İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

13 Eylül 2016 Salı

AHMET AKYOL'DAN BİR BAYRAM YAZISI: GEÇMİŞİ SİLİNENLERDENİM


CAN KARDEŞİM, GÖNÜL DOSTUM, 1965 KHO. DEVREMİZİN YÜZ AKLARINDAN, SEVGİLİ AHMET AKYOL’UN, “BÜYÜK RESMİN TAMAMINI GÖSTEREN” VE HEPİMİZİN DUYGULARINA TERCÜMAN OLAN BU HÜZÜNLÜ BAYRAM YAZISINI, “ALLAH’TAN BAŞKA HİÇ KİMSENİN VE HİÇBİR GÜCÜN, GÖNÜLLERDE OLANI SİLEMEYECEĞİ İNANCIMI VURGULAYARAK”,  DİKKAT VE DEĞERLENDİRMENİZE SUNARIM

M. KEMAL ADAL




BİR BAYRAM YAZISI

Ahmet Akyol
12 Eylül 2016

GEÇMİŞİ SİLİNENLERDENİM

İstanbul, Ortaköy’ de, tamamı ahşap ve iki katlı cumbalı evlerle dolu Cudiefendi Sokak’ ta, eski bir Osmanlı evinin başodasında doğmuşum.

Bu ev yıkıldı; yerine 5 katlı bir beton yığını dikildi. Bina, Boğaziçi Köprüsü’ nden geçerken görünüyor ama ben o çirkin yapıyı görmemek için diğer tarafa bakıyorum.

Okula, babamın görev yerine yakınlığından dolayı, İstanbul, Kartal, Soğanlıköy İlkokulu’ nda başladım. “Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım” diye başlayan andımızı ilk kez burada Türk Bayrağı’nın önünde söylemeyi öğrendim.

Tüm dünyada örnekleri olmasına rağmen, nedense bu ant birkaç sene önce kaldırıldı.

Öğretmenimiz Malike DÖNMEZ idi. İlkokul birinci sınıfta bize ATATÜRK’ ü ve yaptıklarını, bu ülkeyi nasıl kazandırdığını, anlatırdı. ATATÜRK’ ün naaşının 10 Kasım 1953 günü Etnografya Müzesi’ nden Anıtkabir’ e nakledilişi, radyodan canlı yayınlanmış, Malike öğretmenim sınıfa getirdiği küçük bir radyoda yayını bize yaşlı gözlerle dinletmişti.

Malike öğretmenim vefat etti, Allah rahmet eylesin, okulumuz da yıkıldı, artık yok.

İlkokul 3 ncü sınıfa Erzincan’ da İnönü İlkokulu’ nda başladım. Okul, Trabzon Caddesi kenarında, Orduevi’ nin karşısındaydı. Okul, kerpiçten çok eski bir binaydı. Hemen yanında da Kurtuluş İlkokulu vardı.

Trabzon Caddesi’ nin adı değişti, İnönü İlkokulu da tamamen yıkıldı. Tabi Kurtuluş İlkokulu da…

Muhabere Astsubayı olan babam, göreve gönderildiği Güneydoğu’ da çok genç yaşta vefat etti; biz, annem ve üç kardeş, Ortaköy’ e anneanneme sığındık.

Ortaokula Boğaz kıyısındaki Gaziosmanpaşa Ortaokulu’ nda başladım. Eski bir saray olan okulun duvarları ve tavanı manda derisiyle kaplıydı; o kadar güzel resimlerle süslüydü ki, bakmaya doyamazdım. Bu okulda Orta 1 ve Orta 2’ yi okudum.

Gaziosmanpaşa Ortaokulu, yıllar sonra, 13 Temmuz 2002’de tamamen yandı. Yangın sigortadan çıkmış (!) Bahçesi uzun süre otopark olarak kullanıldı, şimdilerde galiba otel olacakmış!

1959 yılında, o yıl açılan Selimiye Askeri Orta Okulu’na gittim; 1960 yılında 3 ncü sınıftan mezun oldum. Okulun ilk mezunlarındanım. Anadolu’ nun dört bir yanından gelen, maddî durumları okumaya pek elverişli olmayan ailelerin çocukları için bu okul, yeni bir hayata umutla atılmanın ilk adımıydı. Askerliği bu okulda iyice benimsedim. Küçük yaşta yatılı okuduğum için, aileme bağlılığım arttı. 

Amirlere itaati, büyüklere saygıyı, selâm vermeyi, öğretmen gelirken kenara çekilip saygıyla yol vermeyi, büyüklerin yanında yüksek sesle konuşulmaması gerektiğini, ATATÜRK, vatan- millet ve bayrak sevgisini o küçücük yaşımda zihnime kazıdım; benim için yaşam biçimi oldu.

