İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

15 Nisan 2016 Cuma

Bir Derleme: kÖZLÜ SÖZLER!.- Aydoğan KEKEVİ



Uzun bir süredir derlediğim “özlü sözler”den yaptığım bir güldesteye kişisel “deneyimlerimden, yaşadıklarımdan” esinlenerek yazıya aktardığım düşünce ve duygu ürünlerini de katarak paylaşıyorum.

Derleme”de herkesin kendi düşüncesine ve yaşam felsefesine göre beğenebileceği birşeyler bulabilmesi umuduyla.

Aydoğan KEKEVİ 09.4.2016

* * *

 Derlemenin girişine rahmetli ağabeyim  Turan KEKEVİ’nin anısına onun “Askeri Okul”notlarından  eve geldiğinde bana da yazdırdığı ve 55 yıl önce Almanya’ya birlikte getirdiğim ama herhangi bir şekilde yitirdiğim not defterimden  -aklımda kalan- dört özlü sözü yazarak başlamak ve onun 2 dörtlüğüyle de bitirmek istiyorum;

“Yüksek tepelerde yılanlar da bulunur kartallar da; biri sürünerek çıkmıştır diğeri uçarak.”Cenap ŞAHABETTİN (*)

“O kürkler ki gerçek sahiplerini hayvanlıktan kurtaramamışlardır, kaldıki giyenleri…” (Kaynak?)

“Kıran da olsa kırıl düş, eğilme sakın!”Tevfik FİKRET

“Kendini Altun kupadan sakın;zehiri teneke kupa içinde sunmazlar.”
Cenap ŞAHABETTİN

(*) Cenap Şahabettin ile ilgili aydınlatıcı bilgiler gönderen Sayın Mustafa AYAN’a en içten teşekkürlerimle.


* * * * * *

GÜLDESTE:

***

 Dünyanın en yüce tahtına da çıksanız oturacağınız yer kendi kıçınızın üstüdür..
Friedrich Nietzche

* * *

 Eşek, kulağı kesilmekle küheylan olmaz”. Atasözleri Sözlüğü Ö.A.AKSOY

* * *

 “Şempanzeyi goril kafesine koymakla şempanze goril olmaz; olsa olsa gorile metres olur.” a.k. 23.4.15

* * *

 “Önde yürüyen öküzden, arkadan gelen eşekten ve etraftaki salaklardan sakın!”

“A bove ante, ab asino retro, a stulto undique caveto!”

Eski Roma atasözü (Alıntı Hayr.Mahmud ÖZGÜR.  28 Nisan 2015 11:25)


* * *

“Mey biter saki kalır,
Her renk solar haki kalır,
İlim insanın cehlini alsa da;
Hamurunda varsa eşeklik, baki kalır
 diyen Fuzuli’den esinlenerek;

 1) “Ünvan sahibi olunsa da yobazlık baki kalır; olsa olsa “ünvanlı yobaz” olunur!”

….. 

 2) Bir ismin önüne eklenen bir meslek “ünvan”ı o kişinin kartvizitini veya tabelasını değiştirir ama karakterini değiştirmez: Sahibine göre ya “Altın bilezik”olur, ya daAltın Semer”!.
A.K. 23.4.15

* * * *

"Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır." EFLATUN

 Bunu bugün yaşananlardan esinlenerek günümüz Türkiyesi’ne uyarlarsak:

“Tembel laikler çalışkan yobaza mecbur olurlar”

"Disiplinli cahiller, disiplinsiz aydınları “ham” ederler!”

 “Uyuşuk "aydınlar" enerjik "cahillere"“maraba”  olurlar”..

“ Sözde Kemalistler özde yobaza iktidar teslim ederler”

“Uyuyan” laikler  “uyanık” anti-laiklere tramvay basamağı olurlar.”

a.k." 12.04.13

* * *

 “Tamir edemeyeceğin arabanın altına yatma” a.k.

