İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

20 Şubat 2016 Cumartesi

KUR’AN’A GÖRE GÜZEL AHLAK ÇERÇEVESİNDE İYİLİK VE DOĞRULUK



Güzel Ahlak

Kuran’ın öğütlediği ahlak, güzel ahlaktır.


 Hak ile batıl / İyi ile kötü / Güzel ile çirkin,  Kuran’da açık ve net olarak gösterilmiş; İnsanın kendisine ve çevresine (topluma) karşı ahlaki sorumluluklarından “İyi ve öğülen tutum ve davranışlar (Salih Ameller / İyi – güzel işler ve eylemler)”  ile  “Kötü ve yerilen tutum ve davranışlar (Batıl Ameller / Kötü – çirkin işler ve eylemler)”,  Sünnetullah (Allah’ın yol ve yasası ) gereğince, kişilerin özgür iradeleriyle yapacakları seçim ve tercihlerine bırakılmıştır.

 Kuran’daki öğütlere uyarak, yaşamlarında yapacakları seçim, tercih ve eylemlerinde,  bu Kötü ve yerilen tutum ve davranışlardan sakınıp, İyi ve öğülen tutum ve davranışları sergileyebilen insanlar, evrensel olan bu güzel ahlak ile bezenmiş kişiler olarak, hem Allah’ın rızasını ve hem de diğer insanların ve toplumun sevgi ve saygısını kazanmış olurlar.

 “İyilik ve Doğruluk” ile ilgili genel evrensel verileri, Kuran’daki ayetlerin ışığında da görerek, tutum ve davranışlarımızı oluşturan ahlakımızı güzelleştirebiliriz. Unutmayalım ki, güzel ahlak hem kişi ve hem de toplum için maddi ve manevi çok büyük bir kazanımdır.


İyilik ve Doğruluk

Genel Olarak İyilik:


“Akabeye, sarp yokuşa atılamadı o. Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir? Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o, Yakındaki bir yetimi Yahut ezilmiş, boynu bükük bir yoksulu. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o. İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.” (90 / Beled / 11-18)
Tövbe ederek inanan ve barışa yönelik iyi bir iş yapan müstesna. Allah, böylelerinin kötülüklerini güzelliğe dönüştürür. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.” (25 / Furkan / 70)

“O halde sen, emrolunduğun gibi dosdoğru yürü! Seninle birlikte tövbe edenler de... Sakın aşırılık edip azmayın! O, yapmakta olduklarınızı görüyor.” (11 / Hud / 112)

“De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz." "Yetimin malına yaklaşmayın! Ancak rüştüne erişinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız / aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah'a verdiğiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları önerdi. Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O'nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size.” (6 / Enam / 151-153)
“Hani, Lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Oğulcuğum, Allah'a ortak koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür." Biz, insana anne babasını önerdik. Annesi onu güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim. "Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın, bir hardal dânesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına veya göklere yahut yerin bağrına konsa, Allah onu yine de ortaya getirir. Çünkü Allah Latif'tir, lütfu sınırsızdır; Habîr'dir, her şeyden haberdardır." "Yavrucuğum; namazı kıl, iyilik ve güzelliği belirlenene özendir, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındır, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu  / önemli işlerdendir." "Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez." "Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." (31 / Lokman / 13 -19)

“Size verilen şeyler, şu iğreti hayatın nimetidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır. Onlar, günahın büyüklerinden ve tüm iğrençliklerinden uzak dururlar. Öfkelendikleri zamansa, affedenler onlar olur. Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı kılarlar. İşleri / yönetimleri, aralarında bir şûra'dır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.” (42 / Şura / 36 -38)

"Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru yol alanlar var ya, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar tasalanmayacaklardır da... Cennet halkıdır onlar. Yapıp ettiklerine karşılık olarak sürekli kalacaklardır orada.” (46 / Ahkaf / 13 -14)
“Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden / edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık, doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor.” (16 / Nahl / 90)

“Namaz kılıp dua edenler müstesna. Bunlar, namazlarında süreklidirler. Bunların mallarında belirli bir hak vardır: Yoksul ve yoksun için. Bunlar, din gününü içtenlikle doğrularlar. Bunlar, yalnız Rablerinin azabından ürperirler. Gerçekten de Rablerinin azabı emin olunmayacak bir azaptır. Bunlar, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar. Ancak onlar, eşleriyle, imkânlarının sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar. Kim bunun ötesini isterse, işte böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir. Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar. Bunlar, tanıklıklarını tam yaparlar. Ve bunlar, namazlarını / dualarını korurlar. İşte bunlar cennetlerde ikram göreceklerdir.” (70 / Mearic / 22 -35)

