İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

13 Mart 2016 Pazar

ATATÜRK’ÜN BİLİNMEYENLERİ








11.03.2016

 Diyalog  |  Abbas Güçlü

Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınındaki isimlerden Hacı Tevfik’in torunu, kütüphanecisi ve özel kalemi Nuri Bey’in oğlu Mustafa Kemal Ulusu önceki gece Genç Bakış’ta konuğumuzdu.

Çok çarpıcı anekdotlar anlattı. Atatürk ile İnönü’nün küs olduğunu, Atatürk’ün bir siyasi vasiyetinin bulunduğunu ve hâlâ açıklanmadığını, bazen babasıyla birlikte hiç kimseye haber vermeden Dolmabahçe’den kaçarak İstanbul gecelerini yaşadıklarını anlattı.

İşte programdan önemli satır başları...

 Ulusu kimdir?

- 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a hareket eden Bandırma Vapuru’nun 1. Kaptanı dedem Hacı Tevfik. Yani 3 gün, 3 gece Atatürk’e refakat eden kişi. Babam Nuri Bey de onun oğlu.

- Babam babasına rıhtımda “Beni Gazi Mustafa Kemal ile tanıştır” diyor. Kamarada istirahat halindeyken kendisiyle tanışıyor. 

- Babam yıllar sonra askerliğini Çankaya Köşkü’nde yapıyor. Atatürk köşke gelen tüm askerlerle tanışıyor. Babam, “Hacı Tevfik’in oğluyum” deyince tanıyor, “Bu çocuk, askerden sonra burada kalacak” diyor. Sonra kütüphaneye geçiyor. Sene 1927. Sonra özel kalem müdürü oluyor. Tüm seyahatlerinde yanında bulunuyor.

- Babam, hep “Allah’ım benim canımı ya 10 Kasım’da ya da 29 Ekim’de alsın” derdi. Ve Allah onu duydu. 29 Ekim 1979 gecesi gözlerini kapattı.

 Neleri sevmezdi?

- Diktatör değil, tek adamdı. Eşiyle pek severek evlenmediği ve asıl aşkının Fikriye Hanım olduğu bir gerçek.

- Uyumadan 48 saat çalışırmış. Babam 5000’e yakın kitap okuduğunu söylerdi. Okuduğu her kitabı babam da okuyordu. Çünkü sorardı. Savaşlarda cephelerde bile tarih kitabı okurmuş. 

- Boyu 1.74, elleri çok ufak. Tıraşını kendisi olmazmış.

- Fenerbahçeli fakat futbolla çok alakadar değilmiş. 

- Güreş’i çok severmiş. Zaman zaman köşke pehlivanları çağırarak güreştirir, para yardımları yaparmış.

- İyi bir biniciymiş, yüzmeyi çok severmiş.

- Silaha çok meraklı, iyi bir atıcıymış.

- Yemekle çok arası yok. En çok kuru fasulye pilav sever.

 Sürekli içer miydi?

- Atatürk’ün her sofrasında içki olduğu söyleniyor. Böyle bir şey mümkün değil. Çalıştığı geceler kesinlikle içmezmiş.

- Yanında hiç para taşımazmış. Yanındaki çalışanlarının hiçbirini zengin etmemiştir.

- Fevzi Çakmak geleceği zaman sofrasında içki olmazdı. Ona karşı büyük saygısı vardı. Köşkte kapıda karşıladığı tek kişiydi.

- Çok şık giyinirmiş. Ayakkabılarına çok dikkat edermiş. Kılık kıyafete çok dikkat ederdi. 1930’larda Adana’da, Karadeniz’deki kadınların kıyafetleri çok modern. 

- Babam ve şoförüyle gece yarısı köşkten çıkan biri. Kimseden korkmazdı. Halkın içindeydi. 

- Manevi kızı Afet İnan onun hayatında çok önemli.