* * *

Korku ve Korkmak üzerine:

 “Korkmak zayıflık değildir; asıl zayıflık; “Korkuya teslim olmaktır a.k.

veya

 Korku”dan ve “korkmak"tan korkma,  “korkuya yenilip teslim olmaktan” kork!. a.k.


 "Korkulacak olan „Korku“nun kendisi değildir, hatta “korku” (“Panik” veya “korkaklık/fobi” değil) yer yer gerekli ve yararlıdır da; kan dolaşımını hızlandırır; kişinin aklını, yüreğini, kasları ve salgı bezlerini harekete geçirir; asıl korkulacak olan ona teslim olmaktır  A.K.


 ‘Korkmuş kişike koy başı koş körünür”

(Koş:”Çift, ikiz”)
Divan-ı Lügat-it Türk

* * * * *

 “İsa’nın tabancası olsaydı bugün hala yaşıyor olacaktı” ;))))
Homer Simpson (31.12.14)

** *

 “Frankenştein yaratanların  sonları da yarattıkları o Frankenstein’in elinden olur!”
a.k. 2016

* * *

“Beynin büyüklüğünden daha önemli olan ne kadarının çalıştığıdır”;

 Fındık kadar olan beyinin hepsi, kavun kadar olan beynin de sadece arpa kadarı çalışıyorsa bu durumda “Fındık kavundan  daha büyüktür.”
a.k.2014

* * *

 “Çalışmak” zordur, çoğunlukla sevimsiz yorucu bir cebelleşmedir; “Çalışmamak” ise cehennemin ta kendisidir. Thomas Mann  (Almanca’dan çeviren a.k.2015)

* * *

 “Sapıklık dorukta, sapıklar el üstünde
Böyle bir dönemi yaşamadı Türkiye”

a.k. Mart 2016

* * *

„Belediye Seçimleriyle İstanbul’u alan partinin Türkiye‘yi de alabileceği” görüşü kanıtlanmıştır; ama „İstanbul’u alan partinin Türkiye’yi yönetemeyeceği“ de kanıtlanmıştır. 

a.k. 21.01.14

* * *

Saltanatlarını sürekli sananlara:

 "Şimdilik saltanatınızın tadını çıkarın, o “Saltanat kayığı"ndan inip ayaklarınız yere bastığında anlarsınız “Deniz”le “Kara”nın; “Su” ile “Toprak”ın; “Kayık”la “Fayton”un, “Çarık”la “Makosen”in farkını”!  a.k.

* * *

 Gün gelecek birileri mutlaka “İktidarda olmanın tadını çıkaralım derken işin bokunu çıkardık diyeceklerdir, ama....!  a.k.

* * *

 Eldivenlerine minnettar olma; ellerini ısıtan “eldivenler" değil kendi ısındır”. a.k...  
* * *

 Zaman”la gitmeyen zamanla gider

Wer nicht mit der Zeit geht, geht mit der Zeit
Almanca bir deyiş. (çeviri a.k.)

* * *

Atatürkçülük / Kemalistlik  Çağdaş Alperenliktir (şovelyeliktir):

Kemalist’in
“KILICI”: bilgisi ve cesareti;
“ZIRHI”: Ulus ve yurt sevgisi 
“KALKANI”davasının haklılığına  olan inancıdır! A.K.    

* * *  

Evet;

„Aklin Yolu Birdir“:
Yolcuları menzile kadar giderler!

Ama;

Akılsızların da yolu birdir:
devrilinceye kadar giderler.“

a.k. 2.11.15

** * * * * * * *

„Bilmediğini bilen birisi bilmediğini bilmeyenden daha bilgilidir“

“Einer, der nichts weiss, aber weiss, dass er nichts weiss,
weiss mehr als einer, der nichts weiss und nicht weiss, das er nichts weiss....”
 İnternetten imzasız..

(Almancadan çeviri: a.k.)

