İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

18 Haziran 2016 Cumartesi

HABİB BABA


Eski bir meseldir, belki hepiniz biliyorsunuz, ama son günlerde yaşadığımız olaylar sonrası insanın biraz kendini dinlemesi ve "ben ne yapıyorum" demesi gerektiğini hatırlatan bu güzel hikâyeyi sizlerle paylaşıyorum;



Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da âlemlere denk bir değerin sahibidir.

Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider... Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. 

Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez. 

'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.'

 Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır.

'Ne olursun' der, 'kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.” Bin bir dil döker.Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder... Hamamın en sonundaki odayı göstererek..

'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.' 

Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar... Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir... Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.

Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?' 


Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir.

Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır.. .

Hamamcı vezirler der almak istemez... Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir... Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar: 

'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştamalı beline gir yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler: 'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler. ' 

Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır. .. 

Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona...Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur: 

'Evladımder'Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsaade edersen bir keseleyivereyim. ' 
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve büyük bir haz duyar... Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.

Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken'Buyur baba' der'ellerin dert görmesin' 

Bu arada içerideki âlemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir. 

'Babader'gel bende senin sırtını keseleyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle; 

'Olur evlat' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar... 

'Babader'görüyor musun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içeride tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...'


Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir: 

'Be evladım' der, Habib baba'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Âlemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir.

Paylaşan: M. Kemal Adal
26 ŞUBAT 2015 PERŞEMBE


http://mehmetbilgehanmerki.blogspot.com.tr/2015/02/habib-baba.html


17 Haziran 2016 Cuma

ANA KAYNAKTA BİR­LEŞMEK


 
Yaşar Nuri Öztürk
02 Ekim 2012, 11:55


İs­lam'da, olmazsa olmazların esa­sı­nı ve çer­çe­ve­si­ni, Kur'an be­lir­ler. Ana kaynak, zamanüstü kaynak odur. Kaynakların kaynağı odur.

 Gazalî, el-Müstasfasında bu noktaya değinirken, “Mülzim yani bağlayıcı olan Kur’an’dır. Öteki kaynaklar sadece muzhir yani açıklayıcıdır” diyor.

 ‘Müs­lü­man’ adı­nı al­ma­nın bi­ri­cik şar­tı Kur'an'a inan­mak ya­ni onun, ölüm­süz ilkelerin kay­na­ğı olduğu­nu ka­bul­len­mek­tir. Ancak Kur'an'a iman, küllî ola­cak­tır. Kıs­men be­nim­se­me yet­mez. İkin­ci­si, Kur'an'da yer alan ilke, kav­ram ve hü­küm­le­re yo­rum ge­tir­mek iman gerçeğini ze­de­le­mez. Bu yo­rum­la­ma faaliyeti Kur'an'ın sa­de­ce izni değil, em­ri­dir.

O hal­de, bir ko­nu­nun İs­la­mî­li­ği­ni vur­gu­la­ya­bil­mek, ona Kur'an bün­ye­sin­de bir yer bul­ma­yı ge­rek­li kı­lar. Fa­lan mez­he­be, fi­lan bil­gi­ne gö­re de­mek yet­mez. Ha­dis de  -uydur­ma olmamak şar­tıy­la- Kur'an'ın Hz. Pey­gam­ber eliy­le yo­ru­mu ola­rak değer ka­zan­mak­ta­dır.

 Kur'an, muh­te­va­sı için­de iki ala­nı bir­bi­rin­den ayı­rır: Muh­kemât, mü­teşâ­bihât. Bi­rin­ci ka­te­go­ri­ye gi­ren Kur'an­sal ilkeler ‘ki­ta­bın ana­la­rı’ ya­ni, te­mel­le­ri­dir. Bun­lar, Kur'an dü­şün­ce­si­nin ak­si­yom­la­rı, postulatlarıdır. Al­lah'ın bir­li­ği, ahiret, pey­gam­ber­lik vs. gi­bi. Bun­lar, bu çıp­lak ve ka­te­go­rik hal­le­riy­le, tar­tış­ma dı­şı­dır. Ör­ne­ğin, Al­lah bir mi, iki mi, âhi­ret var mı yok mu? vs. so­ru­la­rı so­ru­la­maz. Al­lah bir­dir; âhi­ret var­dır.
 Mü­teşâ­bih alan -ki Kur'an ayet­le­ri­nin ço­ğun­lu­ğu bu­ra­ya gi­rer- yo­rum ve tar­tış­ma­ya açık­tır. Bir baş­ka de­yim­le, bu ayet­ler, de­ği­şen za­man ve mekân şart­la­rı­na, in­san­lı­ğın ulaş­tı­ğı ye­ni tekâ­mül ve bil­gi aşa­ma­la­rı­na gö­re ye­ni an­lam­lar ve hikmetler ka­za­nır­lar. Bun­lar ay­rı­ca, her bi­lim da­lı­na ve dü­şün­ce çiz­gi­si­ne gö­re de de­ği­şik hikmetler taşırlar. Bu ba­kım­dan, şu­nu, Kur'an adı­na söy­le­mek bor­cun­da­yız:

