İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

13 Ocak 2017 Cuma

KARI-KOCA - 1


VII. TOPLUMSAL DÜZEN VE HUKUK

A.  AİLE HAYATI - 4

3. KARI-KOCA - 1


Ayrıca Bakınız: Bu Konu, VII. B. 3. a. Evlenme ve Boşanma (Nikâh-Talak) Konusu İle Doğrudan İlişkilidir


a) Kavram olarak, Toplumsal Düzen ve Hukuk, Aile Hayatı, Karı-Koca


Onun ayetlerinden biri de sizin için, kendilerine ısınasınız ve aranızda sevgi ve rahmet koysun diye nefislerinizden eşler yaratmasıdır. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ayetler vardır. 30. sure (RÛM) 21. ayet (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)

Sana adet halini de sorarlar. De ki: "O, insana rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah'ın emrettiği yerden onlara gidin." Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever. Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden bir şeyler gönderin. Allah'tan korkun ve bilin ki, O'na mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde ver. 2. sure (BAKARA) 222-223. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Eğer bir kadın kocasının sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Ve barış hep hayırdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olacaktır. 4. sure (NİSA) 128. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz bir şeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur. Bir zevcenin yerine başka bir zevce almak istemişseniz onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız da o maldan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek, açık bir günah işleyerek mi geri alacaksınız onu? Hem o malı nasıl alırsınız ki? Daha önce birbirinizle derinden derine kaynaşmıştınız. Ve onlar sizden çok sağlam bir söz de almışlardı. 4. sure (NİSA) 19-21. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları başarılı kılacaktır. Allah Alîm'dir, her şeyi bilir; Habîr'dir, her şeyden haberdardır. 4. sure (NİSA) 34-35. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. Çünkü Allah en iyi işiten, en iyi görendir. İçinizden, kadınlarına zıhar edenlerin, o kadınlar anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Böyleleri, kabul edilemez bir söz ve boş bir lakırdı sarf ediyorlar. Bununla birlikte Allah, gerçekten çok affedici, çok bağışlayıcıdır. Kadınlarına zıhar edip sonra sarf etmiş oldukları söze geri dönenler, ilişkiye girmelerinden önce, özgürlüğünü yitirmiş bir benliği özgürlüğüne kavuşturacaklardır. İşte size yöneltilen öğüt budur. Allah, yapıp etmekte olduklarınızdan gereğince haberdardır. Özgürlüğe kavuşturma imkânını bulamayan, ilişkiye girmelerinden önce, aralıksız iki ay oruç tutacaktır. Buna da gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyuracaktır. Bütün bunlar Allah'a ve resulüne inanasınız diyedir. Ve işte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Küfre sapanlara korkunç bir azap vardır. 58. sure (MÜCÂDİLE) 1-4. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)

b) Eşler (Karı-Koca)


(1) Ahiret hayatında cennette eşler (karı-koca)

İman edip hayra ve barışa yönelik değerler üretenlere şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyveden bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: "İşte bu, daha önce rızklandırıldığımız şey!" Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır. 2. sure (BAKARA) 25. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
De ki: "Bu sayılanlardan daha iyisini size haber vereyim mi? Sakınıp korunanlar için, Rableri katında, altlarından nehirler akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'tan bir hoşnutluk olacaktır. Allah, kulları en iyi biçimde görmektedir." 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 15. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik: 7)

(2) Genel olarak eşler (karı-koca), durumları, halleri

De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz / menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz." 9. sure (TEVBE) 24. ayet (Resmi: 9/İniş:113/ Alfabetik:104)

Adn cennetleri bunlar içindir. Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden hayra ve barışa hizmet etmiş olanlarla birlikte girerler oraya. Meleklerse her kapıdan yanlarına sokulurlar. 13. sure (RA'D) 23. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85)

Allah size, kendi benliklerinizden eşler nasip etti. Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu. Ve sizleri güzel ve temiz nimetlerle rızıklandırdı. Şimdi bunlar, bâtıla mı inanıyorlar? Ve bunlar, evet bunlar, Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? 16. sure (NAHL) 72. ayet (Resmi: 16/İniş:70/Alfabetik:75)

Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış değillerdir onlar. 23. sure (MÜ'MİNÛN) 6. ayet (Resmi: 23/İniş:74/Alfabetik:70)

Kendi eşlerine bir zina isnat edip de kendilerinden başka tanıkları olmayanların her birinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doğru sözlülerden olduğu hususunda Allah'a yeminden ibaret dört kez tanıklık ikrarıdır. 24. sure (NÛR) 6. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)

Onlar şöyle yakarırlar: "Rabbimiz, eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla. Bizi takvaya sarılanlara önder kıl." 25. sure (FURKÂN) 74. ayet (Resmi: 25/İniş:42/Alfabetik:29)

Onun ayetlerinden biri de sizin için, kendilerine ısınasınız ve aranızda sevgi ve rahmet koysun diye nefislerinizden eşler yaratmasıdır. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ayetler vardır. 30. sure (RÛM) 21. ayet (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)

Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber'e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu... Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir. 33. sure (AHZÂB) 50. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)

Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı; sonra sizi çiftler haline getirdi. O'nun ilmi dışında, bir dişi ne hamile olur ne de doğurur. Yaşayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz azaltılması da mutlaka bir Kitap'ta yazılıdır. Bu, Allah için gerçekten çok kolaydır. 35. sure (FATIR) 11. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)

Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır. 36. sure (YÂSÎN) 56. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)

Toplayın o zulmedenleri; eşlerini de. O tapınıp durmuş olduklarını da toplayın! 37. sure (SÂFFÂT) 22. ayet (Resmi: 37/İniş:56/Alfabetik:90)

Yanlarında, bakışlarını eşlerine yöneltmiş yaşıt dilberler vardır. 38. sure (SÂD) 52. ayet (Resmi: 38/İniş:38/Alfabetik:88)

"Ey Rabbimiz, onları kendilerine vaat etmiş olduğun Adn cennetlerine koy! Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden barışa yönelenleri de. Azîz ve Hakîm olan, hiç kuşkusuz sensin, sen!" 40. sure (MÜ'MİN) 8. ayet (Resmi: 40/İniş:60/Alfabetik:69)

Gökleri ve yeri ortaya çıkarandır, Fâtır'dır O. Size, benliklerinizden eşler yapmıştır; davarlardan da çiftler. Bu tarz içinde üretiyor sizi. O'nun benzeri gibi bir şey yoktur. Gereğince işiten, gereğince görendir O. 42. sure (ŞÛRÂ) 11. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)

Cennete girin! Siz ve eşleriniz ikramlarla ağırlanacaksınız." 43. sure (ZUHRUF) 70. ayet (Resmi: 43/İniş:63/ Alfabetik:113)

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir. 44. sure (DUHÂN) 54. ayet (Resmi: 44/İniş:64/ Alfabetik:19)

Art arda dizilmiş koltuklar üzerinde yaslanmış olarak." Ve biz onları parlak, iri gözlü hurilerle eşleştirmişizdir. 52. sure (TÛR) 20. ayet (Resmi: 52/İniş:76/Alfabetik:106)

O cennetlerde, bakışlarını eşlerine dikmiş öyle dilberler vardır ki, daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan. 55. sure (RAHMÂN) 56. ayet (Resmi: 55/İniş:89/Alfabetik:86)

Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü. 56. sure (VÂKIA) 22. ayet (Resmi: 56/İniş:46/Alfabetik:107)

Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun! Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur. 64. sure (TEĞÂBÜN) 14. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)

Eşini, kardeşini, 70. sure (MEÂRİC) 12. ayet (Resmi: 70/İniş:79/Alfabetik:62)

Ancak onlar, eşleriyle, imkânlarının sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar. 70. sure (MEÂRİC) 30. ayet (Resmi: 70/İniş:79/Alfabetik:62)

c) Kocalar

 

Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdet ve temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhıret gününe inanmakta iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse eşlerini geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler. Kadınların, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. Boşama iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah'ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından endişe ederseniz, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın. Allah'ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler. Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikahlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. İkinci erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluğa açıklar. 2. sure (BAKARA) 228-230. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)
Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak anlaşmışlarsa eski kocalarıyla nikahlanmaları hususunda onlara engel çıkarmayın. Bu, sizin Allah'a ve âhıret gününe inanmış olanınıza verilen öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir, Allah bilir ama siz bilmezsiniz. 2. sure (BAKARA) 232. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. 4. sure (NİSA) 24. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür. 4. sure (NİSA) 34. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

İkisi birden kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüz yüze geldiler. Kadın seslendi: "Senin ailene kötülük düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir işkence mi?" 12. sure (YÛSUF) 25. ayet (Resmi: 12/İniş:53/Alfabetik:110)

Kendi eşlerine bir zina isnat edip de kendilerinden başka tanıkları olmayanların her birinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doğru sözlülerden olduğu hususunda Allah'a yeminden ibaret dört kez tanıklık ikrarıdır. 24. sure (NÛR) 6. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)

Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını / ırzlarını korusunlar. Süslerini / ziynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini / başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz! 24. sure (NÛR) 31. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. Çünkü Allah en iyi işiten, en iyi görendir. 58. sure (MÜCÂDİLE) 1. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)

Eğer, kâfirler tarafına geçmiş eşleriniz yüzünden bir şeyleriniz inkârcılara gider, sonra da onlardan size kaçan kadınlar yüzünden ödeme sırası size gelirse, eşleri gitmiş olan müminlere, harcadıkları miktarı verin. Kendisine inandığınız Allah'tan korkun. 60. sure (MÜMTEHİNE) 11. ayet (Resmi: 60/İniş:111/ Alfabetik: 71)

Geniş imkâna sahip olan bu geniş imkânından harcasın. Rızkı kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah'ın kendisine verdiğinden infak etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü tutmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır. 65. sure (TALÂK) 7. ayet (Resmi: 65/İniş:100/Alfabetik:98)


RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal 

12 Ocak 2017 Perşembe

ANA BABA - 2


VII. TOPLUMSAL DÜZEN VE HUKUK

A. AİLE HAYATI - 3

2. ANA BABA - 2

c) Anneler

(1) İnsanların annelerine olan sorumlulukları

Biz, insana anne babasını önerdik. Annesi onu güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. 31. sure (LOKMAN) 14. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59) 

Biz insana, anne babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet, yiğitlik çağına gelip kırk yıla erdiğinde şöyle der: "Rabbim; beni, bana ve ebeveynime verdiğin nimete şükretmeye, hoşnut olacağın iyi bir iş yapmaya yönelt! Soyum içinde, benim için barışı gerçekleştir. Sana yöneldim ben, sana teslim olanlardanım ben!" 46. sure (AHKAF) 15. ayet (Resmi: 46/İniş:66/Alfabetik:3)

(2) Annelerin çocuklarına olan sorumlulukları ve Hz. Musa'nın annesi

Anneler çocuklarını - emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için - tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiç bir benlik yaratılış kapasitesi dışında bir şeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuğu yüzünden, çocuğun babası da kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir. 2. sure (BAKARA) 233. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. 4. sure (NİSA) 11. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiştik: 20. sure (TÂHÂ) 38. ayet (Resmi: 20/İniş:45/Alfabetik:96)

"Hani, kız kardeşin gidiyor, şöyle diyordu: 'Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?' Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana çekmiştik. Bunun ardından sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte / bir kadere göre geliverdin, ey Mûsa!" 20. sure (TÂHÂ) 40. ayet (Resmi: 20/İniş:45/Alfabetik:96)

Hârun dedi: "Ey annemin oğlu! Sakalımı, başımı tutma. Ben senin şöyle diyeceğinden korkmuştum: 'Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme bağlı kalmadın!" 20. sure (TÂHÂ) 94. ayet (Resmi: 20/İniş:45/ Alfabetik:96)