 Bu özdeyişin biraz değişik şekilleriyle Sokrates’e ait olduğu şeklinde notlar da gördüm.:

Almanca:
Wer nichts weiß und weiß nicht,
daß er nichts weiß, ist ein Tor – meide ihn.
Wer nichts weiß und weiß,
daß er nichts weiß, ist bescheiden – belehre ihn.
Wer etwas weiß und weiß nicht,
daß er etwas weiß, ist im Schlafe – wecke ihn.
Wer etwas weiß und weiß,
daß er etwas weiß, ist weise – folge ihm.

Türkçesi:
„Bilmediğini bilmeyen ahmaktır; ona engel ol.
Bilmediğini bilen alçak gönüllüdür; ona öğret.
Birşeyler bilen ve birşeyler bildiğini bilmeyen uyuyordur; onu uyandır.
Birşeyler bilen ve bir şeyler bildiğini bilen bilgedir; onu izle.“ (Çeviri A.K.)

Sokrates  (470 - 399  z.ö.), Yunan Filozof.

* * * * * * *

AKIL’da  “kanıt” vardır; “bilgi” vardır,”bilim” vardır; “somut” veriler vardır:

BATIL’da “rivayet” vardır; “dedikodu” vardır;  “yalan” vardır; “soyutluk” eğemendir.

Her ikisinde de “istisna”ların olabilirliği bunların bu “öz”lerini değiştirmez. a.k.

* * *

SORU-YORUM;

 Öbür dünya”ya içtenlikle inanan ve o dünyada hesap sorulduğundan emin olan birisi “bu dünya” da çalar çırpar, suç veya günah işler mi? a.k.
.....

 VARLIĞINI bilip,
ZAMANINI bilemediğin
seninle YAŞIT olup seninle  birlikte yaşayan şey nedir?

Ölümdür ! a.k.

* * *

“Çalan çırpan ve gözü bir türlü doymayan”lar;

 3 kuruş”la “3 milyar lira”nın aynı değerde, ya da “hiç değerinde” olduğu dünyadaki tek yer hangi ülkedir?

Kabristan”!

a.k.

* * * *

“Sevmek” “sevilmek”, aşk” güzeldir; sevmediğiniz biri tarafından sevilmek ise azaptır; “Sevip de sevilmemek” de öyledir!.

 Kıssanın hissesi: Karşılığı olmayan, tek yanlı olan her şey “aşk” da olsa sonunda kimseyi mutlu etmediği gibi kişilerin  yaşamını da cehenneme döndürebilir.

A.K. 20.3.16

* * *

 “Görünen o ki insan hayali uzaydan daha sonsuz!” a.k.20.3.16

** *

 Olmayan bir şeyi dayatmak da, çürütmek de, kanıtlamak da mümkün değildir; sadece zaman kaybıdır. 20.3.16

* * *

 “Her şey çürür gider çürümeyen tek şey yalandır, sürekli kaynak bulur, sürekli filiz verir.”  20.3.16

* * *

 “Sizi önce denize iten, siz kurtulduktan sonra size havlu uzatan birisini cezalandırmasanız  bile bir de ona minnettar olarak  “koyunlaşma”nın çitasını alçatmayınız!.

a.k. 2016

* * *

 “Herkesin kendisini Hz. Ali’nin Zülfikarı sandığı bir ülkede gerçek adaleti sağlamak mümkün değildir” a.k.

* * *

“Öldeçi sıçkan muş taşakın kaşır”

 -Eceli gelen sıçan kedinin taşağını kaşır-
Divan-ı Lügat-it Türk

* * *

Cenap ŞAHABETTİN’den 7 özlü söz

* Köhne fikirler, paslanmış çivilere benzer: Söküp atmak çok güç­tür. ”

* Avam en az anladığına, en ziyade kuvvetle inanır.”

* İstibdad her tembel milletin kürek cezasıdır.”

* Boş mide haykırır, derler. Biz de ilâve edelim: Dolu ağızların sesi çıkmaz.”

* Yerinde sayanlar yürüyenlerden çok ayak patırtısı eder.

* Zavallı koyun sürüsü... Çobanı da o besler, çoban köpeğini de, kurdu da, sahibini de...