“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekâtı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.” (2 / Bakara / 177)

“Sana, doğan aylardan sorarlar. De ki: "Onlar, insanların çeşitli yararları ve bir de hac için vakit ölçüleridir." Hayra ulaşmak evlere arkalarından girmeniz değildir. Hayra ulaşan o kişidir ki, takvaya sarılıp korunur. Evlere kapılarından girin. Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.” (2 / Bakara / 189

Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe hayırda erginliğe / dürüstlüğe asla ulaşamazsınız. İnfak etmekte olduğunuz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir.” (3 / Ali İmran / 92) 

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup ortaya sürmemeleri, iyilik ve güzelliği belirlenmiş bir işte sana isyan etmemeleri hususunda seninle bey'atleşmek isterlerse, onlarla bey'atleş ve onlar için Allah'tan af dile! Kuşkusuz, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.” (60 / Mümtehine / 12) 

Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.” (4 / Nisa / 36)

Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir.” (4 / Nisa / 85)

Doğruluk:

 Doğruluk, İyiliği emretmek, kötülükten men etmek


“İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.” (3 / Ali İmran / 104)

 Allah'a ve âhiret gününe inanırlar, iyilik ve güzelliği belirlenmiş olana özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenmiş olandan sakındırırlar. Hayır işlerde yarışırcasına koşarlar. İşte bunlar hayra ve barışa yönelik hizmet üretenlerdendir.” (3 / Ali İmran / 114)

“ Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.” (9 / Tevbe / 71)

"Yavrucuğum; namazı kıl, iyilik ve güzelliği belirlenene özendir, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındır, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu/önemli işlerdendir." (31 / Lokman  / 17)

Doğruluk, Hakka tanık / şahit olmak


Kullar ki sabredenlerdir, özü-sözü doğru olanlardır, ilahî huzurda duranlardır, nimet ve imkânlardan başkalarını yararlandıranlardır; seherlerde, bağışlanmak için yakaranlardır. Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına tanıktır. Meleklerle ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak tanıklık etmişlerdir ki, o Azîz ve Hakîm olandan başka hiçbir ilah yoktur.” (3 / Ali İmran / 17 -18)

Resule indirileni dinlediklerinde farkına vardıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz, iman ettik. Artık bizi de gerçeğin tanıklarıyla birlikte kaydet." (5 / Maide / 83)

Doğruluk, Takva/Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olmak


“Ey âdemoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.” (7 / Araf / 26)

Doğruluk, Takva / Allah'tan korkmak, Allah'tan sakınmak


“Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa hacda kadına yaklaşmak, kötülüğe sapmak, kavga ve çekişmeye girmek yoktur. İyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin. Hiç kuşkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden korkun.” ( 2 / Bakara / 197)

Doğruluk, Takva / Allah'ın rızasına uygun yaşamak


“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekâtı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri. (2 / Bakara / 177)

Rahman'ın kulları, yeryüzünde böbürlenmeden / rahatsız etmeden yürüyen kişilerdir. Cahiller onlara hitap edince, "selam" derler”. (25 / Furkan / 63)

Doğruluk, Takva / Allah'a karşı gelmekten sakınmak, Allah'ın emirlerine uymak


“Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alâmeti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklara, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin! Hayırda erginlik / dürüstlük ve takva üzere yardımlaşın! Kötülük / çirkinlik, düşmanlık / saldırganlık üzere yardımlaşmayın. Allah'tan sakının! Kuşkunuz olmasın ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.” (5 / Maide / 2) 

Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edebilsin.”  (6 / Enam / 155)

“Biz onu işte böyle, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki sakınabilsinler yahut da Kur'an onlara yeni bir hatırlatıcı / hatırlatma sunsun.” ( 20 / Taha / 113) 

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sağlam söz söyleyin!” (33 / Ahzap / 70)

“ O halde, gücünüz ölçüsünde Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. Nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”  ( 64 / Tegabün / 16)

“Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah'tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir / bir uyarıcı / bir düşündürücü indirmiştir.” (65 / Talak / 10)

 Doğruluk, Hayırlarda yarışmak / üstün-iyi dereceler kazanmak


Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir.” (2 / Bakara / 148)

“İnananların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenleri aynı değildir. Allah, malları ve canlarıyla gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir ama cihat edenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır.” (4 / Nisa / 95) 

“Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol / şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. (5 / Maide / 48)

Doğruluk, İyilik ve barış seven/Salih kullardan olmak


“Yemin olsun, zikirden sonra Zebur'da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır. (21 / Enbiya / 105) 