Mûsa'nın annesine şunu vahyettik: "Emzir onu! Onun aleyhinde bir korku hissedince de nehire bırakıver onu. Korkma, üzülme! Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri yapacağız." Nihayet, Firavun ailesi onu kayıp bir şey olarak bulup aldı. O, kendileri için bir düşman ve tasa olacaktı. Gerçek olan şu ki Firavun, Hâman ve bunların orduları yanlış yoldaydılar. Firavun'un karısı şöyle dedi: "Benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır bu. Öldürmeyin onu, bize yararı olabilir, yahut onu çocuk ediniriz." Onlar işin farkında olmuyorlardı. Mûsa'nın annesinin kalbi ise bomboş bir halde sabahladı. Eğer inananlardan olması için kalbine bir bağ vermeseydik, onu açığa vuracak bir durumdaydı. Annesi, Mûsa'nın kız kardeşine, "onu izle" dedi. O da onu kenardan gözledi. Onlarsa işin farkında olmuyorlardı. Biz daha önce ona, süt emziren kadınları haram kılmıştık. Bu sırada kız kardeşi dedi ki: "Onun bakımını sizin için üstlenecek, onu eğitip öğretmeyi yüklenecek bir ev halkını size tanıtayım mı?" Nihayet Mûsa'yı öz anasına geri çevirdik ki, o ananın gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler. 28. sure (KASAS) 7-13. ayet (Resmi: 28/İniş:49/Alfabetik:53)

 (3) Dini olarak anne olabilecek kadınlar ve annelik

Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin / sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur. 4. sure (NİSA) 3. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir. 4. sure (NİSA) 23. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar. 33. sure (AHZÂB) 4. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)

O peygamber, müminlere öz benliklerinden daha dost, daha yakındır. Onun eşleri de o müminlerin anneleridir. Anne tarafından akraba olanlar da Allah'ın Kitabı'nda, birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak yakın dostlarınız için örfe uygun bir vasiyette bulunmanız müstesnadır. Bu, Kitap'ta satırlara geçirilmiştir. 33. sure (AHZÂB) 6. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)

İçinizden, kadınlarına zıhar edenlerin, o kadınlar anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Böyleleri, kabul edilemez bir söz ve boş bir lakırdı sarf ediyorlar. Bununla birlikte Allah, gerçekten çok affedici, çok bağışlayıcıdır. Kadınlarına zıhar edip sonra sarf etmiş oldukları söze geri dönenler, ilişkiye girmelerinden önce, özgürlüğünü yitirmiş bir benliği özgürlüğüne kavuşturacaklardır. İşte size yöneltilen öğüt budur. Allah, yapıp etmekte olduklarınızdan gereğince haberdardır. Özgürlüğe kavuşturma imkânını bulamayan, ilişkiye girmelerinden önce, aralıksız iki ay oruç tutacaktır. Buna da gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyuracaktır. Bütün bunlar Allah'a ve resulüne inanasınız diyedir. Ve işte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Küfre sapanlara korkunç bir azap vardır. 58. sure (MÜCÂDİLE) 2-4. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)

d) Baba


(1) Hz. İbrahim ve babası, küfrü seçen babayla ilişkiye örnekler

İbrahim, babası Âzer'e şöyle demişti: "Putları tanrılar mı ediniyorsun? Seni de toplumunu da açık bir sapıklık içinde görüyorum." 6. sure (EN'ÂM) 74. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)

İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah düşmanı olduğu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaştı. Şu bir gerçek ki, İbrahim başkaları için gamlanıp ah eden ince yürekli, yumuşak bir insandı / tam bir evvâhtı. 9. sure (TEVBE) 114. ayet (Resmi: 9/İniş:113/ Alfabetik:104)

Hani, babasına demişti ki: "Babacığım; işitmeyen, görmeyen, sana hiçbir yarar sağlamayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?" "Babacığım, bana ilimden, sana ulaşmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim." "Babacığım, şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahman'a isyan etmişti." "Babacığım, ben sana Rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum!" Babası dedi: "Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi seni taşlarım. Uzun bir süre uzak kal benden!" Dedi: "Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır." 19. sure (MERYEM) 42-47. ayet (Resmi: 19/İniş:44/Alfabetik:63)
Babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?" 21. sure (ENBİYÂ) 52. ayet (Resmi: 21/İniş:73/Alfabetik:21)

Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Siz neye ibadet ediyorsunuz?" 26. sure (ŞUARA) 70. ayet (Resmi: 26/İniş:47/Alfabetik:94)

"Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır." 26. sure (ŞUARA) 86. ayet (Resmi: 26/İniş:47/Alfabetik:94)

 Babasına ve toplumuna sormuştu: "Siz neye kulluk / ibadet ediyorsunuz?" 37. sure (SÂFFÂT) 85. ayet (Resmi: 37/İniş:56/Alfabetik:90)

 Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım." 43. sure (ZUHRUF) 26. ayet (Resmi: 43/İniş:63/Alfabetik:113)

İbrahim'le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır." Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: "Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!" 60. sure (MÜMTEHİNE) 4. ayet (Resmi: 60/İniş:111/Alfabetik:71)

(2) Baba evlat ilişkisi ve kıyamet

Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah'ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın! 31. sure (LOKMAN) 33. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)

Bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar,Öz annesinden, öz babasından, 80. sure (ABESE) 34 - 35. ayet (Resmi: 80/İniş:24/Alfabetik:1)

(3) Babaların çocuklarına olan sorumlulukları
 
Anneler çocuklarını - emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için - tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiç bir benlik yaratılış kapasitesi dışında bir şeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuğu yüzünden, çocuğun babası da kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir. 2. sure (BAKARA) 233. ayet (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)


RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal

Selam...

​ T.C. / M. Kemal Adal 

11 Ocak 2017 Çarşamba

MANŞETTEKİ BİR SORU VE BİR YAZAR - BİR CEVAP





ANAYURT GAZETESİ 10 OCAK 2017 TARİHLİ MANŞETİ

*****




ATATÜRK o kadar büyük ve önemli bir markadır ki, ATATÜRK karşıtlığı bir takım insanları üne kavuşturur ! “ATATÜRK Eşcinseldi,” olmadı, “Alkolikti,” o da mı olmadı? “Diktatördü”  diye yazdınız mı, önünüzde çok kapı açılır.

Yukarıdaki gerçekdışı yakıştırmaları daha önce duymuştum. Ancak Habertürk televizyonu kanalında Balçiçek İlter’in Karşıt Görüş programında, eşi ile aynı soyadını paylaşmayan Bayan Alçı’nın, “ATATÜRK Milliyetçiliği uyduruk bir laftır”  beyanını duyunca hem çok üzüldüm (O’nun hesabına, bilgi yetersizliği nedeniyle) hem de çok güldüm, ATATÜRK ile uyduruk sözcüklerinin yan yana gelebildiğine ilk kez rastladığım için.

İmparatorluğun değişik bölgelerinde ortaya çıkan milliyetçilik cereyanları sonunda yeni devletlerin oluşarak ülkeden kopmalarına seyirci kaldıktan sonra Birinci Dünya Savaşı öncesi, devletin gelirlerini Osmanlı’dan alacaklı yabancıların kurduğu Düyunu Umumiye İdaresine, silahlı kuvvetlerini de orgeneral-korgeneral gibi rütbeler vererek ödüllendirdiği Alman subaylara teslim eden, savaşta yenilerek iflas eden ve çöken Osmanlı’nın enkazından bir ULUS yaratan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde oluşan Türk Milliyetçiliği için “uyduruk bir laftır” iddiası üzerinde duralım.

Kurtuluş Savaşından sonra ortaya çıkan T. C. Devletinin nasıl bir enkaz devir aldığını ve Cumhuriyet Devrimleri sayesinde 1938 yılı sonunda Türkiye’nin ulaştığı gelişmişliği bilmiyor Bayan Alçı. Bir lise tarih dersi kitabından öğrenebilirdi. İhmal etmiş !

Şimdi söyleyeceklerimi bilmemesini ise yadırgamıyorum çünkü burada yazacaklarım ilk kez ATATÜRK – Din ve Said Nursi -  Fethullah Gülen başlıklı yeni kitabımda yayımlanacak: ATATÜRK’ün Yarım Kalmış Devrimi. Benim bu yarım kalmış devrimi algılamama, hemen hemen aynı günlerde okuduğum bir makale ile küçük, unutulmuş bir kitap vesile oldu.