* Köpeğe gem vurma: Kendisini at sanır.

* * *

 “Bor bolmadhıp sirke bolma”
(Bor:Şarap)
Divan-ı Lügat-it Türk

* * *

„Çocuklar terbiye edilemez;  biz ne yapsak onlar da onu yapıyorlar“

„Kinder kann man nicht erziehen, die machen uns eh alles nach“
Karl VALENTİN (1882-1948),  Alman Komedyen.

 Kıssadan hissesi: „Önce kendimizi terbiye edelim/düzeltelim“ ki….“ A.K.

Alıntı: „Vigo“ dergisi..

* * *

 Siz dizlerinizin üzerine çökmüş olduğunuz için onlar size büyük görünüyorlar; ayağa kalkın!”

“Fransız Devrimi”nin sloganı (Kaynak:H.M.Özgür)

* * * *

BİLGİ üzerine kısa kısa..

- "Bilgi" ya insanın ayağını yerden keser ya da yere bastırır;

- Sindirilmemiş bilgi gaz yapar insanı havalandırır;

- Sindirilen ve deneyimlerle zenginleştirilmiş bilgi sahibini olgunlaştırır; ağırlaştırır, ayağı yere basar, saygınlaştırır..a.k.

* *

 Bilgelik olgunluk -sadece- akademik bilgi ile edinilmez yaşamın gerçeklerinden deneyimlerle zenginleştirilen ve iyi sindirilen akademik bilgi kişiyi olgunlaştırır pişirir ve bilgeleştirir..a.k.

* * *

 İnsanı "bilgiç" yapan da "bir hiç" yapan da bilgidir.
biri sindirilmiş, deneyimlerle zenginleştirilmiş ve paylaşılmış bilgidir;
öteki ise sindirilememiş, kabız yapmış paylaşılmamış ve anlaşılmamış bilgidir. a.k.

* *

 Yaşamın süzgecinden geç(iril)memiş, deneyimlerle bütünleş(tiril)memiş teori veya ezber olarak kalan akademik bilgi kişiye “ün” ünvan verebilir ama “bilgelik” asla..a.k..

* * *

 Bilgilenince ya pişer  olgunlaşırsınız ya olumsuzlaşır hamlaşırsınız.
Yani: Ya “Hoşgörülü” ya da “Boşgörülü” olursunuz...

 Bunda etkili olan sizin cevheriniz, aileniz, çevreniz ve aldığınız bilgidir.
Öğrendiklerinizi  yaşamın gerçekleriyle deneyimlerinizle harmanlayarak ondan Hamur” da yapabilirsiniz,  “Çamur da..
a.k.10.11.11

* * ** * *

“Endik uma evligni agırlar”

 (Budala konuk ev sahibini ağırlar)
Divan-ı Lügat-it Türk

* * *

 “İnsanın gerçeği kendine saklaması “Yalan” sayılmaz”

(Es ist keine Lüge,wenn man die Wahrheit für sich behaelt.
Mr.Spock, Uzaygemisi Enterprise Alm.çeviri a.k.

* * *

 “Düşmanın hata yaparken onu rahatsız etme!”

Napoléon Bonaparte

* * *

 “Yaşam bir "klavye" gibidir; vurmak istediğimiz  tuşun yerine yanlışlıkla çevresindeki tuşlardan birine vurduğumuzda yazmak istediğimiz "Devrimci"  bakarsınız "sevrimci" “fevrimci” veya "cevrimci"  oluvermiş.

 Onun için tuş deyip geçmeyelim;tuşlara vururken dikkatli vuralım”.
a.k. 01.05.12

* * *

 "Küfür"le ancak içinizi boşaltırsınız ama "mücadeleyi / savaşı" kazanamaz, sadece "içinizi boşaltığınız"la kalırsınız çünkü içinizi yeniden dolduracak olan o düşman hala oradadır.
a.k.