Son günlerde medyamıza yansıyan bir fotoğrafta Atatürk’ün manevi kızı Ülkü’nün resmindeki içtiği şey malt hülasasıdır. Bira değildir. Yoksulluğun olduğu yıllardı, besleyici bir gıda. Biz de içerdik. O dönem Ankara Bira Fabrikası bunu da çıkarıyordu.

- Babam Atatürk öldüğü anda yanındaydı. Babam seve, öpe, okşaya fanilasını, iç çamaşırını kesiyor, ağzını siliyor. Bunlar hep babamdaydı.

- Liderler öldükten sonra maskının alınması gerekiyor. Babam onu da yapıyor.

 Atatürk ve din

- Kuran-ı Kerim’i Türkçeleştiriyor.

- Kuran okununca çok duygulanan, ağlayan bir insan. Babam bizzat gördüm derdi. Ayasofya’da Kuran okunduğunda Dolmabahçe’de naklen radyodan dinleyince gözlerinden şakır şakır yaş gelmiş.

- Hazreti Muhammed’i en büyük komutan olarak biliyor ve söylüyor. 

- İslamiyet’e çok saygı duyarmış. Dolmabahçe Sarayı’nda sabahın gün ışıklarına kadar devam eden bir düğünde ezan vakti Atatürk manevi kızı Nebile’ye “Hadi bir ezan oku” diyor. Ve okumaya başlıyor. Babam “Tam yanı başındaydım, gözlerinden damla damla yaş aktığını gördüm” derdi.

-  Kimsenin kıyafetine karışmazdı. Batı’yı Türkiye’ye getirmeye çalışıyor. Benim babaannem çarşaflıydı. Köşkte çarşafıyla geziyordu.

 İsmim O’nun vasiyeti 

- Bir gün babama “Ne mutlu sana bir ailen, yavruların var. Allah bana vermedi ama milletimin babalığını nasip etti, onunla avunuyorum. Biliyorum, erkek çocuk istiyorsun. Beni ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Ömrüm vefa etmez ise vasiyetimdir, adını Mustafa Kemal koy” diyor.
 - Soyadımızı da koymuştur. Dedem Hacı Tevfik’in denizci olması sebebiyle “Ulu Su” adını koymuştur.

- Atatürk Etnografya Müzesi’ni hiç beğenmezdi. Orada o kadar uzun yıl kalmasını babam içine hiç sindirmiyordu. Babamın en çok üzüldüğü mevzudur oraya defnedilmesi. 

- Babam İnönü’ye kırgındı. Askeri dehasını takdir ederdi. Ama Atatürk’e karşı olan bazı yaşanmış olaylarını biliyordu. Atatürk kıskanılmayacak bir insan değildi. Atatürk, Celal Bayar’ı Başbakan yaptıktan sonra küslük başlıyor. İnönü hazmedemiyor. 

- Atatürk tamamıyla Batılı düşüncelere açık bir insan. İnönü daha tutucu! 

- Atatürk’ün İnönü’ye karşı bir vefası vardı. Çocuklarına o yüzden sahip çıktı.

- Hasta olduğu dönemde, Atatürk İnönü’yü görmek istiyor. Ama İstanbul’a gelmesi önleniyor. Suikast yapılır diye. 

Özetin özeti: Atatürk’ü tanıdıkça ona olan hayranlığın artması hiç de boşuna değilmiş!..


http://www.milliyet.com.tr/ataturk-un-bilinmeyenleri/gundem/ydetay/2207720/default.htm

DİP NOT:


Sayın Doğan Kapkıner,

Aşağıdaki konu ile ilgili açıklamanız blogumdaki ilgili yazıya dip not olarak eklenmiş ve adres listeme de gönderilmiştir.

M. Kemal Adal

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Doğan Kapkıner
Tarih: 13 Mart 2016 12:38
Konu: Re: [ÖNCE VATAN] ATATÜRK’ÜN BİLİNMEYENLERİ



Ben sn. Ulusu'nun kitabını okudum. Bursa Kitap fuarında kendisi ile tanıştık biraz konuştuk ve kitabı da imzalıdır.

Yazdıklarının hepsi doğru ve genel düşünceye uyanlardır.

