İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

IV. B. 1. a) KAVRAM OLARAK, ALLAH'IN VARLIĞI VE VARLIĞININ DELİLLERİ - 1



IV. İTİKAT. 1

B. ALLAH.. 1

1. ALLAH'IN VARLIĞI VE VARLIĞININ DELİLLERİ. 1

a) KAVRAM OLARAK, ALLAH'IN VARLIĞI VE VARLIĞININ DELİLLERİ - 1

Dipnot: *36/37: Bu (69/7) ayetteki "yedi gece ve sekiz gündüz" ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar. Bak: 91/3-4; 36/40; 2/187; 3/27; 17/12; 10/67; 25/62; 36/37. 2

Dipnot: *36/40: Güneşin, ayın ve dünyanın dairesel / elipsoit yörüngelerindeki hareketleri. Bak: 21/33; 36/40; 72/1; Ayrıca bak: 4/82. 3

**36/40: Bu (69/7) ayetteki 'yedi gece ve sekiz gündüz' ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar. Bak: 91/3-4; 36/40; 2/187; 3/27; 17/12; 10/67; 25/62; 36/37. 6

Dipnot: *35/27: Kuran'ın muhatabı herkestir. Herkesin de algılama ve anlaması farklıdır. Ayetteki simsiyah yollar, o bölgede "Petrol" olduğunun işareti olabilir mi?. 7

Dipnot: 35/28*: Tabiatın (gökler ve yerin) İnsan Hizmetine Verilmesi: Hayvanlar: 
Hayvanlar, Davarlar ve İnsanlardan Çeşitli Renklerde Olanları Vardır. 8

35/28**: Yaratılış ve Varlıklar: İnsanlar: İnsanlar, Çeşitlidir / Sorumlu Varlıklardır, Dünya ve Ahirette Başıboş Bırakılmayacaklardır. Bak: 75/3, 36. 8


IV. İTİKAT

B. ALLAH

1. ALLAH'IN VARLIĞI VE VARLIĞININ DELİLLERİ

a) KAVRAM OLARAK, ALLAH'IN VARLIĞI VE VARLIĞININ DELİLLERİ - 1

36. sure (YÂSÎN) 33. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.

36. sure (YÂSÎN) 34. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;
 
36. sure (YÂSÎN) 35. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
 
36. sure (YÂSÎN) 36. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)


Y.N. Öztürk :
Şanı yücedir o Allah'ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır.

 
36. sure (YÂSÎN) 37. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)


Y.N. Öztürk :
Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler.


Dipnot: *36/37: Bu (69/7) ayetteki "yedi gece ve sekiz gündüz" ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar. Bak: 91/3-4; 36/40; 2/187; 3/27; 17/12; 10/67; 25/62; 36/37.


 *69/7: "Onu, onların üzerine yedi gece, sekiz gün hiç ara vermeden saldı. Topluluğu orada yerlere serilmiş görürsün. İçleri boşaltılmış hurma kütükleri gibidirler." 


 Bu (67/7) ayetteki "yedi gece ve sekiz gündüz" ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar.



Gece (leyl) kelimesinin Kuran'da gündüz (nehar) kelimesinden önce kullanılmasını delil olarak kabul eden geleneksel anlayış, gece ile gündüzü tanımlayan 91/3-4 (=Onu iyice açtığı vakit gündüze + Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.) ayetleriyle çelişir. 


Gecenin gündüzü geçemeyeceğini ifade eden 36/40 (=Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.) ayeti bu açıdan ilginçtir.

 2/187(= Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın)ayeti de gündüz ile gecenin ne zaman başlayacağını bildirir. 

 3/27 (=Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın) ; 17/12 (
=Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.) ayetleri gece ile gündüzün karıştığı sabah ve akşam saatlerini anlatır. 

Bu ayetlere göre, gece güneş batımı ile başlar ve gündüz ise güneş batımından kısa bir süre sonra aydınlık çizginin kaybolduğu zamanda biter. 

Aynı şekilde, gündüz, güneş daha doğmadan kısa bir süre önce başlar ve gece ise güneşin doğumuyla biter.

Gündüz ve gece için ayrıca bak: 10/67; 25/62; 36/37.


 10/67: "O, odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı. Hiç kuşkusuz, bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır."


 25/62: "Geceyle gündüzü, öğüt almak isteyenlerle şükretmek isteyenler için, birbirini izler hale getiren O'dur."


 36/37: "Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler."

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.
 
36. sure (YÂSÎN) 38. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Güneş, kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Azîz, Alîm olanın takdiridir bu.
 
36. sure (YÂSÎN) 39. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Ay'a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/birtakım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.
 