Doğruluk, Güzel davranmak / iyilikte sebat etmek (ki bu kendi lehinizedir)


Eğer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleştirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve egemenlik altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.” (17 / İsra / 7)

 Doğruluk, ikiyüzlü / riyakâr olmamak


“İkiyüzlülerin erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır: Kötülüğe özendirirler, iyilikten alıkoyarlar, harcamamak için ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. İkiyüzlüler, yoldan sapmışların ta kendileridir.” (9 / Tevbe / 67)

Doğruluk, Dünya-Ahiret dengesini kurmak


“Onlardan kimi de şöyle yakarır: "Ey Rabb'imiz, bize dünyada da güzellik ver, âhırette de güzellik ver. Ve bizi ateş azabından koru." ( 2/ Bakara / 201

"Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik." Buyurdu ki: "Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekatı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım." (7/ Araf / 156) 

Doğruluk, inanmayanlarla / Kâfirlerle-inançlarına karşı koymak


Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.” ( 9 / Tevbe / 123)

“Kuşkun olmasın ki onlar, Allah karşısında sana hiçbir yarar sağlayamazlar / Allah'tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah ise takvaya sarılanların Velî'sidir.” (45 / Casiye / 19) 

 Doğruluk, Allah'a borç (Allah'ın rızasını kazanmak için muhtaç kuluna yardım etmek / sadaka) vermek


“ Allah'a kim güzel bir borç verecek ki, O onun verdiğini kat kat artırsın. Böyle birisi için onur verici bir ödül de vardır.” (57 / Hadid / 11)

“ Şu bir gerçek: Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, bir de Allah'a güzelce borç verenler için karşılıklar kat kat yapılır. Onlar için, onur verici bir ödül de vardır.” (57 / Hadid / 18)

Eğer Allah'a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekûr'dur, şükredenlere karşılık verir; Halîm'dir, yumuşak ve merhametli davranır.” (64 / Tegabün / 17) 

Doğruluk, Geceleyin Kur'an okumak, tefekkür edip ibadet yapmak, Allah'ın bağışlamasını dileyip aramak


Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç, Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt! Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!” (73 / Müzemmil / 2-4)
“Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.” (73 / Müzemmil / 6) 

Doğruluk, sabredip, Allah'tan sakınmak, korunmak


“Size bir iyilik dokunsa bu onları rahatsız eder. Size bir kötülük dokunsa bununla sevinir, ferahlarlar. Eğer sabreder, sakınır / korunursanız onların tuzakları size hiçbir şekilde zarar veremez. Allah Muhît'tir, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır. (3 / Ali İmran / 120)

İş, sanıldığı gibi değildir. Onlar, hemen şu anda üstünüze gelseler bile, eğer siz sabreder ve korunursanız, Rabbiniz sizi, üzerlerine nişan vurulmuş beş bin melekle destekler.” (3 / Ali İmran /125)

Doğruluk, İman edip hayra ve barışa yönelik değerler üretmek / İman edip Salih amel işlemek


İman edip hayra ve barışa yönelik değerler üretenlere şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyvadan bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: "İşte bu, daha önce rızklandırıldığımız şey!" Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.” ( 2 / Bakara / 25)

Yapmakta oldukları / yapacakları hiçbir hayır, nankörlükle karşılanmayacak / karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir.” (3 / Ali İmran / 115

 O'nun huzuruna, hayra ve barışa yönelik iyilikler üretmiş bir mümin olarak varana gelince, işte böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür.” (20 / Taha / 75

 “ Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işlerden bir şey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine kâtiplik ederiz.” (21 / Enbiya / 94)

İyilik ve güzellik getirene, getirdiğinden daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan güvene çıkmışlardır.” (27 / Neml / 89) 

İyilik / güzellik getirene ondan daha hayırlısı var. Kötülük getirenlere gelince, kötülükleri yapanlar yapmış olduklarından fazlasıyla cezalandırılmayacaklardır.” (28 / Kasas / 84)

Korunup sakınanları Allah, kendi başarıları yüzünden kurtarır. Ne kötülük dokunur onlara ne de kederlenirler.”  ( 39 / Zümer /61)

Kötülüklere cesaretle dalanlar sanıyorlar mı ki, biz kendilerini, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla aynı tutacağız. Hayatları ve ölümleri onlarla aynı mı olacak?! Ne kötü hüküm veriyorlar bunlar!” (45 / Casiye / 21 )

Artık, kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onu görür.” (99 / Zilzal / 7) 