Önce, İlahiyat profesörü Dr. Recep Kılıç’ın: ‘ATATÜRK ve Din’ başlıklı makalesi. Bu makalede, Mustafa Kemal’in, soyadını almadan önce Asaf İlbay’a söylediği ve onun da 13.7.1949’da TAN Gazetesinde yayımlanan anılarında bulunan şu paragraf var:   

“Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Ancak bina sakatlanmıştır. Çok yaşamış ve eskimiş olan harcın iltisak (yapışma) kudreti azalıp çözüldükçe, yeni malzeme ile takviye edilememiştir.  Aksine olarak yabancı unsurlar (tefsirler, tahliller, hurafeler, efsaneler) katılarak zayıflatılmıştır. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Zamanla…  sağlam olan temel üzerine yeni bir bina kurulacaktır.

Unutulan kitap ise Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Ali Yücel’in 1958 yılında yazdığı ‘İngiltere Mektupları’ Bu kitapta, bugün çok önemsediğim şu paragraf,

“…mühim bir noktaya geliyoruz. O da şudur: Semavi bir din olan Hristiyanlıkla bu dinden önceki Payen Yunan ve Latin medeniyetlerinin türlü zamanlarda türlü mücadeleler neticesinde milli bir kültürde bağdaşmasıdır. Bunu yapmayı İngilizler başarmışlardır. İngiltere’de toplum içinde ne varsa İngiliz’dir; din de böyle…” 

ile Mustafa Kemal’in Asaf İlbay’a söylediklerini birleştirince ortaya çıkan ATATÜRK Milliyetçiliği’nin yarım kalan devriminin adını koyabiliriz:

Kendi sağlam temelleri üzerinde kurulacak, herkesin anlayabileceği, Türk İslam Dini.

Bayan Alçı’nın Uyduruk laf’ dediği ATATÜRK Milliyetçiliği; eğitim, hukuk ve ekonomik sistemlerdekiler yanı sıra toplumsal nitelikli tüm Cumhuriyet Devrimlerini tamamlamış, dinde reform aşamasına gelmiş bir milliyetçilik idi.

ATATÜRK’ten önce ve sonra kimsenin cesaret edemediği bir devrim.


Bayan Alçı gibi, ATATÜRK’ü öğrenmek- anlamak istemeyen kişilerin, O’nun milliyetçiliğini doğru okuyarak algılamalarını, bekleyemeyiz. ‘Uyduruk laf’ deyimin asıl kendisi uyduruk !  


DİP NOT: YAZAR SAYIN M. ARİF DEMİRER'İN YAKINDA ÇIKACAK " ATATÜRK -  Din ve Said Nursi – Fethullah Gülen " BAŞLIKLI KİTABININ İLGİLİ İKİ SAYFASI:


ATATÜRK’ün tamamlanamayan DİN DEVRİMİ

Kazım Karabekir’in Günlükler’inde eleştirel tespitler:

31 Aralık 1927:         1928 yılında Türkçe hutbeler başlayacakmış.
23 Ocak 1932:            Yerebatan Camiinde Türkçe Kuran okunmuş
31Ocak 1932:             Fatih Camiinde Türkçe Kuran okunmuş. Hafız Rıfat isminde biri…

Gazi Mustafa Kemal (1930 - 1934) ve İslam Dini

“Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Ancak bina sakatlanmıştır. Çok yaşamış ve eskimiş olan harcın iltisak (yapışma) kudreti azalıp çözüldükçe, yeni malzeme ile takviye edilememiştir.  Aksine olarak yabancı unsurlar (tefsirler, tahliller, hurafeler, efsaneler) katılarak zayıflatılmıştır. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam olan temel üzerine yeni bir bina kurulacaktır.” (Asaf İlbay, ATATÜRK’ün Hususi Hayatı, Tan Gazetesi, 13 Temmuz 1949)

Prof. Dr. Recep Kılıç: ATATÜRK ve Din, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü (2009) içinde
“Kuran-ı Kerim’in Türkçeye çevrilmesi, Hak Dini, Kuran Dili isimli Türkçe Kuran tefsirinin (Elmalılı Hamdi Yazır’ın eseri) hazırlattırılması, Tecrid-i Sarih isimli hadis kaynak eserinin Türkçeye tercüme ettirilmesi ve Cuma hutbelerinin Türkçe okunması gibi bir dizi teşebbüs, dini hayatta hakim olan cehaletin üstesinden gelebilmek için atılmış adımlar durumundadır. Bu teşebbüslerle Türk insanının İslam’ın temel bilgi kaynaklarıyla kendi dilinde buluşturulması hedeflenmiştir. Bunlar dini düşünce hayatında, zaman içinde çok olumlu kazanımların elde edilmesine zemin hazırlamıştır.”