36. sure (YÂSÎN) 40. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.


Dipnot: *36/40: Güneşin, ayın ve dünyanın dairesel / elipsoit yörüngelerindeki hareketleri. Bak: 21/33; 36/40; 72/1; Ayrıca bak: 4/82.


 *36/40: Güneşin, ayın ve dünyanın yörüngelerindeki hareketlerinden söz eden bu ayetteki 'küllün fi felekin (her biri bir yörüngede)' ifadesini oluşturan harfler (K, L, F, Y, F, L, K), tersinden okunduğu zaman da değişmeyen bu simetrik yapısıyla, gök cisimlerinin dairesel / elipsoit yörüngelerini sembolize ediyor. Aynı ifade 21/33 ve 36/40 ayetinde geçer. 


 21/33: 'O odur ki, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.' 


 36/40: 'Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.'

Kuran ilginç detaylarla doludur (72/1).


 72/1: 'De ki: 'Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: 'Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik.'

Bak: 


 4/82: 'Kur'an'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.'

*4/82: Kuran'da İç Çelişki Yoktur. Kuran Gerçekle Çelişmez. Bak: *2/106.

*2/106: Nasih-Mensuh konusu ve Ayet ile ayetler kelimelerinin anlamı


Hadis ve Sünneti Kuran'a eş koşanlar, 2/106 (
  'Biz bir ayeti siler, unutturur veya ertelersek ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?' ) ayetinin anlamı tahrif ederek, Kuran'da 'nasih-mensuh' (Kuran'da birbirini iptal eden ayetler ve hatta bazı ayetlerin Hadislerle iptal edildiği biçimindeki sapkınca inanç) olduğunu ileri sürerek, bu ayeti (4/82) inkâr etmektedirler. 

 'Ayet' sözcüğü tekil olarak kullanıldığı 84 yerin hiçbirinde Kuran ayetleri için kullanılmaz; tekil olarak kullanıldığı zaman sürekli olarak 'işaret, delil, mucize' anlamlarına gelir. 

 Ne var ki çoğul hali olan 'Ayaat' (ayetler) ise, tekil anlamına ek olarak Kuran ayetleri için de kullanılır. 


 Nitekim Kuran'ın her bir 'ayeti' daha doğrusu bir birimi / ifadesi tek başına mucizevî bir özelliğe sahip değildir. Örneğin bir veya iki kelimeden oluşan birimler var ve bunlar, Kuran'ın tanımladığı ayet (mucize) özelliğini göstermez. Bazı kısa ifadeler Kuran'ın inişinden önce günlük konuşmada, kitaplarda ve şiirlerde kullanılan / kullanılabilen ifadelerdir. Örneğin bak 55/3; 69/1; 74/4; 75/8; 80/28; 81/26. 


 Mucizelik özelliğini gösteren minimum ölçü bir sure (
 10/38 = Yoksa 'onu uydurdu' mu diyorlar! De ki: 'Eğer doğru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın.' ) olup en kısa sure de 3 ayettir (103/Asr; 108/Kevser; 110/Nasr). 

 Besmele, tek bir birim olduğu için kendi başına bir mucize değildir; ancak Kuran'ın bütününü saran matematiksel örgü içinde mucizelik özelliğini kazanır. Ayetlerin (mucizevî özelliğe sahip olan ifadelerin) bir parçası olduğu için Besmele'den ayet diye söz edilebilir; ancak şunu unutmamak gerekir ki Tanrı, tekil olan 'ayet' kelimesini Kuran'ın ayetleri için kullanmayarak, sadece mucizelerden söz etmeyi sağlamıştır. 

Ayrıca, 2/85 ayetinde anlatılan sapkınlığı aynen tekrar eden Müslümanlar hakkında müthiş bir öngörü (
 Onlar ki Kur'an'ı parça parça / bölük bölük / falcılık aracı yaptılar.) için 15/91-93 ayetlerine bakınız. 

 2/85 ' Şimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.'

 15 /91-93: 'Onlar ki Kur'an'ı parça parça / bölük bölük / falcılık aracı yaptılar. + Rabbine yemin olsun ki, biz onları toplu halde sorgu suale çekeceğiz/hepsinden mutlaka hesap soracağız; + Yapıp ettiklerinden...'

 Hurafe ve mitolojilerin yaygın ve etkin olduğu bir çağda gelmesine rağmen Kuran'ın hiç bir saçmalık ve yanlışlığı içermemesi de ayrı bir kanıttır. Kuran'ın inişinden yaklaşık iki yüz yıl sonra yazılan hadis kitaplarını veya yüzyıllar sonra yazılan Kurtubi, İbni Kesir, Taberi, Nesefi gibi Kuran tefsirlerini düşünün.

