İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

KURAN’IN NİTELİKLERİ – 6



43.              KUR'AN İLE HATIRLAT:

 “Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur'an ile şunu hatırlat: Bir kişi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah dışında ne bir dostu kalır ne de şefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmişlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır.” (6. sure (EN'ÂM) 70. ayet)

 “Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur'an'la öğüt ver.” (50. sure (KAF) 45. ayet)

44.              KUR'AN, İNDİRİLMESİ, VAHYİ:

 “De ki: "Kim Cebrail'e - ki o, Allah'ın izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doğrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir - düşman kesilirse,” (2. sure (BAKARA) 97. ayet)

 Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getirenKur'an, onda indirilmiştir…)(2. sure (BAKARA) 185. ayet)

 İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin.” (2. sure (BAKARA) 252. ayet)

 Kitap'ı sana indiren O'dur:  Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır." derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.” (3. sure (ÂLİ IMRÂN) 7. ayet)

 Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!” (4. sure (NİSA) 105. ayet)

 “Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.” (4. sure (NİSA) 113. ayet)

 Şu da var ki, Allah sana indirdiğini, kendi ilmiyle indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ediyorlar. Zaten tanık olarak Allah yeter.” (4. sure (NİSA) 166. ayet)

 Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edebilsin.” (6. sure (EN'ÂM) 155. ayet)

 Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak... O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (7. sure (A'RAF) 2. ayet)

 "Benim Veli'm, o Kitap'ı indiren Allah'tır. O, hayır ve barış seven kulları koruyup gözetir."(7. sure (A'RAF) 196. ayet)

 Eğer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O'ndan başka da ilah yoktur. Artık müslüman oluyor/Allah'a teslim oluyor musunuz?” (11. sure (HÛD) 14. ayet)

 Biz bu Kur'an'ı sana vahyederek, hikâyelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysaki sen, bundan önce bunlardan tamamen habersiz olanlardandın.” (12. sure (YÛSUF) 3. ayet)

 Hiç kuşkusuz, o zikiri/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.” (15. sure (HİCR) 9. ayet)

 Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri / Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.” (16. sure (NAHL) 44. ayet)

 Bu Kitap'ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.” (16. sure (NAHL) 64. ayet)

 Biz bir ayeti, bir başka ayetin yerine koyduğumuzda -ki Allah neyi indirmekte olduğunu daha iyi bilir- şöyle derler: "Sen düpedüz bir iftiracısın." Hayır, öyle değil. Bunların çokları bilmiyorlar. De ki: "İman edenleri güçlendirip kökleştirmek için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olarak, Ruhulkudüs onu, senin Rabbinden indirdi.” (16. sure (NAHL) 101-102. ayet)

 “Bütün varlıkların tespihi o kudretdir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.” (17. sure (İSRÂ) 1. ayet)

 Az kalsın seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi. Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, yemin olsun, onlara birazcık meylediverecektin. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın.” (17. sure (İSRÂ) 73-75. ayet)

 “Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir." (17. sure (İSRÂ) 85. ayet)

 Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Onu, bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik. (17. sure (İSRÂ) 105-106. ayet)

 Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O'nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın.” (18. sure (KEHF) 27. ayet)

 Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/ biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki her şey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.” (19. sure (MERYEM) 64. ayet)

 Biz bu Kur'an'ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik;” (20. sure (TÂHÂ) 2. ayet)

“O Melik / o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olmaŞöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!" Yemin olsun, biz daha önce Âdem'e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulamadık.” (20. sure (TÂHÂ) 114-115. ayet)

 “Eğer biz onları, ondan önce bir azapla helâk etseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: "Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" (20. sure (TÂHÂ) 134. ayet)

 Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o Furkan'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.” (25. sure (FURKÂN) 1. ayet)

 Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah akşam birileri tarafından yazdırılıyor." (25. sure (FURKÂN) 5. ayet)

 İnkâr edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça /ayet ayet okuduk.” (25. sure (FURKÂN) 32. ayet)

 Kesin olan şu ki, o âlemlerin Rabbi'nden indirilmiştir. O güvenilir Rûh indirdi onu, Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın. Açık seçik Arapça bir dille indirdi.
O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var. Beni İsrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/ kanıt değil mi? Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de, O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.
Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık. Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.” (26. sure (ŞUARA) 192-201. ayet)