Hasan Ali Yücel, İngiltere Mektupları, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1958, sayfa 128
“…İngiltere’de dini reformlar bir ruhban sınıfının mizacına göre değil, içtimai mizaca göre tadilata uğramıştır. Halkın dini duyguları ruhban sınıfının dini düşüncelerini ayarlayan bir ölçü vazifesi görmüştür. Ruhban sınıfı bütün imtiyazlarına rağmen, kendisini halktan ayırmamış, katı ve fanatik bir sınıf teşkil etmemiştir; İngiliz cemiyetinin eğitim ve öğretiminde büyük bir rol oynamıştır.” Cahit Tanyol, 18.5.1958 tarihli Cumhuriyet yazısı.

“…mühim bir noktaya geliyoruz. O da şudur: Semavi bir din olan Hıristiyanlıkla bu dinden önceki Payen Yunan ve Latin medeniyetlerinin türlü zamanlarda türlü mücadeleler neticesinde milli bir kültürde bağdaşmasıdır. Bunu yapmayı İngilizler başarmışlardır. İngiltere’de toplum içinde ne varsa İngiliz’dir; din de böyle…” (Yücel)

“Milli Mücadeleden sonraki ATATÜRK Devrimleri içinde Türk toplumu işte bu kültür bağımsızlığı savaşını yapmaktadır. Dil de Din de, Türk olmak, milli olmak için gerçek devrimci aydınlarla eskiye bağlı, milli bilince henüz erememiş geri unsurlar arasındaki mücadelenin konusu olmakta devam ediyor. Geç kalmış olmakla beraber alınan mesafeler geçirilen zamanın kısalığı göz önüne getirilirse, çok büyüktür. İngiltere’nin din durumu bu bakımdan bizim için ibret verici, feyizli bir örnektir.” (Yücel)

YORUM: 10 Kasım 1938’den sonra “sağlam temeller üzerine yeni bir bina kurma” lüzumu üzerinde kimse durmayacak ve O’nun aynı yazıda şu söyledikleri giderek yaygınlaşacaktır:

“Halbuki Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, suni ve    
  itikadat-ı batıladan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası      gelince tenevvür edeceklerdir. Onlar ziyaya takarrüp edemezlerse, kendilerini mahv   ve   mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.

Gazi Mustafa Kemal’in yukarıda alıntılanan sözleriyle özetlenen Din Devrimi, 10 Kasım 1938’e kadar tamamlanamadığı için “Onlar” kurtarılamamış ve 2002 sonrası Said Nursi, Necip Fazıl ve Fethullah Gülen gibi ATATÜRK karşıtları kişiler giderek artan bir ölçüde etkili olmuşlardır.  

TAMAMLANAMAYAN DİN DEVRİMİ VE SAİD NURSİ

Kazım Güleçyüz, Said Nursi ve M. Kemal kitabında G. Mustafa Kemal’in Türkçe Kuran konusundaki çalışmalarını, DEHŞETLİ PLAN’ olarak tanımlayarak şöyle yorumlamıştır:

Elle Çoğaltılan 600 Bin Eser

“… ‘ilerleme’ adına dine cephe alan yeni rejimin idarecilerinin, dinin hayatımızdaki tesirlerini tamamen silme gayretlerinin bütün hızıyla devam ettiği bir zamanda, Bediüzzaman’ın eserleri gerçek bir ihtiyaca cevap verdi… kısa zamanda bütün yurda yayıldı. Harf inkılabının yapıldığı bir Türkiye’de, Osmanlıca harflerle yazılan eserler elle çoğaltılarak 600 bin gibi inanılmaz bir tiraja ulaştı.