Kuran'ın birçok bilimler ile ilgili verdiği bilgiler yüzyıllar sonra o bilimler tarafından doğrulanmış veya daha iyi anlaşılmalarına neden olmuştur.

Örneğin: Tanrı bizi bir embriyodan yarattı (96:2),
Yer yumurta gibi yuvarlaktır (10:24; 39:5; 79:30),
Tüm evren bir tek nokta halindeydi ve aniden patladı (21:30),
Evrenimiz içindeki galaksilerle birlikte sürekli olarak genişlemekte (51:47),
Yıldızlar ve gezegenler gazdan yaratıldılar (41:11),
Zaman görelidir (70:4; 22:47),
Evren altı evrede yaratıldı ve dünya gezegeni üzerinde hayatı mümkün kılan koşullar son dört evrede oluştu (50:38; 41:10),
Dünya bir yörüngede yüzmektedir (27:88; 21:33),
Dünya atmosferi içindeki canlı hayatı koruyucu bir özelliğe sahiptir (21:32),
Rüzgarlar aşılayıcıdır (15:22),
Canlı varlıkların yaratılışı bir evrimsel sisteme göredir (15:28-29; 24:45; 32:7-9; 71:14-17),
Biyolojik hayatın ilk mikro örnekleri balçığın esnek moleküler yapısının oluşturduğu katmanlar arasında başladı (15:26),
Ne biyolojik ömürümüz genlerimizde kaydedilmiştir (35:11),
Atomlar daha küçük parçalardan oluşurlar (10:61),
Fotosentez, daha sonra diriltilebilecek özellikte olan kimyasal yolla depolanmış bir enerjidir (36:77-81),
Demir elementinin atom numarası, atom ağırlığı ve tüm izotoplarının nötron sayıları bildirilir (57:25),
Toprağı oluşturan elementlerin atomları maksimum yedi enerji yörüngesine sahiptir (65:12),
Su ve hurma (oksitoksin) doğum sancılarını hafifletir (19:24-25),
Tüm dünyadaki yıllık yağmur miktarı değişmez (43:11; 15:21),
Bu dünyanın ötesinde hayat vardır (42:29),
Ay toprağı yarılacaktır (54:1-2).
Kuran, mucizeler yoluyla bilim adamlarına ufuk açar. Örneğin, madde ışık hızında nakledilebilir (27:38-40),
Koku uzaklara yayımlanabilir (12:94),
Hayvanlarla iletişim kurulabilir (27:16-17),
Belli koşullarda uyumak metabolizmayı yavaşlatabilir ve ömrü uzatabilir (18:25),
Körler görme duyularına kavuşabilir, ölüler diriltilebilir (3:49)...

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

 

**36/40: Bu (69/7) ayetteki 'yedi gece ve sekiz gündüz' ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar. Bak: 91/3-4; 36/40; 2/187; 3/27; 17/12; 10/67; 25/62; 36/37.


 *69/7: 'Onu, onların üzerine yedi gece, sekiz gün hiç ara vermeden saldı. Topluluğu orada yerlere serilmiş görürsün. İçleri boşaltılmış hurma kütükleri gibidirler.'


 Bu (67/7) ayetteki "yedi gece ve sekiz gündüz" ifadesi kesintisiz bir zaman dilimini ifade eder. Bu ayete göre Kuran'ın kabul ettiği gün, Yahudi geleneğindeki gibi gece ile değil gündüz ile başlar. 


Gece (leyl) kelimesinin Kuran'da gündüz (nehar) kelimesinden önce kullanılmasını delil olarak kabul eden geleneksel anlayış, gece ile gündüzü tanımlayan 91/3-4 (=Onu iyice açtığı vakit gündüze + Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.) ayetleriyle çelişir. 


Gecenin gündüzü geçemeyeceğini ifade eden 36/40 (=Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.) ayeti bu açıdan ilginçtir.

 2/187(= Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın)ayeti de gündüz ile gecenin ne zaman başlayacağını bildirir.  3/27 (=Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın) ve 17/12 (
=Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.) ayetleri gece ile gündüzün karıştığı sabah ve akşam saatlerini anlatır. 

Bu ayetlere göre, gece güneş batımı ile başlar ve gündüz ise güneş batımından kısa bir süre sonra aydınlık çizginin kaybolduğu zamanda biter.


Aynı şekilde, gündüz, güneş daha doğmadan kısa bir süre önce başlar ve gece ise güneşin doğumuyla biter.