 Onu şeytanlar indirmedi. Onlara yaraşmaz, zaten güçleri de yetmez. Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.” (26. sure (ŞUARA) 210-212. ayet)

 Emin ol, bu Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah'a özgüleyerek O'na kulluk/ibadet et!” (39. sure (ZÜMER) 2. ayet)

 Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.” (39. sure (ZÜMER) 41. ayet)

 Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Alîm olan Allah'tandır.” (40. sure (MÜ'MİN) 2. ayet)

 Ve dediler: "Şu Kur'an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" (43. sure (ZUHRUF) 31. ayet)

 Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.” (44. sure (DUHÂN) 3. ayet)

 Azîz ve Hakîm olan Allah'tan Kitap'ın indirilişidir bu...” (45. sure (CÂSİYE) 2. ayet)

 İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah'tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!” (45. sure (CÂSİYE) 6. ayet)

 “Halbuki ondan önce, bir önder ve bir rahmet olarak Mûsa'nın kitabı var! Bu Kur'an da öncekileri tasdikleyen bir kitaptır. Zulmedenleri uyarsın, güzel davrananlara müjde olsun diye Arap dilindedir.” (46. sure (AHKAF) 12. ayet)

 İman edenler derler ki: "Bir sure indirilseydi olmaz mıydı?" Fakat hükmü kesinleşmiş bir sure indirilip de içinde savaş da anılınca, kalplerinde maraz olanların, ölüm baygınlığına tutulmuş bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan da odur.” (47. sure (MUHAMMED) 20. ayet)

 “Peki bunlar, Kur'an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? Hidayet kendilerine açıkça belli olduktan sonra arkalarına dönenlere şeytan fit vermiş, sonu gelmez arzuların/ ümitlerin ardına takmıştır onları.” (47. sure (MUHAMMED) 24-25. ayet)

 İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o. Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona. Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi. En yüksek ufuktadır o. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı, İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı. Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini. Kalp yalanlamadı gördüğünü. Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz? Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında. O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe. O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran, Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı. Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.” (53. sure (NECM) 4-18. ayet)

O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir. Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah'tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir/bir uyarıcı/bir düşündürücü indirmiştir. Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah'ın ayetlerini açık seçik okur. Allah'a inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere/bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.” (65. sure (TALÂK) 9-11. ayet)

 Onu aceleye getiresin diye dilini onunla hareketlendirme! Onu toplamak ve okumak bize düşer. O halde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz olacaktır.” (75. sure (KIYÂMET) 16-19. ayet)

 Biz indirdik o Kur'an'ı sana parça parça, biz!” (76. sure (İNSÂN) 23. ayet)

 Kutsanan bereketli sayfalardadır o. Yüceltilen, tertemiz sayfalarda, Yazıcıların ellerinde;Ak pak, mübarek yazıcıların.” (80. sure (ABESE) 13-16. ayet)

 Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir. Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü. O, gayb konusunda cimri değildir.” (81. sure (TEKVÎR) 22-24. ayet)

 Seni / sana okutacağız da artık unutmayacaksın.” (87. sure (A'LÂ) 6. ayet)

 Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır! İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husûmetten yarattı. Oku! Rabbin Ekrem'dir/en büyük cömertliğin sahibidir. O'dur kalemle öğreten! İnsana bilmediğini öğretti.”  (96. sure (ALAK)1- 5. ayet)

 Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik. Kadir Gecesi'nin niteliğini sana gösteren nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır! Melekler ve Rûh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner! Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!”(97. sure (KADİR) 1-5. ayet)

45.              KUR'AN, KARŞI ENTRİKA:

 İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığımızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir tuzak sergilerler. De ki: "Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır." Zaten, resullerimiz, kurmakta oldukları tuzakları kaydediyorlar.” (10. sure (YÛNUS) 21. ayet) 

46.              KUR'AN, OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE SIĞIN:

 Kur'an'ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah'a sığın!” (16. sure (NAHL) 98. ayet)

47.              KUR'AN, KAYNAĞI:

 “Kur'an'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbette ki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.” (4. sure (NİSA) 82. ayet)

 Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur'an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafûr'dur, Halîm'dir.” (5. sure (MÂİDE) 101. ayet)

 “Ayetlerimiz onlara açık seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler: "Bundan başka bir Kur'an getir yahut bunu değiştir." De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim." De ki: "Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size bildirmezdi de. Ondan önce içinizde bir ömür kalmıştım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" (10. sure (YÛNUS) 15-16. ayet)