* * *

 “AŞK ZAMANI GEÇİRİR, ZAMAN DA AŞKI”

veya

 “Aşkla zaman geçer, zamanla aşk geçer.”

"Liebe vertreibt die Zeit und die Zeit vertreibt die liebe.."
Almancadan çeviri: a.k

* * *

 Acıdır, üzücüdür paradokstur ama yaşamın da gerçeğidir: Alınan her öç “haklı” veya “haksız” diye ayırmadan alınacak yeni bir öcün tohumunu da içinde taşır. a.k.28.09.12

* * *

“Karşındankinin vereceği cevabı bildiğin soruyu sorma. yanıtını veremeyeceğin soruya da muhatap olma(maya bak.)!..  a.k

 Güncel bir örnek:

Alman TV muhabiri bilmem kaçıncı kez tutuklanmış „dosyası kabarık“ mülteci gence soruyor:

- Daha önce de hiç cep telefonu çaldınız  mı?
(Herhalde „heee 40-50 tane kadar çaldım“ falan demesini bekliyor, ki cevabı belli soruyu soruyor)

Kuzey Afrikalı genç Arap yanıtlıyor;
- Yoooo !

- ….

* * *

„Ot tise agız küymez“

 „Ateş demekle ağız yanmaz“
Divan-ı Lügat-it Türk

* * *

 „Saplantı“ kötüdür fakat gerek kendinizin gerekse karşınızdakinin saplantılı olduğunu bilirseniz önlem alabilirsiniz;  „Aşağılık saplantısı“ da kötüdür; fırsat bulduğunda da saldırgandır; fakat en kötüsü „Saplantısızlık saplantısıdır, ki bunların „saplantısız“ olduklarını çevreye göstermek için nerede, ne zaman, ne yapacakları hiç belli olmaz.
Tanık olduğum için söylüyorum.. a.k.

* * *

 “Doktora “Akupunktur” parası vermek istemiyorsan, kendi Voodoo bebeğini kendin yap!”

Alman sahne sanatçısı Christoph Maria Herbst.

** *

"Tarih’te de , “Yaşam’da da “gerçek” tektir; onu değişik kılan, çok yorumlu  yapan, farklı“açılar”dan  yapılan farklı “algılamalar” ve farklı yorumlar”dır: 


 Özetle “Hakikat tek Rivayet çoktur"..a.k.

* * *

 “Danaların en aptalı, eliyle seçer kasabı”. Alman atasözü. Çeviri A.K.

* * *

Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir” İbn-i Sina’nın olduğu söylenen bütün zamanlar için geçerli olan bu özlü sözden esinlenilerek gerçeklere kulaklarını tıkayanlar için de;

 “Hiç kimse duymak istemeyen kadar sağır değildir” denilebilir.a.k.2.11.15

* * *

 “Yenilgi” “alışkanlık”a dönüşmediği, “süreklilik” olmadığı sürece iyidir, ders almasını bilene yararlıdır; yanlışlarını  eksiklerini görüp gidermeyi, giderip başarılı olmayı sağlar.. a.k.

* * *

MECBUR MUSUN?..

Dedikodu edersin, ellerden duydum dersin,
tıka kulaklarını, duymaya mecbur musun?
En büyük suçu işler, "Şeytana uydum" dersin,
uymasana kardeşim, uymaya mecbur musun?

Turan KEKEVİ

……..

ŞEYTAN..
(...)
Her günahı işlemiş, suçu ona atmışız,
"Şeytana uydum" demiş, rahat rahat yatmışız..
Hakikatte ortada ne Şeytan var ne de Cin!
Onları biz var etmiş, hep bizler yaratmışız.