Gündüz ve gece için ayrıca bak: 10/67; 25/62; 36/37.
 10/67: "O, odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı. Hiç kuşkusuz, bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır." 25/62: "Geceyle gündüzü, öğüt almak isteyenlerle şükretmek isteyenler için, birbirini izler hale getiren O'dur." 36/37: "Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler."

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.


 
36. sure (YÂSÎN) 41. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir.
 
36. sure (YÂSÎN) 42. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Onlar için gemilere benzer, binecekleri başka şeyler de yarattık.
 
36. sure (YÂSÎN) 43. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Eğer dilersek onları boğarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.
 
36. sure (YÂSÎN) 44. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Y.N. Öztürk :
Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar.
 
35. sure (FATIR) 27. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)

Y.N. Öztürk :
Görmedin mi, Allah, gökten bir su indirdi. Onunla, renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan da yollar var; beyaz, kırmızı, değişik renklerde. Ve simsiyah yollar da var.


Dipnot: *35/27: Kuran'ın muhatabı herkestir. Herkesin de algılama ve anlaması farklıdır. Ayetteki simsiyah yollar, o bölgede "Petrol" olduğunun işareti olabilir mi?


 *35/027. Ayetteki kuzguni-siyah ( YNÖ. ve ME. Çevirilerinde: Simsiyah Yollar - Çizgiler) ifadesini siyah karga olarak anlamıştım yıllar önce. Kafamda soru işaretleri bırakan o anlayışımı Mesaj'ın daha önceki baskılarında şöyle ifade etmiştim:

"Kuran'ın muhatabı herkestir. Dağın eteğindeki bir çiftçi için yollar ve toprağın rengi oraya neyi ve nasıl ekeceği konusunda önemli bilgi verir.

Öğrenim görmüş birisi için renkli yollar, değişik jeolojik katmanlara ve arkeolojik kalıntılara bir işarettir.

Bir ressam için böyle bir manzara tuval üzerine konup duvara asılacak bir sanat eseridir.

Bir madenci için ise toprağın rengi altın ile taş arasındaki fark kadar büyük bir öneme sahiptir.

Bir başkası içinse dağın eteğine eğretice konan siyah karganın hikmeti en az diğerleri kadar önemlidir. 20/114." 


 20/114: "O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!"

Beni bir zamanlar merakta bırakan hayali karga yerine simsiyah bir katman, muhtemelen petrol bırakıp uçtu!

Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.


İnsanın Donanımı: 35/28

Bilginin Getirdiği Sorumluluklar:  35/28

35. sure (FATIR) 28. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)

Y.N. Öztürk :
Aynı şekilde, insanlardan, hayvanlardan, davarlardan da çeşitli renklerde olanlar var. Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler ürperir. Allah Azîz'dir, Gafûr'dur.


Dipnot: 35/28*: Tabiatın (gökler ve yerin) İnsan Hizmetine Verilmesi: Hayvanlar: Hayvanlar, Davarlar ve İnsanlardan Çeşitli Renklerde Olanları Vardır.



 35/28*: HAYVANLAR, DAVARLAR VE İNSANLARDAN ÇEŞİTLİ RENKLERDE OLANLARI VARDIR:

Aynı şekilde, insanlardan, hayvanlardan, davarlardan da çeşitli renklerde olanlar var. Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler ürperir. Allah Azîz'dir, Gafûr'dur. 35/28.

MKA.

35/28**: Yaratılış ve Varlıklar: İnsanlar: İnsanlar, Çeşitlidir / Sorumlu Varlıklardır, Dünya ve Ahirette Başıboş Bırakılmayacaklardır. Bak: 75/3, 36.



 35/28**: ) İNSANLAR, ÇEŞİTLİDİR / SORUMLU VARLIKLARDIR, DÜNYA VE AHİRETTE BAŞIBOŞ BIRAKILMAYACAKLARDIR:

 Aynı şekilde, insanlardan, hayvanlardan, davarlardan da çeşitli renklerde olanlar var. Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler ürperir. Allah Azîz'dir, Gafûr'dur. 35/28.

 İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor? 75/3. 

 İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor? 75/36.

MKA.

RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

14 Mayıs 2016 Cumartesi

DEVLETİN MALI ve BİR ASKERİN SİVİL GEÇİNEN YÜZE ATTIĞI TOKAT!

 
DEVLETİN MALI

Hz. Ömer’in oğlu, bir deve satın almıştı. Bu devesini devletin develerini güden çobana verdi, devlet meralarına gönderdi. Hayvan meralarda iyice semirdi. Abdullah onu pazara yolladı. Satılığa çıkardı. Hz. Ömer, bu deveyi pazarda gördü:

— Bu deve kimindir? Diye sordu.