Ve Çankaya'daki kütüphanenin de sorumlusudur.

Ancak,
​ ​
İnönü ile ilgili Cemal Kutay'ın gösterdiği duygusallığı Nuri Bey de gösteriyor. İsmet İnönü, Atatürk sofradaki o tartışmanın ardından Atatürk'ün isteği ile konuşarak görevden ayrılır​. ​(İstanbul'a giderken trende.)

 Tabi ki bunun adı görevden alınmadır. Ama söylenen söz "Bir müddet beraber çalışmamıza ara versek şeklindedir.".

Kendisinden sonra Başbakanın Celal Bayar olması ile ilgili mutabakata varırlar. Ölümüne kadar İnönü’ye maaş vermeye devam eder.

Vasiyetinde İnönü’ nün çocuklarına para bırakır.

 Bu nasıl kırgınlıktır Allahaşkına.

Hatta İnönü Cumhurbaşkanı olunca bir müddet Celal Bayar'ın Başbakanlığında devam etti.

Hafif bir kırgınlık var ama bu uzun sürmez.

Yazın Dolmabahçe' de Atatürk'e hastalığı bildirilirken İsmet İnönü yanındadır ve onun çıkmasını istemez. Hatta "Paşam da duysun ne varsa."der.

Hastalığının son günlerinde yanına gelmek ister ama özellikle Hasan Rıza Soyak; kendinde değil, görüşemezsiniz diye görüşmelerini istemez. Yoksa suikast falan değil.

Hasan Rıza Soyak'ın İnönüye karşı antipatisi olduğu bilinir.

Soyak Celal Bayar'a Atatürk'ün kendisinden sonra Celal Bayar'ın Cumhurbaşkanı olmasını istediğini söyler.
Ancak Celal Bayar "Bana böyle bir şey söylemedi diye "umursamaz.
Ve Soyak bu olaya da kızar.
​ ​
Hatta "Ben Cumhurbaşkanlığı Özel kalemiyim. Böyle şeyler benim vasıtamla söylenir." diye Celal Bayar'a sitem eder. (Bu yazdıklarım H.R.Soyak anılarından alınmadır.)

Neden Başta Cemal Kutay ve Nuri bey olmak üzere bazılara İsmet paşaya kızıyorlar çünkü İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olunca hepsinin işine son verdi ve yeni bir ekip kurdu.


 GİZLİ VASİYETİNE GELİNCE; ÇOK KONUŞULUYOR AMA YAPILAN ARAŞTIRMALARDA ATATÜRK'ÜN GİZLİ BİR VASİYETİ YOKTUR.

Kapkıner

12 Mart 2016 Cumartesi

YİNE "BİZİ ALDATTILAR" DİYEBİLİRLER


Armağan KULOĞLU
12 Mart 2016 Cumartesi 00:00

AB üyesi 28 ülkenin Brüksel'de mülteci krizi konusunda yaptığı görüşmelerde prensip anlaşmasına varıldığı, sonuçlarının 17-18 Mart 2016'da yapılacak AB zirvesindeki müzakerelerde alınacağı belirtilmiştir. Türk yetkililer bu durumdan memnun görünmektedir. Neredeyse geçmişte olduğu gibi havayi fişekle kutlanacaktır. Ancak durumun göründüğü kadar masum olmadığı açıktır.