Turan KEKEVİ ("Günbatımı" Şiirler)

* * * * * *

Duavar yazıları:

 En ÜNSÜZLER'in  en ÜNSÜZ sözleri;

Hamama giren terler, denize giren ıslanır..  Hamdi Keseci

Yüzmeyi bilmeyen kurban da kesmesin.. Floryalı Ayhan

Eşeği tımar, insanı traş gösterir..  Necmi Sinekkaydı

Saplantısız insan yoktur; (he)sapsız insan vardır.. Banker Omani Mani

Bilmediğin  merada mal otlatma.  Hüsnü Çoban

* * *

Evrimler;

 Özgürlük devri”; “Kölelik devri”; “Kulluk devri” ve nihayet “Kıça Kıl olmak Devri”..
a.k. 2015

* * *

UYARI:

”kAYIP” YAZILAR veya:
“Günümüze” yakışır közlü sözler!

 “Kıllık” üzerine “kıllık” bir deneme:

A(z)KILLI AFORİZMALAR:

Fıtratında “kıllık” olanlara yararlı bilgiler:

- Muktedir olmayan döte kıl olma!
- Kafanı dinlemek istiyorsan dötün sessizini seç.
- Yellenen dötün kılı kavi olur..
- Kılın değerlisi merkeze yakın olanıdır.
- Benim kıl olmadığım dötten bi poh çıkmaz.
- Kılsız döt, balıksız akvaryuma benzer.
- Dötler baş olunca kılları da saç olur.
- Kıl oldum abi jilet gibi bakma bana.
- Fıtratında kıllık olan orada bitermiş!
- "Eyy döt kılları; pohsuz  kokusuz bir dünya için birleşiniz" Carlo Markato

* * *

* * * * * * * * * * *  S O N * * * * * * * * * * *

 Değerli Dostum, Dürüst insan Aydoğan Kekevi'nin "GÜLDESTE"sini paylaşırken, Arthur Miller'in aşağıdaki "öğrenmenin bedeli"ni de paylaşmak isterim.

M. Kemal Adal
15 Nisan 2016  


ÖĞRENMENİN BEDELİ

Öğrenmenin de maliyeti vardır......
Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir...
Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir.....
Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir....
Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir...
Hayattan da öğrenemeyenler boşa gitmiş hayatlarıyla
öğrenirler...

Arthur Miller.

14 Nisan 2016 Perşembe

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE ATATÜRK’ÜN PARA İLİŞKİLERİ

 
Nisan 10, 2016


Önce WikiLeaks… Şimdi Panama Belgeleri… Kralların, başkanların, başbakanların, siyasi liderlerin para işleri ortaya dökülüyor.  Ülkelerin istihbarat servislerinin siyasilerin para ilişkilerini takip etmeye özel önem verdiklerini biliyoruz. İngilizler gizli belgelerinde Atatürk’ün para ilişkisi konusunda hangi bilgilere sahipti? İngilizlerin gizli yazışmalarında Atatürk hakkında neler yazdıklarının minik bir özeti…


İngiltere Kralı VIII. Edward 1936’da ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yaparak, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile görüştü.

Para işlerine girmeden önce İngilizler, 1920’li yılların başında Mustafa Kemal’i nasıl tanıyorlardı, buna bakalım…

Bundan önce de bir ismi tanıyalım:

Adı, Horace George Montagu Rumbold (1869-1941)…

İngilizlerin önemli diplomatlarından biriydi. Arapça, Japonca ve Almanca biliyordu.
Biz bu ismi daha çok; İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri olarak görev yapmasından ve İngiltere adına Lozan Barış Antlaşması’na katılmasından biliyoruz.

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki diplomatları ülkelerine döndü. Savaşı kazanınca diplomatik kurumlardan farklı olarak işgal devrine mahsus “Yüksek Komiserlik” kurdular.

İstanbul’daki Yüksek Komiserlik, İngiliz Dışişleri’ne bağlıydı. Hazırladıkları yıllık raporları “gizli” damgasıyla bakanlığa gönderirlerdi.

Gizlilik içeren bu raporlar 1966 yılından itibaren peyderpey açıldı. 1981 yılından itibaren bu belgeler Türkçe’ye çevrilip yayınlandı. Örneğin, Doç. Ali Satan, 1920-1925 arasını kapsayan “yıllık raporları” kitaplar haline getirdi.