— Senin oğlun Abdullah’ın. Dediler.

Hz. Ömer’in canı sıkıldı. Hemen oğlunu çağırttı:

— Sen böyle bir deveye nereden sahip oldun?

Oğlu olanları anlattı. Hz. Ömer:

 Vay, dedi. Ne iyi. Sen bir halife oğlu olasın da böyle iş edesin. Deveni devlet çobanı otlatsın. Devlet otlakları otlağın olsun. Sonra da kazancı Abdullah’ın olsun. Olmaz böyle şey. 

Git deveyi sat. Kaç kuruşa almıştın deveyi? İşte o kadar parayı içinden al. Gerisini götür, devlet hazinesine teslim et!

NOT: Bu öykü Sayın Cemal Erten’in Dini Hikâyeler kitabından alınmıştır.


Dip Not:
 Kamu malını haksız edinenlere ithaf edilmiştir. Devleti Yönetenlerden Hz. Ömer'in bu icraatı beklenmektedir. (MKA)

*****
BİR ASKERİN SİVİL GEÇİNEN YÜZE ATTIĞI TOKAT! 

NECATİ DOĞRU

Evet, anlayana; tükürürüm senin gönderdiğin o makam arabasına” demektir.

Yüzde yüz sivil bir dikleniş göstererek Genel Kurmay Başkanlığı’ından istifa edip emekliliğe ayrılan Orgeneral Işık Koşaner, Başbakan’ın lojman kapısına gönderdiği “özel şoförlü lüks makam otomobilini” reddetti.


Otomobil evin önünde duruyor.
Orgeneral o otoya binmiyor.
Anlayana!

Emekli Genel Kurmay Başkanı’nın makam otosunu (95 bin TL değerinde) reddetmesi, “sivil geçinen yüzlere attığı gerçek halk tokadı” oldu.

İktidara geldiler.

Kendileri, akrabaları, yakınları, yandaşları için, devlet imkânlarını ve hazine parasını alet ederek, imtiyazlı, seçkinci bir sivil tabaka oluşturdular.

Bu devlet sırtından tüfeyli imtiyazlı tabakayı resmileştirmek için olsa gerek; emekli Genel Kurmay Başkanı’nı da, altına lüks makam arabası vererek, yanlarına katmak istediler.

Orgeneral, katılmak istemedi.
Tüfeyli sivil vesayete uymadı.

Xxx

Işık Koşaner, evinin önüne gönderilen lüks makam otomobilini “binmem ben ona…” diye reddettiği gün;  muhtemelen Başbakan’ın, Meclis Başkanı’nın, 25 Bakan’ın, iktidar partisi AKP’nin ve muhalefet partileri CHP, MHP, BDP’nin üst yöneticilerinin bilgisi alınmış olarak, emekli milletvekillerinin maaşının yüzde 100 artıran yasa, gece saat 3’de bir hırsız gölgesi hızıyla Millet Meclisi’nde parmaklar kaldırılarak kabul edildi.

Ne yüksek ahlaka sığar
Ne demokratik işleyişe!
Milletvekilini ballıyorlar.
Tek Adam sözü” kanun oluyor.

Meclis’in yüzde 80’ni hem milletvekili maaşı ve hem emekli milletvekili maşanı (ayda 19 bin 300 TL) alabilen “imtiyazlı bir tabaka” haline getirebiliyorlar.

Xxx

Ne dini inanca sığar!
Ne Anayasal eşitliğe!

1 işçi ölürse…
İşçi eşine 280 TL yardım.
Bir milletvekili ölürse…
Eşine 75 bin TL yardım.

Bir memurun gözü bozulursa…
Memura 40 TL gözlük parası.
Milletvekilinin gözü bozulursa…
Milletvekiline 400 TL gözlük parası.

Bir esnafın kalbi teklerse…
Esnafın kalbine dandik ucuz stent.
Bir milletvekilinin kalbi teklerse…
Vekilin kalbine ithal pahalı stent.

Emekli mühendis iş bulduğunda…
Mühendisten prim kesintisi yüzde 15.
Emekli milletvekili iş bulduğunda…
Milletvekilinden prim kesintisi yüzde 1
.
1 milletvekilinin aylık maliyeti…
15 mühendisin aylık maşından fazla.
Almanya Türkiye’den 5 kat zengin.
Almanya’da 8 yıl vekillik yaptıktan sonra emekli milletvekili 3 bin 782 TL (1534 Euro) maaş alabiliyor. Gece geçen yasayla Türkiye’de emekli milletvekili 7 bin 800 TL alacak.