 Bu Kur'an, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o.” (10. sure (YÛNUS) 37. ayet)

 Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift mânalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur'an'ı verdik.” (15. sure (HİCR) 87. ayet)

 “Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir." Yemin olsun, biz dilesek sana vahyetmiş olduğumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın. Ancak, Rabbinden bir rahmet müstesna. Kuşkusuz, O'nun sana lütfu pek büyüktür. De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler." (17. sure (İSRÂ) 85-88. ayet)

 Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O'nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın.” (18. sure (KEHF) 27. ayet)

 Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki her şey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.” (19. sure (MERYEM) 64. ayet)

 O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!" (20. sure (TÂHÂ) 114. ayet)

 Onu şeytanlar indirmedi.” (26. sure (ŞUARA) 210. ayet)

 Emin ol ki, sen bu Kur'an'a Hakîm ve Alîm bir kudret tarafından muhatap kılınıyorsun.”(27. sure (NEML) 6. ayet)

 Bu Kur'an'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere/belirlenen sona götürecektir. De ki: "Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir." Sen bu Kitap'ın sana indirileceği ummuyordun; Rabbinden bir rahmet olarak geldi. O halde küfre sapanlara sakın destekçi olma.” (28. sure (KASAS)85- 86. ayet)

 “Yâ, Sîn. Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki, Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin; Dosdoğru bir yol üzerindesin. Azîz ve Rahîm'in indirdiği üzeresin. “ (36. sure (YÂSÎN)1- 5. ayet)

 Biz indirdik o Kur'an'ı sana parça parça, biz!” (76. sure (İNSÂN) 23. ayet)

 Biz, gerçeği, Kur'an'da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor.” (17. sure (İSRÂ) 41. ayet)

 Yemin olsun ki, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği verdik. Sen onlara bir mucize getirsen, o inkâr edenler mutlaka şöyle diyeceklerdir: "Siz, eskiyi hükümsüz kılanlardan başkası değilsiniz." (30. sure (RÛM) 58. ayet)

 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.” (39. sure (ZÜMER) 27. ayet)


RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

10 Temmuz 2016 Pazar

TÜRK DE MÜSLÜMAN DA İNSAN DA DİK DURUR!

Ahmet B. ERCİLASUN

10 Temmuz 2016 Pazar 00:00

                Türk, tarihte iz bırakmış sayılı milletlerden biridir. Hunlar, Köktürkler, Karahanlılar, Selçuklular, Temürlüler, Osmanlılar... Her biri büyük coğrafyalara hâkim olmuş, milyonları yönetmiş hanedanlar. Motun, Attila, Köl Tigin, Gazneli Mahmud, Alpaslan, Temür, Fatih, Babür... Hepsi de yiğit, hepsi de cihangir. Yüzyıllarca dünyayı idare etmişler.

                İstiklal Savaşı bir destan ve onun şanlı önderi bir destan kahramanı, bir kurucu ata.

                Türk, böyle bir tarihin, böyle kahramanların vârisi. Böyle bir mirasa sahip olan bir milletin çocuğuna kul karşısında eğilmek, el pençe divan durmak yakışmaz. Türk isen dik duracaksın! Sen koskoca bilim adamısın, halkın sevdiği bir sanatçısın, başarılı bir iş adamısın... Her şeyden önce şanlı bir tarihin gururunu taşıması gereken bir Türk'sün. Zamanenin gelip geçici diktatörlerinin, siyasetçilerinin önünde ne diye eğilip bükülüyorsun?

Türk isen dik duracaksın!


***

                Müslüman, son dinin, evrensel bir dinin temsilcisidir. Doğmamış, doğurmamış, benzersiz, tek bir yaratıcı fikri, dinler içinde sadece Müslümanlığın ulaştığı müstesna bir seviyedir. Zaman ve mekân gibi ölçülebilir, görülebilir unsurlara bağlı bulunmayan, soyut Tanrı kavramı da öyle. Öyle bir din ki en büyük emri düşünmek, araştırmak ve ilim yapmak. Böyle bir dinin mensubu olan Müslüman'a da kula kul olmak yakışmaz. Müslüman sadece Tanrı karşısında eğilir. Hangi diktatörlük makamında olursa olsun, bir kulun karşısında eğilmez. 

Müslüman isen dik duracaksın!