Doğruluk, Allah'ın saptırmayıp kılavuzladığı


“ Ya o kişi? Yaptıklarının kötülüğü kendisine allanıp pullanmış da onu güzel görüvermiş. Doğrusu şu: Allah dilediğini / dileyeni saptırır, dilediğini / dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. O halde canın onlar için üzüntülere dalmasın. Hiç kuşkusuz, Allah onların ürettiklerini / ortaya koydukları oyunları çok iyi bilmektedir. ( 35 / Fatır / 8)

Doğruluk, kötülükleri / günahları silip süpüren güzellikler / iyi işler


“ Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl! Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.”  (11 / Hud / 1149

 Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez.” (41 / Fıssulet / 46) 

Doğruluk, hayat bulmak, Hakkı yaşamak (Doğruların ölümleri ve ölüm sonrası hayatları)


Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu! Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir. Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: "Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete." ( 16 / Nahl / 30 -32)

Ey sükûna kavuşmuş benlik! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak! Gir kullarımın arasına! Gir cennetime! (89 / Fecr / 27 -30) 

 Kuran’ın tamamı göz önüne alınarak başlıklar olarak İnsanın ahlaki sorumlulukları ile ilgili özet bir tasnifleme yaparsak görürüz ki:

GÜZELLİKLER / DOĞRULAR / SALİH AMELLER / İYİ VE ÖĞÜLEN TUTUM VE DAVRANIŞLAR:

1. İnsanın Allah’a karşı ahlaki sorumluluklarıyla ilgili olarak:

a) Allah'a Karşı Saygılı Olmak ve O'nun Emirlerine Karşı Gelmekten Sakınmak (Takva):
b) Allah'ı Sevmek ve O'nu Anmak (Zikir)
c) Allah'ın Nimetlerine Teşekkür Etmek (Şükür)
d) Allah'a İçten Bağlılık (İhlâs)
e) Allah'tan Özür ve Bağışlanma Dilemek (Tövbe)
f) Allah'ı Yardıma Çağırmak (Dua)
g) Allah'a Güvenmek ve O'na Dayanmak (Tevekkül)

2. İnsanın kendisine ve çevresine karşı ahlaki sorumluluklarıyla ilgili olarak:

a) Genel Olarak İyilik ve Doğruluk
b) İyilerle Dost Olmak
c) İyilikte Yardımlaşmak ve Kötülüğe Karşı Koymak
d) Başkalarına Maddi Yardımda Bulunmak (İnfak)
e) Namuslu Olmak (İffeti Korumak)
f) Arabuluculuk Yapmak
g) Emanete Riayet Etmek
h) Adil Olmak
i) Kardeşlik
j) Hoşgörü ve Bağışlama
k) Olumsuzluklara Karşı Dayanıklı  Olma ve Direnme(Sabır)
l) Alçakgönüllülük (Tevazu)
m) Sözünde Durmak ve Yeminini Yerine Getirmek
n) Köleyi Özgürleştirmek
o) Görgülü Olmak
p) Dünya ve Ahiret Dengesini Korumak
q) İnsanlara İyi Davranmak ve Güzel Söz Söylemek
r) Temiz Olmak


ÇİRKİNLİKLER / YANLIŞLAR / BATIL AMELLER / KÖTÜ VE YERİLEN TUTUM VE DAVRANIŞLAR: 

1. İnsanın Allah’a karşı ahlaki sorumluluklarıyla ilgili olarak:

a) Allah'a Karşı Büyüklenmek ve Kendini Yeterli Görmek (Tekebbür ve İstiğna)
b) Allah'a Karşı Nankörlük (Küfür) ve O'na Düşmanlık Etmek
c) Allah'tan Ümit Kesmek
d) Allah'ı ve İsmini İstismar Etmek
e) Dinde Aşırı Gitmek

2. İnsanın kendisine ve çevresine karşı ahlaki sorumluluklarıyla ilgili olarak:

a) Genel Olarak Kötülük
b) Cimrilik
c) İftira
d) Yapılan İyiliği Başa Kakmak
e) Başkalarını Çekiştirmek (Gıybet)
f) Kendini Beğenmişlik (Kibir)
g) Bozgunculuk (İfsad)
h) Çekememezlik (Haset)
i) Savurganlık (İsraf)
j) Adam Öldürmek
k) Yalan Söylemek
l) İnsanları Küçük Düşürmek (Alay Etmek)
m) Gösteriş Yapmak (Riya)
n) Zina ve Fuhuş
o) Eşcinsellik
p) Önyargılı Olmak (Su-i  zan/Kötü zan)
q) Sarhoşluk ve Kumar
r) Dünya'ya Aşırı Düşkünlük (Sekülerlik)
s) Büyücülük ve Büyüye Başvurmak
t) Rüşvet Almak ve Vermek  / Rüşvetçilik:
u) Kin Tutmak / Nefret  ve İnat Etmek

Dini yalnız Allah’a özgüleyerek yalnız ve ancak Allah’a ibadet / kulluk edenler, “dünya / iğreti - geçici” hayatlarında asla ”kul”a kulluk etmemeli ve “Tâgut”un  (Tâgut, hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişiye ve her güce veya Allah'tan başka tanrı edinilen şeylere verilen addır. Azgın ve sapkın olması sebebiyle şeytana da tâgut denilmiştir.) adımlarını izlememelidir.