Bakın İngilizler, 1920 başında Mustafa Kemal’i doğru-yanlış nasıl tanıyordu?..

“DÜRÜST BİRİ”
Tarih: 27 Nisan 1921.

İstanbul Yüksek Komiseri Rumbold, İngiliz Dışişleri Bakanı George Curzon’a gönderdiği “Türkiye Yıllık Raporu”nda, Mustafa Kemal hakkında doğru-yanlış şu tespitleri yapıyor:

Orta halli bir ailenin çocuğu olarak 1981’de Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal, ilk askeri eğitimini Selanik ve Manastır idadilerinde almıştır. Çalışkanlığı ile akranları arasından sıyrılmayı başarmış ve listenin ilk sırasında olmak üzere İstanbul Askeri İdadisi’ne geçmiştir. Arkadaşları arasında pek popüler olmayan Mustafa Kemal’in kibirli biri olduğu söylenebilir. Kurmay subaylığa hak kazanmasından sonra 1907’de Selanik’e atanmış ve aynı yıl içerisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmek suretiyle farmasonlar (?) arasına katılmış ve İttihatçı fikirlerin en ateşli savunucularından biri olmuştur. Bir asker olarak iyi teşkilatçılığıyla ön plana çıkmaktadır. 1913’te askeri ataşe olarak Sofya’ya atanmıştır. Bugün dahi devam eden eğlenceye ve içkiye olan ilgisinin bugünlere dayandığı dile getirilmektedir. Savaş sırasında üst düzeyde cesaret göstermiş ve bir gözünü yitirmiş olduğu söylenmektedir.

Enver Paşa ve Almanlar ile olan ilişkileri oldukça kötüdür. Viyana’da İmparator Charles’ın taç giyme töreninde mevcut padişaha eşlik ettiği bilinmekte ve o dönemlerde veliahtın (Vahdettin) kendisinden Enver Paşa’ya karşı bir denge unsuru olarak faydalanmak arzusunda olduğu ifade edilmektedir.

1919’un ilk dönemlerinde ortaya çıkan Milli Mücadele hareketinin bir anlamda tohumlarının atıldığı İstanbul’daki askeri çevrelerin örgütlenmesinde oldukça tesirli olmuştur. Bu hareket ile olan ilişkisi 1919 Mayıs’ında Anadolu’nun kuzeyinde özel olarak kurulmuş ordu müfettişliğine Ferit Paşa tarafından gönderilmesinin hemen ardından başlamıştır. O zamandan bu yana, adı geçen hareketin en önde gelen lideri konumundadır. 

Ayrıca bu hareket içerisindeki şahsi ağırlığı da oldukça fazladır. İdari ve siyasi yeteneklerinin ve kararlılığının hiç de azımsanmayacak ölçüde olması nedeniyle mevcut konumunu muhafaza etmesini bilmiştir. Muhtemelen kendisinin hazırladığı konuşmaları, kitleleri ve her türlü durumu başarıya yönlendirme yeteneğine sahip olduğunu açıkça yansıtmaktadır. Fevkalade gösterişli ve otoriter bir görünüme sahip olmakla birlikte, kendisini aşırı vatanseverlik ve dürüstlükten yoksun biri olmakla suçlamak için ortada bir sebep görünmemektedir.”

“ZİMMETİNE PARA GEÇİRMEYEN TEK LİDER”

Konu dürüstlüğe geldi.

Yine bir gizli İngiliz belgesine göz atmak gerekiyor.

10 yıl önce kaybettiğimiz Prof. Salahi R. Sonyel, İngiliz belgeleri üzerinde çok çalışmış tarihçilerimizden biriydi.

“Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabında; İngilizlerin gizli yazışmalarında Mustafa Kemal’in parayla olan ilişkisi konusuna nasıl değindiklerini gözler önüne serdi.