                 Sen Hz. Muhammed'in, Hz. Ömer ve Ali'lerin, Harun Reşid'in, Tarık bin Ziyad'ın, Selahaddin Eyyubî'nin, Kanuni'nin mirasçısısın. Ne diye iki elini göbeğine bağlayıp, başını yana doğru sarkıtıp eğiliyorsun. El bağlayıp baş eğmek sadece Tanrı karşısında olur. 

Müslüman isen dik duracaksın!

                 Ülül'emre itaat, devletin yasalarına itaat demektir. Yasalara itaat etmeyen siyasetçilere, makam sahiplerine sen ne diye itaat edeceksin? Ne diye haysiyetini ayaklar altına alıp yalakalık yapıyorsun? Müslümanlık sana kula kul olmayı mı emrediyor? 

Müslüman isen dik duracaksın!

***


                İnsan, yaratılışın mucizesidir. Evren bir mucize, evren içinde insan başlı başına bir mucizedir. Akıl sahibidir, duygu sahibidir, haysiyet ve şeref sahibidir. "Ahlak" denilen harika bir "normlar düzeni"nin yaratıcısıdır. 

                  Binlerce sanat eserinin yaratıcısı, binlerce teknolojik eserin mucidi, nice bilinmeyen dünyanın kâşifidir insan. İlyada, Dede Korkut Kitabı, Leyla-Mecnun mesnevisi, tekbir dediğimiz ilahi beste, 9. Senfoni... Hepsi insan denen mucizenin eseridir. Böyle bir varlık, yine kendisine benzeyen bir varlık karşısında eğilir mi? İnsan denilen mucizevi varlık kul karşısında ellerini bağlar mı

İnsan isen dik duracaksın!

                 Sen varlıkların en şereflisi değil misin? En sefil yaratıkların bulunduğu çukurlara nasıl yuvarlanılır sanıyorsun? Aklını, fikrini zamane diktatörlerine satarsan; duygularını zamane siyasetçilerinin emrine verirsen; haysiyet ve şerefini zamane zalimlerinin ayakları altında ezdirirsen, işte o zaman esfel-i sâfilîn bataklığında sen de yerini alırsın. İnsan, şerefiyle, haysiyetiyle, vakarıyla insandır. 

İnsan isen dik duracaksın! 


***

                  Koca koca insanlara bakıyorum. Şu veya bu şekilde isim yapmış insanları seyrediyorum. Çevrelerinden saygı gören şöhretlere bakıyorum. Ulaştıkları noktada hepsinin belli bir tatmin duygusuna erişmiş olduklarını düşünüyorum. Fakat hayır... Hâlâ bir şeyler istiyorlar. Hâlâ birilerine yanaşmak, birilerinin sofrasına oturmak, birilerinden iltifat görmek istiyorlar. Bilmiyorlar ki o sofralar, o iltifatlar onları sadece yanaşma yapar. Yanaşmalık insana belki bazı makamlar kazandırır; belki para da kazandırır. Fakat asla şeref kazandırmaz.

               Türk isen, Müslüman isen, insan isen dik duracaksın!
                 
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 10.07.2016 tarihinde yazdırılmıştır.

Selam...


9 Temmuz 2016 Cumartesi

ATATÜRK’ÜN KUR’AN’A BAKIŞI


ATATÜRK’ÜN KURAN’IN İSTİSMAR EDİLMESİNE VE TAASSUB ARACI OLARAK KULLANILMASINA KARŞI MÜCADELESİ


Atatürk’ün karşı olduğu şey her konuda olduğu gibi dinde veya eğitiminde olan taassupluk yani bağnazlıktır. Onun bütün ilke ve inkılâplarında hedef, hep tutuculuktan Milleti kurtarmak olmuştur.

 Bu nedenle dinin en temel kaynağı olan Kur’an söz konusu olduğunda, oldukça titiz davranan ve Kur’an öğretimi için büyük çabalar harcayan ve inkılâplar yapan Atatürk, birçok yerde değişik nedenlerle hep şu sözü söylemiştir:

Mukaddes mihrabı, cehlin elinden alıp ehlinin eline vermek zamanı gelmiştir.”


Atatürk, dine ve dinin kutsal değerlerine başta Kur’ân’a saygı göstermiştir. Ancak, o, bağnazlığa ve din istismarcılığına savaş açmıştır.