AB kendini koruma, Yunanistan'a yardımcı olma peşinde
Görüşmelerde, AB'nin kontrolsüz bir şekilde devam eden mülteci akımından kendini korumak için mültecilerin Türkiye'den çıkmasını önlemeye çalıştığı, bu arada zor durumda kalan Yunanistan'ı da koruyacak tedbirler alınması hususunda çaba sarf ettiği görülmüştür.
Türkiye'nin de, Avrupa'nın bu konudaki endişelerini kullanarak, AB müzakerelerinde ilerlemek, vize konusunu çabuklaştırmak ve maddi olanak sağlamak için, zaten boğazına kadar batmış olduğu mülteci krizini fırsata dönüştürmeye çalıştığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda yeni dosyalar açılması, vize muafiyetinin Haziran ayında başlaması, 3 milyar Euro'nun serbest bırakılması ve ilave 3 milyar Euro daha alınabilmesi hususunda prensipte mutabakat sağlandığı açıklanmıştır.
Ancak AB'de karar alınabilmesi için 28 ülkenin oy birliği gerekmektedir. Bazı ülkelerin çeşitli çekincelerinin, sonuç alınmasını zorlaştırabileceği değerlendirilmektedir. AB ülkelerinin hiçbirinin Türkiye'yi düşündüğü yoktur. Tamamen kendi menfaatlerini koruma peşindedirler. Bu durumda Türkiye'nin taleplerinin karşılanması, AB ülkelerinin birbirini ikna etmesine bağlıdır.

Türkiye bir mülteci kampı gibi görülüyor
Türkiye'ye gelen Suriyeli mülteci sayısı 3 milyona ulaşmıştır. Bunun 300.000 kadarı kamplarda yaşamakta, kalanı ise çoğunluğu sınır şehirlerinde olmak üzere bütün ülke sathına yayılmış bulunmaktadır. Suriye'deki çatışmaların devam etmesi halinde bu rakamın daha da artması beklenmektedir.
Bu mültecilerden bir kısmı ucuz işçilikle ülkedeki işsizlik sorununun artmasına sebep olmakta, bir kısmı Türkiye'de ikinci, üçüncü eşlik durumlarıyla ülkedeki aile düzenini zedelemekte, bir kısmı yasa dışı işlere bulaşmakta, bir kısmı dilenmekte ve genelde toplum düzenini bozmaktadır. Ülke insanı bu durumdan memnun değildir.
AB ne olursa olsun bu mültecilerin Türkiye'de kalmasını istemekte, ayrıca diğer ülkelerden gelen mültecilerin de Türkiye'den Batı'ya geçmesinin engellenmesini talep etmektedir. Türkiye ise bunları, AB ve vize konularında ilerleme ve para karşılığı yapabileceğini ima etmektedir. Bu konuda pazarlık yapmaktadır. Bu durum, ABD'yle Irak işgali öncesinde yapılan pazarlığı hatırlatmaktadır.

Türkiye kandırılabilir
Yunanistan'a geçen mültecilerin Türkiye'ye iadesi, bunlardan Suriyeli olmayanların Türkiye tarafından kendi ülkelerine gönderilmesi, her alınan bir Suriyeli karşılığında bir mültecinin AB'ye gönderilmesi gündemdedir. Bu konu inandırıcı değildir. Mülteciler Türkiye'nin elinde kalır. Ayrıca seçmece mülteci iadesi ve gönderilmesi de sorundur. Kulağı tersten göstermek yerine, alınacak tedbirle, mültecilerin Türkiye'ye iadesi yerine doğrudan AB tarafından kabul edilmesi daha mantıklıdır.
AB'den verilecek paraların, Türkiye yerine AB kontrolünde harcanmasının talep edilmesi de ayrıca sorun yaratabilecektir. Parayla mülteci bakıcılığı yapmanın da biraz tuhaf olduğu kabul edilmelidir.
Vize konusu başta, bütün bu konularda bazı AB ülkelerinin veto hakkını kullanabileceklerini ifade etmesi de söz konusudur.
Ayrıca Yunanistan'la gereğinden fazla yakınlaşmanın, Ege'deki oldubittilerin Türkiye tarafından kabul edilmesine ve Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerin, aşırı iyimserlikten dolayı, Türkiye ve KKTC aleyhinde sonuçlanmasına sebep olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu konular her an olumsuz sürprizlere açıktır. Uyanık olunmasını gerektirmektedir.
Sonuçta, yönetim tarafından bugüne kadar bilerek yapılmasına rağmen, ters teptiğinde  "aldatıldık" denen konulara, fazla hayale kapılmaktan dolayı yenilerinin eklenmesine şaşırmamak gerekir.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 12.03.2016 tarihinde yazdırılmıştır.