Tarih: 29 Ocak 1921.
İstanbul’da İngiliz Askeri Karargahı, Mustafa Kemal’le ilgili olarak İngiltere Savaş Bakanlığı’na şu gizli bilgiyi gönderdi:

“(Atatürk) Gelibolu’da Liman von Sanders’in buyruklarına kasten itaat etmemişti. Bunun sonucu olarak Enver Paşa’yla arası açılmış ve görevinden istifa etmişti…

Onun, Enver ve Alman komutanla çekişmeleri, şimdiki Padişahı (o sırada Prens Vahdettin), Avusturya-Macaristan İmparatoru Karl’ın taç giyme törenine katılmak üzere Viyana’ya seyahat ederken Mustafa Kemal’i de yaveri olarak yanına almaya inandırmıştı. Vahdettin’in amacı, Kemal’i, Enver’le İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında denge kurmada kullanmaktı… Mustafa Kemal bugün belki de varlıklı (zengin) olmakla birlikte; onun dürüst olmayan davranışlarda bulunmuş olduğunu sanmaya neden yoktur. İttihatçı önderler arasında hiçbir zaman kendi adına para geçirmemiş tek kişidir.

Akıcı bir konuşma üslubuna sahip, becerikli bir politikacıdır…

Dolayısıyla, bir yandan Kızıllar (Ruslar) tarafından ona kur yapılırken; öteki yandan Avrupa’ya meydan okuyan kendi ülkesinin ümitsiz yazgısının önderliğini yapabilecek yetenektedir.”

İngilizler, içinde kimi yanlışlıklar da bulunan bu tespitleri 1921 yılında yazdı.
Peki…

Atatürk öldükten sonra, yani 1938 yılında hakkında gizli raporlarında ne yazdılar?
Şöyle…

“DALKAVUKLARA TAHAMMÜLÜ YOK”



Adı, Percy Loraine Lyham (1880-1961)…

Mısır’da İngiliz Yüksek Komseri olarak görev yaparken 1933 yılında Türkiye’ye atandı. 1939 yılına kadar İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yaptı.

İngiliz dışişleri personeli tarafından “kendini beğenmiş Percy” lakabı verilen bu diplomatın dünyada beğendiği ender liderlerden biri Atatürk idi.

Atatürk vefat ettiğinde 608 telgraf numarasıyla İngiltere Dışişleri BakanıEdward Frederick Lindley Wood’ye şu bilgiyi geçti…
Tarih: 25 Kasım 1938 idi…

“Aziz Lordum,

Size Mösyö Kemal Atatürk’ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum. Bu belgeye ek olarak bu yazımda; Atatürk’ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım.
Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı, Atatürk’ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki, onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.

Bu bilginin toplanmasında ben, belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır…

Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.

Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen kabinedeki bazı bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.

Atatürk’ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım…

Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil; yüz yıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir…

Atatürk’ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok. Bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türklerin tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum:

Bu da Atatürk’ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan -tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi- faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.

İddia edilen acımasızlığı; onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır.

İddia edilen tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevkler;toplumda kadının rolü kavramıyla bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çok eşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur.

Atatürk, Batı’da ‘yes-men’ ve uzun süredir Türkiye’de ‘evet efendimci’ olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor; bu tür insanları aşağılıyordu.

Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu.

Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü.

Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, halkı için yaşıyor, onlar için düşünüp onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa görevlerini yerine getiremedikleri kanısına varıyordu.

Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi ancak gerçek bir diktatör değildi. Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum.

Hitler ve Mussolini’nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi.


Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve bütün devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru, ancak olayların gidişi, Atatürk’ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir. Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil…

Atatürk’ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinç altının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dik duruşunun bir başka parçasıydı.

Müslüman olarak doğmuş, ancak yobazlık karşıtı bir kişi olmuştu; doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti.

İşini iyi bilen, yetenek sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı.

Türkiye’nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet’in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur.

Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkeler arası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.

Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti. Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.

O, Türk Milleti’ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.

İnsanlara; hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de bütün bunlardan daha önemlisibu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır…”

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/ingiliz-gizli-belgelerinde-ataturkun-para-iliskileri-1176677/