 Sonuç olarak o, hiç kimsenin dinine inancına karışmamıştır ve din özgürlüğüne ne denli değer verdiğini şu sözleriyle açıkça açıklamıştır:

 “Türkiye Cumhuriyeti’nde her reşit dinini seçmekte hür olduğu gibi, muayyen bir dinin merasimini de uygulamakta serbesttir. Yani ayin hürriyeti korunmuştur. Tabiatıyla ayinler asayiş ve umumi adaba aykırı olamaz; siyasi nümayiş şeklinde de yapılamaz.”


Atatürk’ün Kur’ân’ın Kötü Amaçlı İstismar Edilmesine Verdiği Tepki ve Tarihsel Örnekler:

 Atatürk, İslam tarihinde yaşanmış bir acı örnek vererek bakın Kur’ân’ın nasıl kötü amaçla istismar edildiğine dikkat çekiyor:

Görevi, İslam dünyasında Kur’an hükümlerinin uygulanmasını sağlamaktan ibaret olan halife, mızraklarına Kur’an sayfaları geçirilmiş Emeviye ordusunun karşısında muharebeyi kesmeye mecbur oldu. Zorunlu olarak taraflar hakemlerin vereceği karara uymaya söz verdi... Hazreti Osman’a gelince: Kaçınılmaz olan üşüşme içinde kanını Allah’ın kitabına (Kur’an- Kerim) akıtarak, dünyayı terkeyledi. (Hilafetin kaldırılması esnasında TBMM’de yaptığı konuşmasından, 1 Kasım 1922)”

 Yine Kur’ân’ın kötü amaçlı istismar edilmesiyle ilgili olarak verdiği başka bir örnekte ise:

“Vaktaki Muaviye ile Hz. Ali karşı karşıya geldiler. Sıffin vakasında Muaviye’nin askerleri Kur’an-ı Kerim’i mızraklarına diktiler ve Hz. Ali’nin ordusunda bu suretle tereddüt ve zaaf husule getirdiler. İşte o zaman dine mefsedet (bozgunculuk), İslamlar arasında münaferet (birbirine nefret) girdi. Ve o zaman hak olan Kur’an haksızlığı kabule vasıta yapıldı...(Konya gençleriyle konuşma, 20 Mart 1923)” demektedir.

 Atatürk, dini emellerine alet ederek çıkarlarını sürdürenleri başka bir konuşmasında ele alarak şu şekilde eleştirmiştir:

 Âdi ve alçak hilelerle hükümdarlık yapan halifeler ve onlara dini alet yapmaya tenezzül eden sahte ve imansız âlimler tarihte daima rezil olmuşlar, rezil edilmişler ve daima cezalarını görmüşlerdir. Dini, kendi ihtiraslarına alet yapan hükümdarlar ve onlara yol gösteren hoca namlı hainler hep bu sonuca sürüklenmişlerdir

Sonuç Olarak: Yine Atatürk’ün açıkça belirttiği gibi, “din perdesi ile halkımızı aldatmak”, İslam Dininde “riya (gösteriş)” olarak ele alınmıştır. Zira Yüce Yaradan Kur’ân’da birçok âyetlerde, Hz. Muhammed de birçok hadislerinde” riya”yı yermiş ve yasaklamıştır.

Kaynak: Prof.Dr. Osman ZÜMRÜT, "Atatürk’ün Kur’ân’a Bakışı" isimli makaleden...

NEDEN BARIŞIYORUZ?

Armağan KULOĞLU

09 Temmuz 2016 Cumartesi 00:00

Dış politikadaki radikal değişikliklerin bundan sonra da devam edeceği anlaşılmaktadır. Ülkelerle olan ilişkilerimizin neden sorunlu duruma geldiği, sonra da neden düzeltilmesine çalışıldığının değerlendirilmesinde yarar görülmektedir.


 İsrail'le ilişkiler

İsrail'le ilişkilerin bozulmasının sebebi, "one minute" ile başlayan, "Mavi Marmara"yla tırmanan süreçte, iç kamuoyunun önemli bir kesimindeki İsrail hoşnutsuzluğundan istifade ederek, kendi seçmeni nezdinde prim yapmak ve ayrıca bu yolla yeni seçmen kitlesi yaratmak olarak değerlendirilebilir. Bu davranışta, Arap dünyasının İsrail düşmanlığını istismar ederek etkinlik sağlayıp, bölge lideri olma düşüncesinin de bulunduğu söylenebilir.