Toplumsal düzen içindeki aile hayatında; Ana- baba, karı-koca, çocuklar, kardeşler, akrabalar ve yetimlerin haklarını gözetenler, hukuk düzeni içinde “yargıç”lığı da “tanık”lığı da gerçeklerden sapmaksızın adaletle yapmalıdır.

Allah’ın verdiği rızkını  temin etmek için “haram”dan uzak olarak çalışanlar, alışveriş ve ticaretlerinde, anlaşmalarına (akitlerine) bağlı, borçlarına sadık olmalıdır

Zekât, sadaka, vergi vs. iktisadi sorumluluklarını  yerine getirenler, aldatma, gasp ve hırsızlık, tefecilik (riba) vs. gibi gayri meşru iktisadi  davranışlardan  kaçınmalıdır.

Siyasal egemenliği kullanmada seçenler ve seçilmişler, danışmak (şura), adaleti sağlamak, görevi ehline vermek, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek gibi yönetim ilkelerini uygularken; inanç ve düşünce özgürlüğü, yaşama hakkı, aklın ve insan onurunun korunması, neslin ve iffetin korunması, mülkiyet hakkı vs.gibi “Temel Hak ve Özgürlük” leri çiğnememelidir.

Unutmayalım ki tefekkür (herhangi bir mesele hakkında derin düşünme ve işin şuuruna varma), eyleme dönüşmedikçe,  iyi insan olmak için yeterli değildir.

Teori, pratikle; İman, Salih Amelle / güzel – doğru – yararlı –  iyi işler yapmakla değer kazanır.


M. Kemal ADAL
İZMİR
17 Eylül 2012


Dip Not:

DİNDE YOZLAŞMAYI ENGELLEYİP ÖNLEMEK, KURAN’DAKİ İSLAMI ÖĞRENMEK VE BİLMEK, HEM HER MÜSLÜMANIN GÖREVİDİR VE HEM DE MÜSLÜMAN OLSUN VEYA OLMASIN HER ATATÜRKÇÜNÜN GÖREVİDİR.



 KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI
Konularına Göre Kuran Mesajı derleme çalışmasının yapılma gerekçesi de bu görevin yapılmasıdır.

{Konuyla İlgili daha geniş bilgi edinmek isteyenler, “KONULARINA GÖRE KURAN MESAJI” ve “RESUL KUR’AN’IN KUR’AN TEFSİRİ“ nin de dâhil olduğu “ATATÜRK VE RESUL KUR’AN  - (MKA) 41 E KİTAP” ı, güncellenmiş indirme linkinden [ ( bakınız: http://kemaladal.blogspot.com.tr/), (HIZLI BAĞLANTILARIM VEYA ÖNE ÇIKAN YAYIN) ]Bilgisayarlarına indirip, arşivleyerek inceleyebilir ve paylaşabilirler.}

KURAN’DAKİ İSLAM’ A İNANIP UYGULAMAK İSE, ATATÜRKÇÜ OLSUN VEYA OLMASIN SADECE HER MÜSLÜMANIN AYRICALIĞIDIR.

               
Allah’ın Selam, Rahmet ve Bereketi ile Mağfiret ve Hidayeti, Dileyenin üzerine olsun.