Ayrıcalıklı aç gözlü seçkinci tabaka işte böyle (örnekleri yazmak sayfalar alır) yaratıldı.

 Emekli Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner, “bu sefil eşitsizliğin yarattığı açgözlü seçkinci tabakanın üyesi olmayı” reddetti. Sivil vesayete tükürmüş oldu.

(uyan borusu)


Çürüme!

Meclis Başkanı, “bir bahane edebiyatı” üretti. Milletvekilleri, nişana, düğüne, sünnete çağrılıyorlarmış. Yılda 200 altın takmak zorunda kalıyorlarmış. Cami inşaatı yarım kalınca yardım yapıyorlarmış. Seçildiği ilden gelen seçmenlerini yedirip, içirip, otelde yatırıyormuş. Milletvekili maaşları bu nedenle yetmiyormuş, yüzde 100 zam yapmak gerekliymiş. Tam bir çürüme anlayışı: milletvekili halka, halkın sırtından altın takacak, yemek yedirecek, otelde yatıracak,  bunun adı demokratik seçim olacak.

Bunun adı; halkı aşağılama ve aldatma. Çürüme.

Necati Doğru/SÖZCÜ



Dip Not:
Düşünen var mı? İbret alan yok mu?! (MKA)

İKİ TARAFLI TERÖR

Armağan KULOĞLU

14 Mayıs 2016 Cumartesi 00:08

Bir taraftan IŞİD, diğer taraftan PKK, Türkiye iki taraflı terör saldırısıyla karşı karşıya. Çok sıkıntılı bir dönem geçiriyoruz. Sorunların aşılması için yeni teşebbüsler gerekiyor.

Kilis'e mermiler düşüyor!

Hayır! Kilis'e artık mermi düşmüyor, hedef gözetilerek ateş ediliyor. Bir zamanlar IŞİD bölgede etkinlik ve saha kazanmak için PYD ve diğer güçlerle savaşırken atılan mermilerden bazıları Türk topraklarına düşüyordu. O zaman dahi atışın geldiği yer tespit edilip misliyle karşılık veriliyor ve bu durum yetkili merciler tarafından da açıklanıyordu.
Ancak şimdi durum tamamen farklı ve başta Kilis olmak üzere Türkiye'de sınır bölgesindeki yerleşim bölgeleri hedef alınarak ateş edilmektedir.

Bu saldırılar sonucunda 21 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, birçoğu da yaralanmıştır. Bu tecavüzlere karşı, sadece top ve 'çok namlulu roket atar' atışlarıyla karşılık verilmektedir. Bir keresinde insansız hava aracı kullanılmıştır. Bu tepki yeterli değildir. Güvenliğimiz, prestijimiz ve egemenlik haklarımız gereği yeni yöntemlerin uygulanması gerekmektedir.

Kısıtlayıcı Rusya faktörü

IŞİD saldırılarına karşı top ve çok namlulu roket atar atışlarından çok daha fazla imkâna sahip olmamıza rağmen, bunları kullanamamamızın sebebi Rusya faktörüne bağlanmaktadır. Rusya'yla yaşanan uçak krizinden sonra Rusya'nın bölgeye getirdiği S-300 ve 400 füzelerinin, Türk Hava Kuvvetlerinin kullanılmasına engel teşkil ettiği söylenmektedir. Elimizdeki füzelerin kullanılmasının ise hedef açısından uygun olmadığı, ayrıca bunun bir füze savaşına yol açabileceği ifade edilmektedir.

Komşu ülkeden gelen tehdidin önlenmesi öncelikle o ülkeye aittir. Ancak o ülke kontrolü kaybetmişse, bu tehdidi önlemek uluslararası hukuk ve BM usulleri gereği bizim hakkımızdır. Rusya'nın bu konuda hiçbir hak ve hukuku yoktur. Bu konunun derhal BM'ye götürülmesi gerekir.

Koalisyona kısıtlama, NATO'ya çağrı

Türkiye IŞİD'le olan mücadelede koalisyon üyesidir. Ayrıca koalisyon güçlerine, İncirlik başta olmak üzere birçok kolaylıklar ve imkânlar sağlamıştır. Bu nedenle koalisyon güçleri Türkiye'ye müteveccih bu tehdidi önlemek mecburiyetindedir. Bu durumda Türkiye'nin koalisyon ülkeleri nezdinde harekete geçmesi, onları zorlaması, yeterli reaksiyonu göstermiyorsa onlara verdiği imkânları, İncirlik başta, kısıtlama yoluna gitmesi gerekmektedir. Halen verdiği destek yetersiz ve etkisi zayıftır.