Bu okul, birkaç sene sonra tamamen kapatıldı. Neden açıldı, neden kapatıldı, hâlâ anlayabilmiş değilim!

1960 yılında Selimiye Askeri Ortaokulu’ ndan mezun olunca, Bursa Işıklar Askeri Lisesi’ ne gönderildim. Okuldan mezun olanlar Kuleli, Erzincan ve Bursa askerî liselerinden birine gönderiliyordu, benim şansıma da Bursa çıkmış. Işıklar Askeri Lisesi tarihî bir okuldu, muhteşemdi. 1961 yılında bu okulun birinci sınıfından mezun oldum. Mezuniyet töreninden önce bizi askeri kampa götürdüler. Spor, küçük çaplı ve basit askerî eğitimler yaptık. Yaklaşık bir ay kadar süren kampın sonunda, bir meydanda toplandık. Okul komutanımız çok duygusal bir konuşma yaptı. Sonra hep bir ağızdan “Ey Vatan Gözyaşların Dinsin, Yetiştik Biz” diye bir marş söyledik, hepimiz ağlıyorduk. Neden diyeceksiniz, okulumuz kapanmıştı da ondan! O zamanlar (Yıl: 1961, askerî darbenin en güçlü olduğu yıllar) aramızda bir söylence dolaşıyordu, “Bursa’ da askerî okul istenmiyormuş” diye!

Işıklar Askeri Lisesi, 1961 yılında kapandıktan uzun yıllar sonra “Işıklar Askerî Hava Lisesi” olarak yeniden açıldı ama 2016 yılındaki o uğursuz prematüre darbe girişimi görünümlü terör eylemini müteakip tamamen kapatıldı. Demek, okul yani o muhteşem tarihî taş bina suçluymuş(!)

1961 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi öğrencileri ikiye ayrıldı; öğrencilerin yarısı İstanbul’ da Kuleli Askeri Lisesi’ ne, diğer yarısı da Erzincan Askeri Lisesi’ ne gönderildi.

Ben de Kuleli Askeri Lisesi ne gidenler arasındaydım.

Lise2 ve Lise 3’ ü Kuleli Askerî Lisesi’ nde okudum. Bu okuldan 1963 yılında mezun oldum. Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Genelkurmay Başkanları, Kuvvet Komutanları, sanatçılar, bilim adamları yetiştiren bu okulda okumaktan ve “Kuleli Mezunu” olmaktan gurur duyuyorum. Lise öğrencisiyken, sırtımda Kuleli Askeri Lisesi formasıyla, Dolmabahçe stadyumunda yapılan atletizm yarışmalarında yer almanın verdiği heyecan ve hazzı hâlâ hissederim. O stadyumda Cahit ÖNEL, Muharrem DALKILIÇ, Gürkan ÇEVİK ile aynı havayı teneffüs etmenin ne olduğunu, bilenler bilir. Sevgili Ekrem ANAR ile beraber yarıştığımız son koşuyu hâlâ zevkle hatırlarım.

Kuleli Askeri Lisesi denince aklıma ilk gelen hatıralardan biri de, diploma töreniyle ilgili. O gün, diplomaları ailelerimizin ve komutanlarımızın huzurunda alacaktık. Son Sınıf Subayı, bize hitaben bir konuşma yaptı ve konuşmaya aynen şöyle başladı:

“Evlâtlarım, sakın özür dilemeyin!” Biz de aileler de hepimiz şok yaşadık, okulun iç bahçesinde büyük bir sessizlik oldu. Sınıf Subayı, sonra şöyle devam etti,” Yani, demek istiyorum ki, sonradan özür dileyecek bir iş yapmayın. Elinizde olmayan bir nedenle olumsuz bir gelişme olmuşsa, hemen özür dileyin ve hatanızı düzeltin.” Konuşmanın bundan sonrasını hiç hatırlamıyorum.

Benim hayatımda çok derin izler bırakan, Kuruluşu uzun yıllar öncesine giden, her taşından tarih fışkıran bu okul, kısa bir süre önce, okula sınav soruları çalınarak bazı öğrenciler yerleştirildiği için, tamamen kapatıldı. Yani, sınav sorularını çalarak okula yandaşlarını sokanlar değil de tarihî okul suçlu bulundu! O taş duvarlar, o tarihî bina yani… Gözden kaçmasın, bu okulda yandaş olunmamış, okula yandaşlar sokulmuş! Bazı öğrenciler, daha askerî liselere girmeden önce millî değerlere ters ve düşman olan farklı bir ideoloji ve doktrinle donatılarak okula yerleştirilmiş.

Kuleli Askeri Lisesi’ nden Ankara’ da Kara Harp Okulu’ na gittim. Mekteb-i Harbiye’ yi izaha ne gerek var?

Mekteb-i Harbiye işte!