M. Kemal Adal

20. Şubat. 2016 / İZMİR

HATALAR ZİNCİRİ


Armağan KULOĞLU
20 Şubat 2016 Cumartesi 00:00

Türkiye'nin terörle mücadele ve Suriye krizindeki yanlış politikası, arka arkaya hatalara sebep olmuş, durum içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Bu yanlış politikalarda ısrar edilmemesi ve manevralar yapılması zaruri hale gelmiştir.
Bölücülükle/terörle mücadeledeki yanlışlıklar
1. Terör 1999'da gündemden düşmüşken, 2003'te tezkerenin reddi, Türkiye'yi Irak'ın kuzeyinde kontrol sağlama imkânından mahrum etmiştir. ABD'yle ilişkiler gerginleşmiş, terör ve onunla mücadele yeniden başlamıştır.
2. 2011'e gelindiğinde örgüt, askeri alanda yeniden mağlup edilme noktasına getirilmiştir. Ancak bu yıllarda yönetim, cemaati de kullanarak, iktidarına tehdit olarak gördüğü ve teröre karşı kahramanca mücadele eden TSK'ya karşı psikolojik harekâta girişmiştir. TSK'nın toplum nezdinde itibarının zedelenmesine çalışılmıştır.
3. Yönetim, terörle mücadele yerine müzakere etmiş, verilecek tavizlerle terörün önlenebileceği hatasına düşmüştür. Örgüt askeri anlamda etkisizleştirilmeden hiçbir girişimde bulunulamayacağı düşünülememiştir. Çözüm sürecinde bölücüler baş tacı edilmiş, onların terör için yeniden güç toplamak üzere yaptığı hazırlıklar görülememiş, görülenler de görmezden gelinmiştir. Güvenlik güçlerinin mücadelesi durdurulmuştur.
4. Bölücülere terör değil, siyaset yapmaları önerilmiştir. Güvenlik-Özgürlük dengesi hatasına düşülmüştür. Çığırtkanlarının ekranlarda cirit atması seyredilmiş, hatta oy kaygısıyla zımnen desteklenmiştir. Güvenliğin olmadan özgürlüğün olamayacağı görülememiştir.
5. Dış politikadaki hataların, özellikle bölgenin hassasiyetinden ötürü, terör olarak geri dönebileceği hesaplanamamıştır.
Suriye politikasındaki yanlışlıklar
1. Arap Baharı'nın Suriye'deki etkisinin, Suriye yönetimiyle kurulan iyi ilişkilerden faydalanarak hafifletilebileceği öngörülmüştür. Bunun küresel bir hareketin parçası olduğu ve ilgili ülkelerin bölgedeki menfaatlerinin ağır basacağı düşünülememiştir.
2. Bu kapsamda, özellikle ABD'nin etkisiyle Suriye'yle ilişkiler bozulmuştur. Suriye yönetiminin, muhaliflere verilecek destekle kısa zamanda çökeceği zannedilmiştir. Rejimin sivillere verdiği zarara, insani düşüncelerle haklı olarak tepki gösterilmiş, ancak bu haklı düşüncenin sonucu muhaliflere verilen desteğin ve yardımın, yanlış gruplara gidebileceği görülememiş, IŞİD terörü gittikçe artmıştır. Haksız yere ithamlarla da karşı karşıya kalınmıştır.
3. Suriye yönetimin arkasında Rusya'nın, İran'ın ve Çin'in olduğu ve bunun hangi sonuçları doğuracağı hesaplanamamıştır. Sonuçta gelişen olayların da etkisiyle başta Rusya'yla ilişkiler bozulmuştur.
4. Neticede Suriye'de tek bir egemenlik alanı yerine, değişik egemenlik alanları türemiş, tehdit çok boyutlu hale gelmiştir. En kötüsü, Suriye'nin kuzeyinde PKK'nın uzantısı PYD terör örgütünün hâkimiyetinde bir tehdit oluşmuştur. Şimdi onun bir bütünlük oluşturmaması için gayret sarf edilmektedir.
5. Mültecilere insani düşünceyle, sonunun nereye kadar gideceği hesaplanmadan kapılar, sonuna kadar açılmıştır. Mülteci sayısı 3 milyona yaklaşmıştır. Kimin kim olduğu da meçhuldür. Son patlatmayı yapanın da PKK/PYD mensubu, bunlardan biri olduğu belirlenmiştir.
En tehlikeli durum, bir ülkede kontrolün kaybedilmesidir. Kiminle iş birliği yapacağınız, kiminle mücadele edeceğiniz karışır. Kontrolün tek elde olması, düşman da olsa, ehvenişerdir. Suriye'de yönetim kontrolü kaybetmesiydi, onunla savaşılması halinde dahi, muhatabınızın kim olacağının belli olmasından dolayı durum, bugünkünden daha iyi olabilirdi.
Durum nasıl düzelebilir?
Ankara'da patlayan bomba, hatalar zincirinin bugüne getirdiği son halkadır. Bu halkalar devam edebilir. Terörle mücadele azimle ve kararlılıkla sonuna kadar devam ettirilmeli, devlet otoritesi mutlak olarak sağlanmalı, yapılan hatalar tekrarlanmamalıdır. Bölge halkı, öncelikle devlet yanında olacak şekilde psikolojik rehabilitasyona tabi tutulmalıdır.
Suriye ve Rusya'ya yönelik hâlihazırda uygulanan politikaların yanlış olduğu düşünülerek, bunları real politikalara dönüştürecek manevralar yapılmalıdır.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 20.02.2016 tarihinde yazdırılmıştır.


19 Şubat 2016 Cuma

SÖYLEMEK VE SÖYLENMEK

 

YÜCE ALLAH’IM,  VATANIMIZI BÖLMEYİ, YIKMAYI, ORTADAN KALDIRMAYI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’MİZİ SONLANDIRMAYI AMAÇLAYAN ŞER ODAKLARININ TÜMÜNÜN, TÜRK MİLLETİNE KARŞI YAPTIĞI VE YAPACAĞI HER TÜRLÜ GİRİŞİMLERİNİ SONUÇSUZ VE BAŞARISIZ KILSIN. İNŞALLAH.
TC. / M. Kemal Adal

Merhum Attila İlhan, yaşayan dizelerinde:

“Bir yerde vahim bir hata yapılmıştır.
Ne söylemeye dilim varır,
Ne düzeltmeye gücün yeter.
Meyus bir papağan gibi
Söylenir dururum kendi kendime”

Demektedir.

 Çoğumuzun da çoğu zaman yaptığı budur ama  “söylemek yerine söylenmek”  meseleye çözüm ve derde çare değildir.


SÖYLEMEK: (Bir kimseye düşündüğü veya bildiği bir şeyi ) anlatmaktır; (birine) emir, talimat veya tavsiye vermektir, bir şeyin yapılmasını sözle istemektir;  (bir konu hakkında) düşündüğünü ortaya atmak, ileri sürmek, açıklamaktır; (bir şeyi) haber vermektir;  türkü, şarkı, ağıt vb. seslendirmektir; duygu ve düşüncelerini göstermektir.

 Söylediklerini yazmak da söylemektir. Başkalarının söyleyip yazdıklarını, bir başkasına söyleyip yazmak da söylemektir. Söylemek her zaman kendini ifade edebilmenin normal bir yolu olagelmiştir.

Söylemek, iletişim ve anlaşma aracıdır. Her söylemede, söyleyen ile söylenen yani karşılıklı muhataplar ve her söylemden beklenen farkı sonuçlar vardır.


SÖYLENMEK İSE: Kendi kendine konuşmak ve kendine söylemektir; muhatapsız olarak çıkışmak, azarlamak, eleştirmek, sızlanmaktır.

 Söylenmek, üzgün ve karamsar insanların çaresizlik, acizlik tezahürüdür. Olumlu bir sonucu (belki biraz kendini rahatlatmanın dışında) da yoktur. Söylenerek iletişim ve anlaşma da yapılamaz. Söylenmek, karanlıkta karanlığa ıslık çalmaktır.

Zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin, eziyetin, fitne, fesat ve toplumsal memnuniyetsizliğin olduğu zaman ve durumlarda, bir bildiği olan ve söyleyecek sözü bulunan insanların  “söz gümüşse sukut altındır” atasözüne sığınarak anlamsızca susmaları da, çaresizce söylenmeleri de yanlıştır.

Konu ile ilgili bir bilgisi ve fikri olmayan insanların, konuşmak için konuşmak yerine dinleyip öğrenmelerinin daha değerli olduğunu vurgulamak ve söylenmelerini de önlemek için söylenmiştir o  “söz gümüşse sukut altındır” atasözü…

 Hz. Muhammed (s.a.v.): “Haksızlığın karşısında susan, dilsiz şeytandır” ve “Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.” buyurmuştur.

 Emri bil maruf ve nehyi anil münker “ (İyiliği emredip kötülüğü önlemeye çalışmak) farz-ı kifayedir. Bunu yaparken Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor…”(4/Nisa/58.ayet)
Bu sebeple icap eden durumlarda, bir bildiği ve diyecek sözü olan kişinin susmak ve / veya söylenmek yerine bunu söylemesi, kişinin kendine ve toplumuna karşı yapması gerekli olan ahlaki görev ve sorumluluklarından birisidir.


 Esas olan, insanın söyleyeceklerini kendi sözleri ile ifade etmesidir. Ancak toplumsal mutabakatın arandığı durumlarda, söylenmesi gerekenleri, bir başka kişi kendi sözleri ile ve bizim ifade etmek istediğimizden daha güzel ve anlaşılır olarak söylemişse onu söylemek de doğrudur ve üstelik bu daha uygun olabilir.