Diğer taraftan NATO üyesi olması sıfatıyla, NATO'daki haklarını da kullanmak için teşebbüste bulunmalıdır. Tehdidin kalktığı bahanesiyle geri giden Patriot Füzelerinin geri gelmesini talep etmelidir. Egemenlik haklarını kullanmak için de kimsenin himmetine muhtaç olmadığını ortaya koyan bir yaklaşım sergilemeli, diplomasiyi de bu yönde kullanmalıdır. Türkiye, Kilis ve çevresindeki bu tehdide karşı daha etkin ve kararlı davranmalıdır.

PKK terörüne karşı çok yönlü mücadele

PKK terör eylemlerini kırsal alandan şehirlere kaydırmış, "tarihi yanlışlık" çözüm sürecinden istifadeyle, şehirlerde her türlü direniş hazırlığı yapmıştır. Güvenlik güçleri bu teröristleri temizleme faaliyetine kahramanca devam etmektedir. Nihai başarıya ulaşılacağından şüphe yoktur. Ancak tarihi yanlışlığın bedeli ağır olmakta, bedelini de bunu yapanlar değil, güvenlik güçleri / Türk Milleti ödemektedir.

PKK'nın bundan sonra, fırsat ve imkân buldukça kırsal alanda da eylemler yapabileceği, bunu da daha çok pusu ve baskın tarzında gerçekleştirebileceği dikkate alınmalıdır.
Örgüt zayıflamış olmasına rağmen bütün gücünü kullanarak, devleti yeniden çözüm sürecine sürüklemeyi hedeflemekte, uluslararası kamuoyunu bu konuya yöneltmeye çalışmakta, Meclis'teki siyasi temsilcisi de bunu desteklemektedir. Bu nedenle mücadelenin uluslararası boyutta da yürütülmesi elzemdir. Barzani'nin kılını kıpırdatmaması da dikkate alınmalıdır.

Bu tehditler ve daha birçok sorun varken, yeni anayasa, başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı konularının öncelikli olarak gündemde tutulmasını Türk Milletinin sorgulaması gerekmez mi? Koyun can derdinde, kasap..

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 14.05.2016 tarihinde yazdırılmıştır.

13 Mayıs 2016 Cuma

TANRIM! DİNİNİ YALANLAMAYA ÇALIŞAN ŞU KULLARINA BAK


 
Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU



TANRIM

              Tanrım; bak senin dinini yalanlıyor kulların! Sen görüp bilmektesin; ya eymaz kullarını?

              “Kutsal bir görev arzusuyla milyonlarca insan evlerini, obalarını terk ederek Kâbe’nin çevresine, yığılmıştır. Manevi bir hava hâkimdir bedenlerde ve mabette… Bu maneviyat içinde bir ses yükselir; Kâbe duvarlarından kulaklara;
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


               Herkes şaşkın, ‘bu ses kimden?’ diye…


               Bir ses gelir; üzerinde 120 kg altın simlerle nakışlanmış 8 milyonluk örtüden:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes tedirgin, herkes şaşkın ve kendinden emin (!)
              ‘Ne işi var ki burada dini yalanlayanın…!?’


             Bir ses gelir; üç adım öteden beş yıldızlı 585 m yükseklikten, çağdaş (!) Müslümanın Babil Kuleleri’ndeki lüks otel odalarından, altın kaplamalı musluklarından ve zengin sofralarından:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes gergin, ‘kimdir o yalanlayan, hani nerede..!?’


              Bir ses gelir; açlık kokan, sefalet kokan kıtalardan gariban, yoksulluk ve parasızlıktan dolayı ölen gariban Müslüman çocuklardan, kadınlardan, ihtiyarlardan, çaresizlerden:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes birbirine bakar; nur yüzlü ihramlı kadınlar ve sakallı erkekler, gençler ve yaşlılar. Herkes Müslüman (!) Herkes Hacı (!)..


              Bir ses gelir; sınıfsızlığın, eşitliğin, temiz imanın sembolü ihramdan:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’

              Neden bu ses durmuyor, halka halka tekrarlanarak, girdap gibi yükseliyor semaya!? Bir ses gelir; Mina Dağı’ndan ve taşlanan kör şeytandan.
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?

              Bir ses gelir; semadan ve arzdan;
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?

              Herkes de bir korku hali, ‘kimdir o yalanlayan, hani nerede..!?

              Bir ses gelir; hasret dolu sıladan, garipten-gurabadan, yetimden, muhtaçlardan:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes endişeli, ‘yeter artık, kimdir o yalanlayan, hani nerede..!?

              Herkes kendinden emin (!) yakınındakilere uzaktakilere bakmakta ve bir anlam verememektedir!