Bakın ne diyor bu okulun marşı: 

“Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,
Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,
Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.” (nigâhban= bekçi)

Dünyada her ülkede, o ülkenin temelini subaylar oluşturur. Subay eğitimi, basit bir üniversite eğitimi değildir. Subay eğitimi, teorik ve uygulamalı eğitimin yanında millî tabanlı bir ideoloji ve doktrine dayanır.

Mezunu olmakla onur duyduğum bu okul da kısa bir süre önce kapatıldı!

Okuduğum ve mezun olduğum tüm askerî okulların kapatılması, bende çok derin yaralar açtı. Askerî okullar olmasaydı, ben okuyamazdım, ya da istediğim okullarda okuyamazdım. Okullarımın kapatılması benim tüm aidiyet duygumu yok etti. 

Köklerim kesildi, geçmişim silindi, köksüz devşirmelere döndüm.

Bilerek ya da bilmeyerek, ordunun ve de özellikle subayların itibarlarının zedelenmesi, ağrıma gidiyor; içimdeki acı azalacağına giderek artıyor.

Görev yaptığım yerlere gelince…

İlk görev yerim, Erzurum’ da 490 Sahra Roket Taburu’ ydu. Tam mevcutlu muhteşem bir taburdu, bir süre sonra bu tabur lağvedildi.

Güney illerimizden birindeki bir Mekanize Tugay’ ın Topçu Alayı’ na tayin edildim. Bu tugay, bir süre sonra Zırhlı Tugay’a dönüştü, Topçu Alayı kaldırıldı, yeni bir teşkilâtlanmaya gidildi.

Sınavları kazanarak Kara Harp Akademisi’ ne girdim. Bu akademiye girmek de zordur, okumak da, okulu bitirmek de… Mezun oldum, Kurmay oldum. Ne var ki, bu okul da kısa bir süre önce kapatıldı, İNANAMADIM, HALEN DE İNANAMIYORUM!

Trakya’ ya bir birliğe Tabur Komutanı olarak gittim; görevimi tamamladıktan sonra ayrıldığım birliğim komple lağvedildi. (Aklımdayken sorayım: Kore Savaşı’ nın sancağı madalyalı kahraman 241 nci Piyade Alayı nerede acaba?)

Silâhlı Kuvvetler Akademisi’ ne gittim, kısa bir süre önce o da kapatıldı.

4 seneye yakın Kurmay Başkanlığını yaptığım ( kuruluşunda şehrin yerleşim alanlarının oldukça dışında konuşlandırılan) Zırhlı Tugay, çok kısa bir süre önce, şehrin içinde kaldığı için, bulunduğu yerden çıkarıldı.

Hani insan kendini bir yere ait hisseder ya! Ben artık bu aidiyet duygusunu kaybettim, mutlu olmak içimden gelmiyor!

Gönlümün kırıklığını anlatabilecek kelime var mı, bilmiyorum, bulsam kullanacağım.

Kafamı kaldırıp etrafa bakınıyorum.

Bir ülkenin ulusal bayramlarının önemi ortadadır, bunu açıklamaya kalkmak bile insana utanç veriyor.

Ne var ki, ulusal etkinlikler, (herhalde tesadüftür) her seferinde bir bahaneyle erteleniyor.

Gazete okudum, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ ni açan, Kurtuluş Savaşı’ nı veren, Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün Mareşal üniformalı resmi bile, TBMM için fazla ve gereksiz bulunmuş.

Yıllar önce, Büyük Ortadoğu Projesi’ nin ne olduğunu anladığım an, “Eyvah” dedim, “ Amerika, ne yapıp edip bizi Suriye’ ye sokacak!”

(Son durum: Arka arkaya şehit haberleri geliyor!)

Türkiye, benim için 50 yıl öncesinden çok farklı!

Büyüklerim, dostlarım, arkadaşlarım, tesadüfen de olsa bu satırlara göz atanlar,
Yazacak çok şey var da, elim gitmiyor.

Kısaca şöyle diyelim:

Her esen rüzgârın bir melodisi vardır, anlamak isteyen kulaklara çok önemli şeyler fısıldar. Ancak o melodinin ne söylediğini anlamak için, öncelikle o sese kulak vermek gerekir.

Derler ki, melekler, mutluluğu insanın içine saklamışlar; İçinizdeki o mutluluğu bulup çıkarmakta artık size kalmış!

Çok mu uzattım?

Haklısınız, artık yazıyı bitirelim!

Haa, bayram mı?

Doğru.

Bayram!

Ben bayram yazısından kaçıyorum, yazı beni kovalıyor!

Birlik ve beraberliğimiz hiç bozulmasın!      

Sevgiyle, mutlulukla, huzurla, barışla, güvenle kalın, e mi?

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 12 Eylül 2016)

Ahmet AKYOL   
                       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder