İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

İNSAN HEP “BİLMEDİĞİNDEN” DEĞİL YA, BAZEN DE “BİLDİĞİNDEN” SUSAR.

  


KELİMELERİN ÖTESİNDEKİ BİLGELİK: İNSANIN BİLDİĞİNDEN SUSMASI

İnsan, fıtratı gereği düşünen, hisseden ve bu hisleri kelimeler aracılığıyla dış dünyaya aktaran bir varlıktır. İletişimin temel taşı olan konuşmak, kendini ifade etmenin en birincil yolu olarak kabul edilir. Ancak insan yaşamı, yalnızca konuşmanın değil, aynı zamanda susmanın da derin manalarını barındıran bir olgunlaşma sürecidir. Toplumda sessizlik genellikle bir acizlik, bilgisizlik, çaresizlik ya da boyun eğme biçimi olarak algılansa da, insanı insan yapan en asil duruşlardan biri, hiçbir kelimeye sığınmadan sergilenen o vakur sessizliktir. Çünkü insan sadece bilmediğinden, çaresizliğinden ya da yenildiğinden susmaz; insan bazen de, hatta en çok, bildiğinden susar.

Bildiğinden susmak; geçici bir suskunluk hali değil, felsefi bir derinlik, ruhsal bir zenginlik ve yüksek bir ahlak bilincidir. Kişi, içsel yolculuğunda olgunlaştıkça kelimelerin yükünden ve dünyevi iddialardan sıyrılır. Bu makalede, insanın bilme haliyle sarmalanmış sessizliğinin kaynakları, nedenleri ve bu sessizliğin arkasında yatan evrensel öğretiler ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır.

1. AHLAKİ, MANEVİ VE DEĞER ODAKLI SUSKUNLUK

İnsanın bildiğinden susmasının en yüksek mertebesi, ahlaki ve manevi değerleri muhafaza etme arzusundan doğar. Kişi, toplumsal düzenin ve bireysel huzurun hangi dinamiklerle ayakta kaldığını bildiği için diline kilit vurur:

·        Edep ve Hayayı Bilir: İnsan, sözün haysiyetini ve sınırını korumak adına susar. Karşısındaki üslubunu bozsa, haddi aşsa bile kendi ahlaki çizgisini korumak, seviyeyi düşürmemek için sessizliği bir zırh gibi kuşanır.

·        Sabır ve Selameti Bilir: Zorlukların, iftiraların ya da haksızlıkların geçici birer imtihan olduğunu idrak etmiştir. Öfkeyle verilecek bir cevabın yangını büyüteceğini, sabrın ise ruhu selamete erdireceğini bildiğinden teslimiyeti seçer.

·        Saygı ve Vefayı Bilir: Geçmişin hatırını, paylaşılan dostlukları, yenilen ekmeğin ve içilen suyun hukukunu gözetir. Karşı taraf bu hukuku çiğnese dahi, kendi vefasına yakışanı yapar ve geçmiş güzel günlerin hürmetine sessiz kalır.

·        Sevgi ve Gönül Bilir: Kalp kırmanın, Kabe yıkmaktan daha ağır bir manevi vebal olduğunu anlamıştır. Haklı çıkacağı bir tartışmayı kazanmanın, sevdiği bir insanı kaybetmeye değmeyeceğini bildiği için kelimelerinden feragat eder.

·        Ayıp ve Sır Bilir: Başkasının bir eksiğini, hatasını ya da kendisine emanet edilen en mahrem sırrını bilir. İnsanları ifşa etmek, küçük düşürmek veya toplum önünde utandırmak yerine, setretmeyi (örtmeyi) bir insanlık vazifesi görerek susar.

·        Yaradan’ı ve Kaderi Bilir: Nihai adaletin tecelli edeceği mercii çok iyi tanır. Hakkını kullarla kavga ederek aramak yerine, her şeyi gören, bilen ve adil olan ilahi iradeye havale ederek derin bir tevekkülle sessizliğe çekilir.

 

2. İNSAN SARRAFLIĞI VE PSİKOLOJİK FARKINDALIKTAN DOĞAN SUSKUNLUK

Yıllar içinde biriken tecrübe, insana toplumun ve bireylerin psikolojik yapılarını analiz etme yeteneği kazandırır. Bu farkındalık, gereksiz konuşmaların önüne set çeker:

·        Maskeleri ve Niyeti Bilir: Karşısındakinin sahte tebessümlerini, arkadan çevirdiği işleri ve riyakarlığını net bir şekilde görür. Ancak bu tiyatroyu bozup enerjisini tüketmek yerine, sahnelenen oyunu sessizce izlemeyi tercih eder.

·        Yalancıyı Bilir: Söylenen sözün hilafıhakikat (yalan) olduğunu tüm delilleriyle bilir. Fakat yalancıyı yüzleştirip köşeye sıkıştırmak yerine, onun kendi yalanlarında boğulmasını ve kendi kendini düşüreceği durumu izlemek için susar.

·        Cehaleti ve Sınırları Bilir: Cahille girilen hiçbir tartışmanın kazananı olmayacağını tecrübe etmiştir. Karşı tarafın bilgi birikiminin, idrak kapasitesinin ve zihinsel sınırlarının neyi anlayıp neyi anlamayacağını görür; kelimelerini israf etmez.

·        Önyargıyı Bilir: Muhatabının kafasında zaten kesin bir hüküm verdiğini, kendisi ne söylerse söylesin o katı duvarı yıkamayacağını anlar. "İnsanlar sadece duymak istediklerini duyar" gerçeğiyle hareket eder.

·        Geçmişi ve Travmaları Bilir: Karşısındaki insanın hırçınlığının, saldırganlığının ya da hatalarının arkasındaki çocukluk travmalarını, çektiği acıları ve zorlu yaşam öyküsünü tahmin eder. Onu yargılamak yerine şefkatle sessiz kalır.

·        Görgüyü ve Mahcubiyeti Bilir: Kendi başarısını, mutluluğunu, zenginliğini ya da evlatlarının başarısını, bunlardan mahrum olan insanların yanında anlatmaz. Karşı tarafın içini sızlatmamak, onları mahcup etmemek için başarılarını sessizlikle gizler.

 

3. STRATEJİK, İLERİ GÖRÜŞLÜ VE BİLGECE SUSKUNLUK

Bilgelik, sadece ne zaman konuşulacağını değil, asıl ne zaman susulacağını bilmektir. Sonuçları önceden kestirebilen insan, geleceği inşa etmek için sessizliği kullanır:

·        Zamanı ve Mekanı Bilir: Doğru bir sözün, yanlış bir zamanda ve yanlış bir yerde söylendiğinde felakete yol açabileceğini bilir. Sözün değerini düşürmemek için en doğru anı bekler.

·        Bedeli ve Akıbeti Bilir: Ağızdan çıkan tek bir kelimenin, bir daha asla geri alınamayacak bir kurşun olduğunu fark etmiştir. Konuştuğu andan itibaren ödenecek toplumsal, hukuki ya da duygusal bedelleri hesap ederek dilini tutar.

·        Öfke Kontrolünü ve Nefsi Bilir: Tartışma anında üste çıkma, haklılığını kanıtlama isteğinin nefsin bir kibri olduğunu anlar. Pişman olacağı bir söz söylememek ve kimsenin canını yakmamak için öfkesini sessizlikle yutar.

·        Emeği ve Dengeyi Bilir: Bir ilişkiyi, bir yuvayı ya da bir ortaklığı inşa etmenin yıllar aldığını, yıkmanın ise saniyeler süreceğini bilir. Mevcut huzuru, düzeni ve dengeleri korumak adına kendi hakkından vazgeçerek susar.

·        Sessizliğin Gücünü Bilir: Bazen en ağır eleştiriden, en büyük çığlıktan ya da en sert darbeden daha sarsıcı olan tek şeyin asil bir sessizlik olduğunu bilir. Sessizliğin, karşısındaki insanı kendi vicdanıyla baş başa bırakan en ağır ceza olduğunu tecrübe etmiştir.

·        Dünyanın Geçiciliğini ve Ölümü Bilir: Bu dünyadaki makamların, kavgaların, hırsların ve maddiyatın nihayetinde bir hiç olduğunu; kalıcı olan tek şeyin geride bırakılan hoş bir sada olduğunu idrak etmiştir. Küçük hesapların peşinde koşarak ömrünü ziyan etmez.

 

SONUÇ

İnsanın bildiğinden susması, bir kaçış ya da korkaklık değil; aksine kelimelere, olaylara ve insanlara yukarıdan bakabilme “Resmin Tamamını Görebilmek” yeteneğidir. Konuşmak anlık bir eylemdir; fakat bilerek susmak zamansız bir olgunluktur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin de buyurduğu gibi: "Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var elbet, lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye."

Kişi dünyayı, insanı ve kendini tanıdıkça içindeki gürültü dindirilir, yerini derin bir sükunete bırakır. Bildiğinden susan insan; iç dünyasında barışı yakalamış, egosunu dizginlemiş ve kelimelerin gücünü sessizliğin asaletinde eritmiş bilgedir. Söz insanı dünyaya bağlarken, bu nitelikli suskunluk insanı kendi hakikatine ulaştırır.

 

M.KEMAL ADAL & YAPAY ZEKÂ.

2. AĞUSTOS. 2026 / ANKARA

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder