sözü".

#1


Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

#2

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

#3

Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.

#4

Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

#5
Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz

#6


Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir.

#7


Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.

#8


Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.

#9
Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatı ile ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

#10

Laik hükumet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.

#11
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

#12


Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

#13


Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.

#14


Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.

#15
Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.


DİP NOT.

Bu yazının bir cümlede özü ve özeti: MÜSLÜMAN, KUR'AN'IN IŞIĞINDA MÜMİN (İNANMIŞ) İSE, LAİK OLMALIDIR.

M. Kemal Adal

29. Nisan. 2016 /İzmir.

28 Nisan 2016 Perşembe

BİN AYNALI TAPINAK VE KUR'AN


Geçenlerde bir dostumun gönderdiği iletide bir öykü okudum.


BİN AYNALI TAPINAK…(1)

 Hindistan' da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış " BİN AYNALI TAPINAK "  adlı görkemli bir tapınak vardı. Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı. Tapınağın merdivenlerinden çıkarak " BİN AYNALI TAPINAK " a girdi. Tapınağın bin aynalı salonuna geçtiğinde bin tane köpek gördü. Korkarak tüylerini kabarttı; kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı; korkutucu hırıltılar çıkararak dişlerini gösterdi. Ve bin köpek de tüylerini diktiler; kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler çıkartıp dişlerini gösterdiler. Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı. Ve o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı.

.......

 Bir süre sonra bir başka köpek gelip dağa tırmandı. O da tapınağın merdivenlerinden   çıkıp " BİN AYNALI TAPINAK "a girdi. Tapınağın bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi: Kuyruğunu salladı; neşeyle oradan oraya zıpladı ve köpekleri oynamaya çağırdı. Bu köpek tapınaktan çıktığında dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inanıyordu. "

(1): Almanca' dan çeviri: Aydoğan Kekevi  14.02.02  Almanya.
KOPF FIT  ( Dinç-Baş ) adlı " Eczahaneciler dergisi" nin Şubat 2002 sayısından alınmıştır.

...........


Öyküyü okuduktan birkaç gün sonra, gerçek bir “Kitap Kurdu” olan değerli arkadaşım Halit Yıldırım, Prof. Dr. Server Tanilli’nin “ İslam çağımıza Yanıt verebilir mi ?” adlı yapıtından yaptığı “çıkarımlar”ı bir ileti ile gönderdiğinde, aynı şeyi “görüp” farklı sonuçlara varmanın sebeplerini düşündüğümde nedense bu öyküyü hatırladım.

 2011 yılında hakkın rahmetine kavuşan Prof. Dr. Server Tanilli, çok değerli bir bilim adamımızdır. Kitabın içeriği hakkında karşı görüş belirtmek değildir maksadım.  Zira yazarın, sorduğu sorunun cevabını bilerek o kitabı yazdığına, yaşantısı ve diğer eserleri de tanıktır ve bu noktada karşı görüş olarak belirtilecekleri işitip gördüğü de açıktır. Yazar için de, yazarın görüşlerine inanlar için de,  karşı görüşün hiçbir anlamı, yararı ve gereği yoktur.

 Bu yazıdan maksadım, yazarın “İslam çağımıza yanıt veremez”  diye özetlenebilecek  “Kur'an’daki İslam”da eleştirdiği konulara neden katılmadığımı da açıklamak da değildir. Çünkü bunun da, inanan veya inanmayanlardan birisine, o kişi kendi bakış açısını değiştirmedikçe, farklı bakış açısından görüleni görebilme imkânı sağlamayacağından,  yararlı olmayacağı bellidir.


Bu yazının amacı sadece,  Allah’ın mesajını ana dilinde okuyan farklı kişilerin, neden o mesajı farklı algıladıklarını ve aynı sözlerden nihai tahlilde neden farklı sonuçlar çıkardıklarını, doğrudan ve bizzat Kuran’ın söylemiyle inceleyip irdelemektir.

 Dileyen dilediği istikamette baktığında,  görmek istediğini, görüldüğünce görür.


1. Kuran Tüm İnsanlar İçin Gönderilmiş Bir Işıktır.

 Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir. Biz size, her şeyi açık-seçik gösteren bir ışık gönderdik. Allah’a inanıp O’na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır. (4 / NİSA / 174 - 175)


2. Tüm İnsanlar için Işık Olan Kur'an, sadece İnananlar (İman edenler)  İçin bir kılavuzdur; İnanmayanlara (kalplerini iman etmemeye şartlandırmış olanlara),  Kuran rehberlik edemez.  

 Bu sebeple, İnanan ve inanmayan kişiler Kur'an’ın ışığında gösterileni farklı algılayıp, farklı anlarlar.

 İşte sana o Kitap! Kuşku, çelişme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için. (2 / Bakara / 2) Allah, rızasına uyanları o Kitap’la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar. (5 / MAİDE / 16)

 Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi? / Arap'a yabancı dil mi? / ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir." (41 / Fıssulet / 44)


3.  İman Allah’la kul arasında kalbin tasdiklediği bir ahittir. İmanı sadece Allah yargılar.

 Müslüman (Allaha teslim olanlar) olmak başkadır, İman etmek (İnananlardan / kalbi tasdik edenlerden olmak) başkadır.

 Bu sebeple Müslüman’ım diyen kişiler de, İmanlarına göre Kuran ışığında gösterileni birbirlerinden farklı algılayıp, farklı anlarlar.

 Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar / Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O! … (22 / Hac / 78)

 Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir." (49 / Hucurat /14)


4. Allah Rab’dir. Rab: “Besleyip, terbiye edip eğiten; Yarattıklarını belirlediği bir programa uygun olarak, birtakım hedeflere götüren; Tekâmülü programlayıp yöneten.” demektir.

 İndirdiği Kur'an’ın ilk indirdiği ayetlerinde bildirdiği gibi, “oku” maya bağlı olarak insana bilmediğini öğreten Allah’ın dilemesiyle, Vahiy Kitabı Kur'an’ın ışığında Kâinat ve İnsan Kitaplarını okuyarak öğrenen insanlar, Kur'an ışığında gösterileni, akıl ve gönüllerinin tasdikine ve işlerindeki çabalarına bağlı olarak farklı algılayıp, farklı algılayacaklardır.

 Yaratan Rabbinin adıyla oku / çağır! İnsanı, embriyodan / ilişip yapışan bir sudan / sevgi ve ilgiden / husûmetten yarattı. Oku! Rabbin Ekrem'dir / en büyük cömertliğin sahibidir. O'dur kalemle öğreten! İnsana bilmediğini öğretti. (96 /Alak /1-5)

 Göklerin ve yerin melekûtuna (kâinat kitabına), Allah'ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise / söze iman ediyorlar? (7 / A'RAF / 185)
Onlara ayetlerimizi(delileri) ufuklarda (Kâinat kitabında) ve öz benliklerinin içinde (İnsan Kitabında) göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi? ( 41 / FUSSİLET / 53)

 Yeryüzünde (Kâinat Kitabında) ayetler (deliller / kanıtlar) vardır görürcesine bilenler için. Benliklerinizin içinde de (İnsan kitabında da). Hala bakıp görmeyecek misiniz? ( 51 / ZARİYAT / 20 - 21)

 Allah'ın ayetlerine inanmayanlara Allah kılavuzluk etmez. Onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür. (16 / Nahl / 104)


5. İnsanların bazıları da Kitabın (Kur'an'ın) bir kısmına inanırlar (Aklen ve Kalben onaylar); bir kısmına inanmazlar.

 Kur'an ayetlerini farklı algılayıp, farklı çıkarımlar yapmanın ve farklı sonuçlara ulaşmanın en önemli sebeplerinden biri de ayetleri yorumlayanın, nefsine (heva ve hevesine hoş gelene) uyarak, kitabın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak Kur'an ışığında gösterileni görmeye çalışmasıdır ki, bu kişilerin seçim ve tercihlerine göre algılama ve anlayışı,  elbette diğer inananlardan farklı olacaktır.

 Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah'ın Zikri / Kur'an'ı karşısında yumuşar. Bu, Allah'ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini / dileyeni hidayete erdirir. Allah'ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur. (39 / ZÜMER / 23)

 Kitap'ı sana indiren O'dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır." derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez. (3  / Ali İmran / 7)


6. Ahiret âlemi gayb âlemidir ve O âlemdeki,  Cennet ve cehennem de, gayba ait mekânlar olup, gaybın gerçeğini Allah bilir, insanlar ise dünya yaşantısına kıyasen algılarlar.

 Cennet ve cehennem tasvirleri gayb yönüyle mecazdır,  içinde bulunanları ve oradaki yaşamı anlatan Kuran ayetleri de gayb yönüyle müteşabihtir.

Mecaz ve müteşabih için “ Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır” demek yerine tevili (tefsiri / yorumu /açıklanması) yapılması halinde,  bunların algılanıp anlaşılması, Kitabın anası olan Muhkem (sağlam / manası açık ) ayetlerin (delillerin) algılanıp anlaşılmasına kıyasla çok daha farklı olacaktır.

 Muhkem ayet ardından gidenler ile Müteşabih ayetlerin yorumuna öncelik vererek gaybı taşlayanlar, Kuran’ın gösterdiğini farklı anlarlar.

 O gün yerküre başka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ın huzurunda dikilir. (14 / İbrahim / 48)

 Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir. (19 / Meryem / 61)

 Sakınıp korunanlara vaat edilen cennetin temsilî anlatımı şu: Altından ırmaklar akar, yemişleri de sürekli, gölgesi de. İşte korunup sakınanların son yurdu. Kâfirlerin son yurdu ise ateş... (13 / Rad / 35)

 İman edip hayra ve barışa yönelik değerler üretenlere şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyvadan bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: "İşte bu, daha önce rızklandırıldığımız şey!" Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.


7. Tüm semavi dinlerin insanlara vaadi, inanç, tutum ve davranışlarıyla kazanımlarına karşılık olarak dünya ve ahiret mutluluğu, huzuru, esenliği veya hüsran, pişmanlık ile azapta arınmadır.

Düşünürsek,  Kur'an Ayetlerinin ışığında gördüklerimiz, “Bin aynalı tapınakta” olduğu gibi, her an "değişen / değişebilen" halimize uygun olarak düşüncelerimizin yansıması, İnanç ve yapıp ettiklerimizin, anlayışımıza uygun beklentilerimizin bize geri dönüşüdür. Ama bu alemde, Ama ahirette…

 İnsanların İnanç, tutum ve davranışları farklı olduğu sürece, seçim ve tercihlerine göre Kur'an ışığında gösterileni algılayıp anlamaları, kazanımlarının dönüşü olarak ve ona nispetle derece derece farklı olacağı, aklını ve gönlünü işletenlere açık seçik ortadadır.

 Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. Hiç kuşkusuz, son varış Rabbinedir. Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur, ağlatan da... Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de...  (53 / NECM / 39 - 44)


Vahiy, Kâinat ve İnsan Kitaplarını gereğince “Oku” yup, anlayanlardan oluruz, İnşallah…

Dip Not:

Özgün yazımdır. İlk yayın guruplarımla paylaşılmıştır: 13 Şubat 2012


M. Kemal Adal
28 Nisan 2016 / İzmir