Kur'an'ı, tek ba­şı­na bir ki­şi­nin ve­ya sa­de­ce bir bi­lim ve dü­şün­ce di­sip­li­ni­nin ge­re­ğin­ce an­la­ma­sı ve an­lat­ma­sı müm­kün ol­maz. De­ği­şik di­sip­lin­ler­den, de­ği­şik pers­pek­tif­te ki­şi­le­rin, ça­lış­ma­la­rı­nı bir­leş­ti­re­rek, için­de bu­lu­nu­lan za­man di­li­mi­ne gö­re Kur'an'ı in­san­lı­ğın is­ti­fa­de­si­ne sun­ma­la­rı, en doğ­ru yol­dur. Çün­kü Kur'an'ın en bü­yük ve en güç­lü yo­rum­cu­su za­man ol­muş­tur ve ola­cak­tır. Bu da bi­zi şu so­nu­ca gö­tü­rürZa­man her şe­yi es­ki­tip ih­ti­yar­lat­tı­ğı hal­de Kur'an'ı ye­ni ta­ze­lik­le­re bü­rün­dür­mek­te ve genç­leş­tir­mek­te­dir.

Mü­te­şâ­bih ala­nı­na gi­ren sır­la­rın çö­zü­mü, yi­ne Kur'an'ın ifa­de­si­ne gö­re "Al­lah'ın ve ilim­de derinleşmiş ki­şi­le­rin işi­dir" (Âli İm­ran, 7) Şu­nu da unut­ma­mak ge­re­kir ki, muh­kemât ka­te­go­ri­sin­de­ki tes­pit­le­rin de bir mü­teşâ­bih yan­la­rı var­dır. Me­se­la, Al­lah'ın bir­li­ği ve ya­ra­tı­cı­lı­ğı muh­kem, bu bir­lik ve ya­ra­tı­cı­lı­ğın za­man ve mekân ka­te­go­ri­le­ri ile iliş­ki­le­ri­ni açık­la­mak mü­teşâ­bih­tir. Ölüm son­ra­sın­da di­ril­me, he­sap ver­me muh­kem, bu­nun na­sıl­lı­ğı mü­teşâ­bih­tir. İs­ra ola­yı muh­kem, na­sıl­lı­ğı müteşâbih­tir.

Muh­kemât ka­te­go­ri­si­ne gi­ren hü­küm­le­re har­fi har­fi­ne, mü­teşâ­bih­le­re ise, yo­ru­ma açık ola­rak iman edip Kur'an'ı böy­le­ce be­nim­se­yen her in­san mü­min-Müs­lü­man sı­fa­tı­nı alır ve İs­lam'ın ge­tir­di­ği tüm imkân ve ni­met­ler­den ya­rar­la­nır. Böy­le bi­ri­nin iba­det et­me­me­si, gü­nahkâr ol­ma­sı, mü­min ni­te­li­ği­ni tar­tış­ma­ya se­bep teş­kil et­mez. Kur'an'ın bu yak­la­şı­mı, onun teb­liğ­ci­si Hz. Mu­ham­med ta­ra­fın­dan ıs­rar­la sa­vu­nul­muş ve Kur'an, onun di­liy­le, ‘Al­lah'ın gök­ler­den ye­re uza­nan ipi’  ola­rak gös­te­ril­miş­tir. "Bu ema­ne­te sa­rı­lır­sa­nız, as­la sap­maz­sı­nız" buyuran da odur.


MEZHEP, DİN DEĞİL; DİNE YORUM GETİREN EKOLÜDÜR

O hal­de, Kur'an'ın "Bu­gün di­ni­ni­zi ta­mam­la­dım" (Mâi­de, 3) di­yen aye­ti in­di­ği gün, din adı­na ina­nı­la­cak ve tar­tış­ma dı­şı tu­tu­la­cak hu­sus­lar nok­ta­lan­mış­tır. Bun­dan son­ra or­ta­ya çı­kan her fi­kir ve söz­ ko­nu­su edi­len her ki­şi­nin du­ru­mu, tar­tış­ma­ya açık­tır. Hiç bi­ri­nin tek­lik ve tartışılmazlık ni­te­li­ği yoktur.