Sonuçta her ne sebep ve şekilde ne söylemişsek artık o bizim de sorumluluğumuzdur. Söylediğimiz her şeyin her sorumluluğunu yüklenmek, söylemlerimizde açık ve dürüst olmak erdemdir.

 Söylemlerde açık ve dürüst olmak, ilk bakışta zor ve yalnızlığa götüren bir şey olarak görünse de, aslında tam tersine bu, iletişim ve anlaşmada güvenilir ve gerçek ilişkilere sahip olabilmenin yoludur.

  “Gerçek düşüncelerimizi” paylaşmak yerine, “düşünmemiz gerekenleri” konuşuyorsak, karşımızdakini de doğal olarak aynı kefeye koyar ve asla birbirimize güvenemeyiz. Bunun sebebi “önyargılar”ımızdır.

İnsanların bazı konularda “olmazsa olmaz “ denilebilen “önyargılar” ı olabilir. Yaşam amacını oluşturan temel inanç, ahlak ve evrensel ilkelerde olmalıdır da… Bunlar,  gizlenip saklanmak yerine açık ve dürüstçe baştan karşı tarafa söylenirse, karşı taraf bunları kabul edilebilir bulmasa bile, iletişimde güven zedelenmeyecektir.


İnsan, kendini güvenilebilir ve dürüst sıfatlarından mahrum bırakan “yalan” tuzağından korumak istiyorsa; her zaman, her yerde ve her kişiye söyleyemeyeceği bir sözünü, hiçbir zaman, hiçbir yerde ve hiçbir kişiye söylememelidir ve de söylenmemelidir. Herhangi bir yer ve zamanda, herhangi bir kişiye (mahrem olmamak kaydıyla) söylediği her bir şeyi de, her yer ve zamanda, her kişiye söyleyebilmelidir.

 Bu kurala uymak, incelemeden, düşünmeden, ulu - orta, yalan – yanlış, delilsiz, mesnetsiz konuşmayı da, olur olmaz söylenmeyi de önler.

 Karşılıklı söylemede taraflar,  akıllarına takılan problemleri bütün açıklığı ile araştırmak yerine, söylentiler çıkarıp onlara inanmak kolaylığına kaçmazsa, tüm olup bitene karşı savunmacı bir tavır almalarına da gerek kalmaz.

Toplumsal olarak en büyük yaralarımızdan birisi, susma ve konuşma zaman ve zeminini belirleyememekten ve söyleme ile söylenme ayrımı yapamamaktan kaynaklanıyor. Ya susulmayacak durumlarda sessiz kalıp boyun eğiyoruz, ya da dinleyip anlamadan bilgi ve fikir sahibi olmadan boş konuşuyoruz. Karşımızdakine ne istediğimizi açıklık ve dürüstlükle söyleyemiyor ama arkasından sürekli söyleniyoruz.


Söylenmenin yararı yok. Şimdi söyleme zamanıdır. Ey benim benden iyi bilen ve bildiğini benden güzel ifade edebilen gönül dostlarım, ülküdaşlarım, susmayın, söylenmeyin, söyleyin. Söyleyeceklerinizi sadece sizin bilmeniz milletime yetmez. Söyleteceklerinizi milletimin bir kısmı zaten biliyor olsa da her yerde, herkese söyleyin.


Ağaçları değil ormanı gösterin.  Türkiye’m üzerinde oynanan büyük oyunu anlatırken, “yap –boz”un tek tek “puzzle”  parçalarını tanıtmakta onlara odaklanıp kalmayın, resmin bütününü görmelerini sağlayın.  Bıkmadan üşenmeden tekrar, tekrar, tekrar söyleyin ki dağda bayırda, sokakta mecliste, yurtiçinde yurtdışında,  duymayan, anlamayan, bilmeyen ve kararlılığınızı görmeyen dost, düşman kalmasın.

 İletişim ve anlama / anlaşma mı istiyorsunuz; “Açılım” mı, Anayasa Değişikliği mi, Ergenekon, Balyoz vs. mi, Kasete bak” mı diyorsunuz yoksa “Hadi canım sende, gözünü aç,resmin tamamını gör ve Büyük Ortadoğu Projesi ile Eşbaşkanın icraatına bak  ” mı diyorsunuz,  önce söylenmekten vazgeçelim ve söylemek istediklerimizi açık ve net olarak söyleyelim.

 Sonrasında da birbirimize dinlemek niyetiyle soralım: “Ağaçlara bakarken ormanı sen de görüyorsan, söylemek istediğin yeni bir şey var mı?” diye...
Anlayalım!

Ne demiş atalar: “Dost dostun ayıbını yüzüne söyler.”

M. Kemal Adal

12. Mayıs 2010 /İZMİR