              Bir ses gelir; yakılan, yıkılan, ormanlardan, kirletilen, yok edilen sulardan, talan edilen, çöle dönen ovalardan;
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’

              Bir ses gelir; üç şerefeli, dev kubbeli içi saraya gibi süslü camilerden, saraylardan, villalardan, yığılan istif edilen maldan, mülkten, servetten:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?

              Bir ses gelir; köhnemiş madenden, gazdan sudan pisipisine boğulan emekten, bebelerinden, analarından, hanımlarından.
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’

              Bir ses gelir; bombaların düştüğü mermilerin yağdığı enkaz şehirlerden kolu bacağı kopan çocuklardan, evi başına yıkılan bacılardan, vatan için can veren unutulan şehitlerden, gazilerden, analarından babalarından.
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’

              ‘Kimdir dini yalanlayanı, hani nerede!?’
              Soru için için kemirir akılları ve gönülleri…

              Sorular oluk oluk akmaktadır, aklın sulamadığı, bilginin filizlenmediği, bütün zulmetin, geri kalmışlığın, cehaletin mayalandığı bataklardan…

              Cevap gecikmez hemen gelir; ‘çok yakın’ ama ‘çok uzaklar’ dan…
              ‘Kur’an’ın akla hitap eden ayetlerinden, ‘Maun’ süresinden;
              Apaçık, Tap taze, net bir şekilde, çarparak, gaflet içindeki kalplere ve suratlara ‘onlar fakiri doyurmazlar, yetimi kollamazlar, muhtaçlara bakmazlar: onlar namaz da eda ederler de kendilerini hidayete sanırlar!’


              Kişi başına ortalama gelirin 2631 dolar odluğu Müslüman dünyasında (!) en zengin Müslüman ülke ile en fakir arasındaki gelir farkı tam 300 katı!

              Kişi başına 53000 dolar gelirin düştüğü katar en zengin İslam ülkesi (!) iken 177 dolar düşen Etiyopya en fakir Müslüman ülke!

              Dünya Bankası’nın son hesaplamalarına göre İslam coğrafyasında (!) yaşayan 351 milyon insan, yani İslam ülkelerinin toplam nüfusunun % 22’si, aşırı yoksulluk sınırının altında bulunmaktadır. 640 milyon insan İslam ülkeleri (!) toplam nüfusunun % 45’i ise günlük 2 dolar olan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır:

              İslam ülkelerinin üniversiteleri; en iyi 100, 200, 500, 1000 arasına çok azı girebilmektedir.

              Elektronik, bilgisayar, otomatif, ilaç, ileri tarım teknolojileri gibi alanlarda Yahudi-Hristiyan dünyası karşısında hiçbir varlıkları olmayan İslam ülkelerinin felsefe, sosyoloji, tarih, dil gibi alanlarda da önemli bir çalışmaları yoktur.

              İslam dini; ilmi, bilimi, okumayı, üretmeyi, çalışmayı, eğitimi, yardımlaşmayı emrettiği halde, son 1000 yıldır Müslümanlarda duraklama, gerileme, uyuşma, ilim zihniyetinde gerileme, düşünme tembelliği, habire tüketme ve haliyle tükenme sorunları baş göstermektedir.

              Son 60 yılda 11 milyon Müslüman öldürülmüş: Bunların 40 bin kadarı İsrail, geri kalan 10.960.000’ini diğer Müslüman birbirlerini ‘Allahü Ekber!” diyerek öldürmüşler!

              Ey bütün bu uyarılara rağmen Allah’ın verdiği o muazzam cevher olan ‘aklı’ kullanmayanlar, Allah’ın davet ettiği ‘Kur’an yolu’ varken ondan sapıp; Hrıstiyan ve İsrail hurafelerine bel bağlayanlar, ‘Allah’ın yalnız sana kulluk eder yalnız senden dileriz: demek varken fani kişileri Allah’a şirk koşacak şekilde dost edilerek onlara kulluk edenler: ‘Allah’ın suratınıza atacağı çamuru yemeden kurtulacağınızı mı zannetmektesiniz!?

              Aklınızı/Kur’an’ı kullanmak için daha ne kadar bekleyeceksiniz:?
              “Akletmez misiniz, düşünmez misiniz, öğüt almaz mısınız?...

(Zeki Coşkunsu, Tanrım konuşmalıyız?..)

Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU
9 Mayıs 2016

Sayın yazara ve yazıyı paylaşan Sayın Orhan Koyuncu'ya teşekkürlerimle...

M. Kemal Adal
13 Mayıs 2016 / İZMİR