 Ne var ki, ta­rih için­de bi­rer yo­rum ve dü­şün­ce eko­lü olan ve bir kıs­mı po­li­tik kamp­laş­ma­lar­dan kaynak­la­nan mez­hep­le­rin birço­ğu ken­di­si­nin tek ger­çek ol­du­ğu­nu id­dia ede­bil­miş ve çer­çe­ve­si­nin dı­şın­da ka­lan­la­rı ‘İs­lam dı­şı’ (he­te­ro­doks) ol­mak­la suç­la­ya­bil­miş­tir. Oysaki bu mez­hep­le­rin hep­si, Kur'an'ı kay­nak al­mak­ta bir­le­şir­ler. Ve Kur'an, bu bir­li­ğe gi­ren­le­rin kar­deş ol­duk­la­rı­nı açık­ça be­lir­tir. (bk. Hu­curât, 10)

 Ken­di mez­he­bi dı­şın­da ka­la­nı ‘sa­pık­lık ve fit­ne çı­kar­mak’la suç­la­mak, Eme­vî­ler­le baş­la­yan ve son­ra Eme­vî­liğe tepki ola­rak do­ğan an­la­yış­lar­la derinleşen bir il­let­tir. Bu il­let, İs­lam dün­ya­sı­nı ta­rih boyun­ca ke­mir­miş ve ke­mir­me­ye de­vam et­mek­te­dir.


Çıkarlarını halkın parçalanmasına bağlayan saltanat dinciliği, bi­rer yo­rum ve yak­la­şım şek­li olan mez­hep­le­ri, ba­ğım­sız bi­rer din gi­bi em­po­ze et­mek­te ve Müs­lü­man kitle­le­rin Kur’an tarafından kurulan kardeşliğini işlemez hale getirmektedir.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/ana-kaynakta-bir%C2%ADlesmek-makale,2154.html

16 Haziran 2016 Perşembe

PEYGAMBERLİĞİN BİTİŞİNİN LAİKLİK AÇISINDAN ANLAM VE ÖNEMİ










Yaşar Nuri Öztürk
26 Mayıs 2016, 10:11

Kur’an’a göre, peygamberlik Hz. Muhammed’le son bulmuştur.



 Bu sona erdirmenin anlamı ve özü nedir? İslam tarihinde bu soruya ilk ciddi cevabı veren düşünür Muhammed İkbal (ölm.1938) olmuştur. Ona görepeygamberliğin bitirilmesinin anlamı, insanlığın artık kendini kendi kuvvetleriyle yönlendirecek bir tekâmül düzeyine gelmiş olmasıdır.



 Ancak, büyük düşünürün verdiği bu yerinde cevap sorunun cevaplarından sadece biridir. 


 Peygamberlik neden bitirildi sorusunun çok önemli bir cevabı daha olması gerekir. O da şudur:




Kitleleri Allah adına yönetecek kişiler devri, son peygamber Hz. Muhammed’le bitmiştir. Bunun daha terminolojik anlamı, yönetim erkinin arkasında tanrısal ve kutsal dayanak gören anlayış bitmiştir.


TEOKRASİ DEVRİ BİTTİ




Peygamberliğin bitişinin en hayati anlamı, teokrasi devrinin bitmiş olmasıdır. Kur’an, peygamberliğin bittiğini ilan etmekle teokratik yönetimler devrinin bittiğini / bitmesi gerektiğini de ilan etmiştir.


 Kur’an, ayrıca, krallık sistemlerinin bozgun ve haksızlık sistemi olduklarına da dikkat çekmektedir. (bk. Neml Suresi, 34) Bu demektir ki Kur’an, bir devlet şekli vermemekle birlikte yönetimle ilgili anlayışının omurgasına krallık, hanedanlık sistemleriyle teokrasinin dışlanmasını yerleştirmiştir. 



Artık yönetim, peygamberler mirası ile insanlığa ulaştırılmış bulunan bilim ve akıl verileri kullanılarak yönetilecek, yönetilen kitle, kaderine kendisi egemen olacaktır. Bu yönetimin zaman ve mekân üstü ilkeleri de verilmiştir.



 Kur’an hiçbir devlet şeklinden söz etmez.



 Bu demektir ki devletin şekliyle uğraşmamış, böyle bir talepte bulunmamıştır. Her toplum, zamana ve ihtiyaçlarına göre dilediği ve uygun gördüğü bir devlet şeklini seçebilir. Ancak Kur’an, seçilen devlet şekli ne olursa olsun, yönetimde egemen olmasını istediği ilkeler önermektedir.


Bu ilkeler, açık denecek bir biçimde verilmiştir. Bunların en önemlisi yönetenlerle yönetilenlerin anlaşmaları yani, cumhuriyettir. 


Şu küresel “evrensel” değerler de sayılmalıdır: Adalet, ehliyet ve emanete saygı, kamu kaynaklarının talan edilmemesi, baskı ve manipülasyonun (ikrahın) dışlanması, emeğe saygı.