Uzun süren bu dönemde, diplomatik ilişkiler donmuş, dış dünyada zaman zaman lehimize hareket eden Yahudi lobisinin, tam tersine aleyhimize çalışıldığı görülmüştür. Diğer taraftan İsrail'le Kıbrıs arasındaki sahada çıkan doğal gazın pazarlanmasında düşünülen Türkiye güzergâhının yaratacağı karşılıklı çıkar da, önemli bir faktör olarak ortaya çıkmıştır.

Alt seviyede yapılan görüşmeler, şartların elverişli duruma gelmesiyle üst seviyeye intikal etmiş ve ilişkilerin düzeltilmesi yolunda adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu müthiş "U" dönüşün yarattığı tepkiyi hafifletmek, hatta tamamen gidermek için günah keçisi bulmakta zorluk çekilmediği, algı operasyonlarıyla ve toplumun önemli bir kesiminin de dış politikadaki değerlendirme eksikliğinden istifadeyle sonuç alınmaya çalışıldığı kıymetlendirilmektedir.


 Rusya'yla ilişkiler

Suriye politikasındaki görüş ayrılığı, ilişkilerimizi etkilese de, ekonomik konular bundan fazla zarar görmemiştir. Ancak önce diklenerek savunulan, sonra yumuşatılmaya çalışılan "uçak krizi", zaman içinde Türkiye ekonomisini derinden zorlamıştır. Buna, ilişkilerin bozulmasından dolayı bölge politikalarının olumsuz etkilenmesi de eklenince, mevcut durumun sürdürülebilir olamayacağı anlaşılmış ve düzeltilmesi için Rusya nezdinde ardı ardına teşebbüslerde bulunulmuştur.

Son yazılan özür mahiyetindeki mektup, ilişkilerin düzelmesi yönünde adımlara yol açmıştır. IŞİD ve kuzeydeki Kürt oluşumunun, Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehdit etmesindeki ortak nokta ve karşılıklı ekonomik çıkarlar, ilişkilerde ilerleme kaydedilmesini mümkün kılabilir.


 Suriye'yle ilişkiler

Suriye'yle ilişkiler, ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar ileri düzeydeyken, Arap Baharı'nın Suriye'ye dayanmasıyla değişime uğramıştır. Önce Esad'ı ikna ederek Suriye üzerinde etkinlik sağlayıp Batı nezdinde prim yapmak için adımlar atılmış, bunlar sonuç vermeyince, yönetimin yıkılması için çaba gösterilmiştir. Bu durum, Suriye'yle birlikte onun desteğindeki Rusya ve İran'la olan ilişkileri de zedelemiş, Suriye yönetiminin ülkedeki kontrolü kaybetmesi, IŞİD tehdidinin büyümesini, Kuzeyde Kürt kontrolünün oluşmasını da beraberinde getirmiştir.

IŞİD tehdidi ve Kuzeydeki Kürt oluşumu, Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Bu ortak nokta, yakın gelecekte bir "U" dönüşle Esad'lı Suriye'yle de iş birliği yapılabileceği ihtimalini artırmaktadır.


 Mısır'la ilişkiler

İlişkilerin bozulmasının sebebi, Müslüman Kardeşler ve Mursi iktidarına, askeri darbeyle son verilmesidir. Bunun kabulü, yatıp kalkıp darbe söylemleriyle güç kazanmaya çalışan iktidar için çelişki teşkil ettiğinden, hatta örnek kabul edileceği çekincesi yarattığından bugüne kadar ilişkiler düzeltilmemiştir.

Ancak dünyanın kabul ettiği bir yönetimi tanımamanın verdiği sıkıntı, yakın zamanda bu politikadan da bir "U" dönüş olabileceği ihtimalini artırmaktadır.


Görüldüğü üzere, hesapsızca atılan adımların sonucunun hüsran olduğu açıkça görülmektedir. Bilgisizlik ve öngörüsüzlüğün faturalarını Türk Milleti ödemektedir. Bu örneklere içeriden PKK ve Cemaat de eklense yanlış olmaz. Şimdiki politikalar doğrudur. Ancak uğranan itibar kaybının yeniden kazanılmasının zor olduğu değerlendirilmektedir. İç kamuoyunu ikna etmek, algı operasyonlarıyla mümkün olabilir. Ancak dış kamuoyunda???

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 09.07.2016 tarihinde yazdırılmıştır.