“Eserlerin böylesine süratle ve yaygın bir şekilde benimsenmesi, rejimin hesaplarına hiç de uymayan bir ‘dini canlanış’ vakıasını ortaya çıkarınca, ‘tedbir’ cihetine gidilmek istendi. M. Kemal’in sağlığında açılan Eskişehir mahkemesi, ardından Said Nursi’nin Kastamonu’da mecburi ikamete tabi tutulması ve peşi sıra 1943’te açılan Denizli mahkemesi bu tedbirler cümlesindendi…

“Ama özellikle Kuran’ın mucizeliğini iki kere iki dört eder katiyetinde ispatlayan Risale-i Nur’un telif ve neşri bu DEHŞETLİ PLANI bozdu…

Asıl niyet, Türkçe Kuran ile başlatılan projeyi Türkçe ezanla devam ettirip Türkçe ibadetle bir ileri aşamaya taşımak suretiyle işi çığırından çıkarmak; sonra Kuran mealiyle hadis tercümelerindeki (haşa) ‘yave’leri serişte edip mukaddes kitabımızı ve Peygamberimizi gözden düşürmeye yönelik bir kampanya başlatmaktı.

…İslam’ı aslından koparıp dejenere etme planı, ilk adım ve başlangıç aşaması olarak Türkçe ezanla tatbik sahasına konuldu…‘Dinde Reform’ hevesi Türkçe ezanla sınırlı kaldı…

… Risale-i Nur ile verilen mücadelenin zaferi bu planı (‘Dehşetli Planı’) bozdu. 


SAĞLAM OLAN TEMEL ÜZERİNE YENİ BİR BİNA KONUSUNDA
                                    
YENİ ASYA BAŞ YAZARI KAZIM GÜLEÇYÜZ

Kazım Güleçyüz’ün bu görüşlerini bilmeme rağmen 2016 yılında Gazi Mustafa Kemal’in Asaf İlbay’a anlattıklarını öğrenince kendisine Yeni Bina hakkında ne düşündüğünü sordum.   Cevabı birkaç gün sonra, 10 Ekim 2016 günü geldi:

“Mehmet Arif Bey,

“Cumartesi sabahı aramışsınız, o gün çok yoğundum ve ertesi gün de İstanbul dışındaydım, mesajınızı o yüzden ancak şimdi cevaplayabiliyorum.

“Aktardığınız sözlerdeki “Sağlam temeller üzerinde yeni bir bina inşa etmek” ifadesi için şunu söyleyebilirim:

“Dikkatle okuduğunuz kitaplarımda anlatmaya çalıştığım bir dünya görüşü ile bu yapılamaz.

Dini, o sağlam temel ve öze dayalı olarak, çağın getirdiği ihtiyaçlar çerçevesinde yeniden yorumlama misyonunu ise, yetkin bir İslam bilgini ve Kur'an yorumcusu olarak Said Nursî'nin yaptığı kanaatindeyiz. Selamlar, saygılar. Kazım Güleçyüz.

YORUM: Gazi Mustafa Kemal’in, ATATÜRK soyadından önce başlattığı İslam Dininin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına ilk ve şiddetle karşı çıkan Said Nursi olmuştur. Nursi’nin ve yandaşlarının (talebelerinin vd.) bu girişimleri “Dehşetli Plan” olarak tanımlamaları ve karşı çıkmalarına benzer hatta çok daha sert ve zaman zaman kanlı olaylar yüzyıllar önce Hristiyan dünyasında İncil’in ulusal dillere çevrildiği dönemlerde de yaşanmış ve mezhep savaşlarına bile yol açmıştır. Burada altını çizerek belirtmek istediğim husus; ATATÜRK’ün, daha önce hiç kimsenin cesaret edemediği İslam Dininde Reform sürecini başlatmış, ancak 57 yıllık kısacık ömrüne sığdıramamış olmasıdır. Bu nedenle bu girişim ‘Tamamlanamayan Din Devrimi’dir.

MEHMET ARİF DEMİRER   

 
 Selam...

 T.C. / M. Kemal Adal