15 Haziran 2016 Çarşamba

ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMENİN KUR’ANSAL ANLAMI


Yaşar Nuri Öztürk

02 Haziran 2016, 10:06

Kur’an’a göre, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalim, fasık ve kâfirdir. (Maide, 44, 45, 47)

 Kur’an’da, insanın egemenliğinden yani hüküm verme yetkisinden şikâyet yoktur; şikâyet insanın hüküm ve egemenliğinde Allah’ın indirdiğinin dışlanmasıdır.

 Daha açık bir deyişle, kötü olan, yönetim ve egemenlikte Allah’ın indirdiğinin devre dışı tutulması ve onun yerine insan ihtiras ve keyfinin geçirilmesidir.

 O halde, omurga kavram “Allah’ın indirdiği”dir. Hüküm, Allah’ın indirdiği ve “Allah’ın gösterdiği” ile yürütülecektir.(Nisa, 105) Böyle olunca akla hemen şu soru gelmektedir:


Allah’ın indirdiği ve gösterdiği ile hükmetme buyruk ve kavramı, laiklik kavram ve ilkesiyle çatışmakta mıdır?

 Bu soruya güvenilir bir yanıt bulmak için, Kur’an’ın “Allah’ın indirdiği” ve “Allah’ın gösterdiği” ifadeleriyle neyin veya nelerin anlaşılması gerektiğini tespit etmek zorundayız.

 ALLAH’IN İNDİRDİĞİ VE GÖSTERDİĞİ NEDİR?

Allah ile aldatanlar (deyim Kur’an’ındır), başka bir ifadeyle siyasal dinciler Allah’ın indirdiğini de gösterdiğini de “din nassları”, yani dinsel nakiller (en-nakl) ile dondururlar.

 Bu asla doğru değildir.

 Kaldı ki iş bu yanlışın tekrarıyla da kalmamaktadır. Anlayış böyle kurallaştırılınca bunun arkasından, Allah ile aldatma odaklarının “din” dedikleri kabuller devreye girmekte ve tarihin filan veya falan döneminde dine getirilen yorumlar Allah’ın buyruğu gibi insanın önüne ve laikliğin karşısına konmaktadır.

 Bu yapılırken de, Allah’ın indirdiği ile hükmetmek, Allah ile aldatanların kutsadığı zübürlerle hükmetmek anlamıyla eşitlenir.


İslam açısından bunun sonucu şudur: Allah ile hükmetmek, geleneksel fıkıh kitaplarındaki kurallarla hükmetmekle aynı anlama getirilir. Tıpkı İslam’ın şerîatla eşitlendiği gibi. 

 Oysaki şerîat, İslam ile değil, ancak fıkıh kitaplarıyla eşitlenebilir. O kitaplar ise yüzlerce Kur’an dışılık ve çelişki ile doludur. Bunca tutarsızlığı, Allah’ın dini olan İslam ile nasıl eşitleyebiliriz!?

 Musa Cârullah (ölm. 1949) ne güzel söylemiştir:Allah Rabbul Âlemîn ‘Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalim-kâfirdir...” demişse Allah’ın indirdiği ile Tenvîrlerde, Bezzaziyelerde, Camiu’r-Rumuzlarda yazılmış hükümleri kastetmemiştir.” (Musa Carullah; Rahmet-i İlahiye Burhanları, 84)

 O halde, Allah’ın indirdiği ve gösterdiği nedir?

Allah’ın indirdiği ve gösterdiği, “Kullanın!” dediği “ilke kaynakları”nın tümüdür. Bu kaynaklar bizzat Kur’an’ın açık beyanlarıyla şunlardır:

[Allah'ın indirdiği ilahi vahiy kitaplarıdır (Son kitap Kur'an'dır). Gösterdiği de bizzat ilahi vahiyler ile "Vahiy kitabı Kur'an'la" işaret ettiği ve "gereğince okunmasına" ışık tuttuğu, "Kainat" ve "İnsan" kitaplarındaki "ayetler" / aşağıdaki kullanılması gerekenlerdir. MKA] 

 1. Akıl,

 2. Yaratılış kanunları (sünnetullah, kader),

 3. Bilim

 4. Marûf (ortak-evrensel insanlık değerleri)


http://www.aydinlikgazete.com/allahin-indirdigi-ile-hukmetmenin-kuransal-anlami-makale,64140.html

DİP NOT:

5/44: Biz indirdik Tevrat'ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var. Allah'a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı. Kendini Rabb'e adayanlarla ilim ve hikmette derinleşmiş olanlar da Allah'ın Kitabı'ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah'ın Kitabı'na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.

5/45: O Kitap'ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.

5/47: İncil bağlıları Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir. 

4/104: Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma! 

M. Kemal Adal