24 Mart 2016 Perşembe
KADER / TAKDİR VE DEĞİŞTİRME DE SÜNNETULLAH:

I. KADER / TAKDİR VE DEĞİŞTİRME DE SÜNNETULLAH:
A. KADER VE KAZA NEDİR?
1.
Genel:
İslam itikadına göre: “Kader”, Allah’ın (c.c) İlâhî takdiri ve “Levh-i mahfuz”da yazdığıdır. “Kaza”, İlâhî takdirin varlık âleminde uygulamasıdır.
Kader; bu âlemin ve ondaki bütün varlıkların İlâhî hikmete göre yaratılmasında ve varlığının devamında, iş oluş ve olayların düzenlenmesine esas olan bir Sünnetullah, İlâhî bir ölçü, İlâhî bir kanundur.
Kâinattaki her şey bu İlâhî kanuna tabidir. Her şeyde ve her yerde “Kader”, yani onu vücuda getiren vasıf ve ölçüler ile belirli sebepler mevcuttur. Her yaratılış bir sebebe bağlanmıştır:
“Şu bir gerçek ki, biz her şeyi bir ölçüye göre / bir kaderle yarattık.” (54/kamer/49)
“…her şeyi yaratmış ve her şeye bir ölçü ve oluş tarzı takdir etmiştir.” ( 25/Furkan/2)
Kader; Allah’ın, ezelden ebede (sonsuzluğa) kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve halini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve her türlü özelliklerini bir anda ve bir arada, ezeli ve mutlak ilmiyle bilip, ezelde ona göre, o mahiyet ve şekilde takdir ve tahdit etmesidir.
Kaza ise; Allah’ın ezelde mutlak ilmiyle bilip, irade ve takdir etmiş olduğu şeyleri, zamanı gelince, ilim, irade ve ezeldeki takdir ve tahditlerine (sınırlamalarına) uygun olarak yaratması demektir.
“Kader”, İlâhî plandır. “Kaza” ise bu İlâhî planın uygulamasıdır. Her şeyi Allah, ezelde takdir ve tayin ettiği kaderine, yani İlâhî ölçüye uygun olarak kaza şeklinde meydana getirir, yaratır.
“…Allah her şey için, bir ölçü / bir kader belirlemiştir” (65/Talak/3).
Kısacası “Kader”, olmuş, olmakta ve olacak olan “Kaza”ların tamamıdır. (Sadece “kader” kelimesi bazen “kader ve kaza” anlamında da kullanılmış olup, bunun eş anlamlısı olarak “takdir “ veya “ilahi takdir” kelimeleri kullanılagelmiştir.)2.
Kadere İman.
Kader, Bir iman rüknüdür. Kadere inanmayan da kaderini yaşar. Allah’ın “Kader ve Kaza”sında İlâhî hikmetler vardır. Çünkü Allah, her şeyi bir sebep ve hikmete göre yaratır.3.
Kader ve Kazayı Doğru Anlamak.
Burada yanılgıya düşmemek için özellikle doğru anlaşılması gereken husus şudur:
Allah’ın, yaratmayı insanın seçim ve tercih sebebine bağladığı “Kaza”da, sorumlu kişi ve toplumlar, “Kader” planının uygulamasında mecburen bu şekilde hareket ediyor ve Allah’ın kendilerinin yapacaklarını ezelden mutlak ilmiyle bilmesi sebebiyle, “Kaza” öyle yaratılıyor değildir.
Tam aksine, bu sorumlu kişi ve toplumların hür iradeleriyle nasıl hareket edeceklerini ve “Kaza”nın nasıl oluşacağını, ezelden, mutlak ilmi ile, zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah’ın bilmesi sebebiyle, “Kader” de öyle takdir edilmektedir.
Yani “Kader”e göre ve ona uygun yaratılan “Kaza”nın öyle yaratılmasının asıl gerçek sebebi, “Kader”i öyle olduğu için değildir. Bilakis, “Kader”in öyle yazılışı, ezelden bilinen “kaza” ların öyle olacağı nedeniyledir.4.
Hür İrade / Cüz-i İrade.
Allah, İnsanlara akıl, idrak ve hür (cüzi) irade vermiş, peygamberlerle ve indirip gösterdiği kitaplarla hak ile batılı ayırmış, istediği ve yasakladıklarını bildirdikten sonra inanç ve davranışında özgür bırakmış, sevabı ve günahı insanların inanç, seçim ve tercihine göre amellerine (yapıp ettiklerine) bağlı kılmıştır.
Allah, İnsanların amellerini (yapıp ettiklerini) de insanın hür iradesine bırakmış, azabı ve mükâfatı da insanın çabasındaki kazanımına ve hür iradenin sarfına bağlı kılmıştır ki buna “kesb” denir ve insanın kesbettiği (yapıp ettiği) her şeyi, hayır ve / veya şer de olsa (şerre rızası olmadığı halde Sünnetullah’ı gereğince) yaratmış, aklı ve idraki olan her insanı da kesbinden (yapıp ettiklerinden) sorumlu tutmuştur.
B. KADER (İLAHİ TAKDİR), ALLAH’TANDIR:
Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; âhiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 145. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Sizi bir balçıktan yaratmış olan O'dur. Sonra hüküm verip bir süre belirlemiştir. Belirlenmiş başka bir süre de onun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hâlâ kuşkulanıp duruyorsunuz. 6. sure (EN'ÂM) 2. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)
O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O'nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir. 6. sure (EN'ÂM) 60. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)
Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler. 7. sure (A'RAF) 34. ayet (Resmi: 7/İniş:39/Alfabetik:9)
De ki onlara: "Hakkımızda Allah'ın yazdığından başkası bize asla ulaşmaz. O'dur bizim Mevlâ'mız. Yalnız Allah'a güvenip dayansın inananlar." 9. sure (TEVBE) 51. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)
İnsanlar bir tek ümmetten başka değilken ihtilafa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz öne geçmemiş olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir / iş mutlaka bitirilirdi. 10. sure (YÛNUS) 19. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)
Bu, budur! Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar iman etmezler!" sözü gerçekleşmiştir. 10. sure (YÛNUS) 33. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)
De ki: "Ben kendime bile Allah'ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler." 10. sure (YÛNUS) 49. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)
Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O'na yönelin ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiği ödülü versin. Eğer yüz çevirirseniz, o takdirde sizi büyük bir günün azabıyla korkuturum. 11. sure (HÛD) 3. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)
Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah'ın üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiği yeri de. Herşey, apaçık bir Kitap'tadır. 11. sure (HÛD) 6. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)
Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz. 11. sure (HÛD) 104. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38) 
Yakub şunu da söyledi: "Oğullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah'ın takdir ettiği bir şeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah'ındır. Yalnız O'na dayandım ben, yalnız O'na güvenip dayansın tevekkül sahipleri." 12. sure (YÛSUF) 67. ayet (Resmi: 12/İniş:53/Alfabetik:110)
Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah'ındır. İman edenler hâlâ ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle, tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah'ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez. 13. sure (RA'D) 31. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85)
Yemin olsun, biz senden önce de resuller gönderdik, onlara da eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resul, Allah'ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her süre için bir yazı vardır. 13. sure (RA'D) 38. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85)
Yemin olsun, sizin önden gidenlerinizi bilmişizdir; yemin olsun, geriye kalanları da bilmişizdir. 15. sure (HİCR) 24. ayet (Resmi: 15/İniş:54/Alfabetik:36)
Allah'ın emri geldi. Onunla yüz yüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiğidir o Allah. Arınmıştır onların şirk koştuklarından. 16. sure (NAHL) 1. ayet (Resmi: 16/İniş:70/Alfabetik:75)
Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler. 16. sure (NAHL) 61. ayet (Resmi: 16/İniş:70/Alfabetik:75)
Hiçbir kent / medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helâk edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap'ta satır satır yazılmış bulunuyor. 17. sure (İSRÂ) 58. ayet (Resmi: 17/İniş:50/Alfabetik:46)
Görmediler mi ki, o, gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir'dir. Onlar için bir süre belirlemiştir, bunda kuşku yok. Ama zalimler, inkârdan başka bir şeyde direnmiyorlar. 17. sure (İSRÂ) 99. ayet (Resmi: 17/İniş:50/Alfabetik:46)
O affedici, o rahmet sahibi Rabbin, onları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, kendileri için azabı mutlaka çabuklaştırırdı. Böyle olmamıştır, ama onlar için, hiçbir kaçıp kurtulma imkânı bulamayacakları bir hesap sorma zamanı öngörülmüştür. 18. sure (KEHF) 58. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)
İşte sana bir yığın kent / medeniyet. Zulme saptıklarında onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de bir süre belirlemiştik. 18. sure (KEHF) 59. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)
Dedi: "İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: 'O benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu." 19. sure (MERYEM) 21. ayet (Resmi: 19/İniş:44/Alfabetik:63)
Eğer Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir söz, belirlenmiş bir süre olmasaydı, bunlar için de helâk kaçınılmaz olurdu. 20. sure (TÂHÂ) 129. ayet (Resmi: 20/İniş:45/Alfabetik:96)
Bu Kur'an'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere / belirlenen sona götürecektir. De ki: "Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir." 28. sure (KASAS) 85. ayet (Resmi: 28/İniş:49/Alfabetik:53)
Allah'a kavuşmayı umanlara gelince, şu bir gerçek ki, Allah'ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, Semî'dir, Alîm'dir. 29. sure (ANKEBÛT) 5. ayet (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)
Azabı senden çarçabuk istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara elbette gelmiş olacaktı. Fakat o, hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine ansızın geliverecektir. Bunda kuşku yok. 29. sure (ANKEBÛT) 53. ayet (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)
Biz dileseydik, her benliğe hidayetini elbette verirdik. Fakat benden şu yolda söz hak olmuştur: "Yemin olsun, cehennemi tamamıyla cinlerden ve insanlardan dolduracağım." 32. sure (SECDE) 13. ayet (Resmi: 32/İniş:75/Alfabetik:92)
De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size hiçbir yarar sağlamaz. Böyle bir durumda sadece azıcık / az bir süre nimetlendirilirsiniz." 33. sure (AHZÂB) 16. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)
De ki: "Size bir gün vaat edilmiştir; ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz." 34. sure (SEBE') 30. ayet (Resmi: 34/İniş:58/Alfabetik:91)
Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı; sonra sizi çiftler haline getirdi. O'nun ilmi dışında, bir dişi ne hamile olur ne de doğurur. Yaşayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz azaltılması da mutlaka bir Kitap'ta yazılıdır. Bu, Allah için gerçekten çok kolaydır. 35. sure (FATIR) 11. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)
Eğer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. Allah, kullarını iyice görmektedir. 35. sure (FATIR) 45. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)
Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar. 36. sure (YÂSÎN) 44. ayet (Resmi: 36/İniş:41/Alfabetik:108)
Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. 39. sure (ZÜMER) 42. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)
İşte böyle! Rabbinin, nankörlüğe sapanlar hakkındaki, "onlar ateş yâranıdır" sözü tam gerçekleşti. 40. sure (MÜ'MİN) 6. ayet (Resmi: 40/İniş:60/Alfabetik:69)
O, O'dur ki; sizi önce topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan yarattı. Sonra sizi bebek olarak annelerinizin karnından çıkarıyor, sonra güçlü çağınıza ulaşasınız ve nihayet ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden bir kısmı daha önce vefat ettiriliyor. Tüm bunlar, belirlenen bir süreye ulaşasınız ve aklınızı işletesiniz diyedir. 40. sure (MÜ'MİN) 67. ayet (Resmi: 40/İniş:60/Alfabetik:69)
Yemin olsun, biz Mûsa'ya Kitap'ı verdik de onda ihtilafa düşüldü! Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Hiç kuşkusuz, onlar, Kur'an hakkında, sürekli işkillendiren bir kuşku içindedirler. 41. sure (FUSSİLET) 45. ayet (Resmi: 41/İniş:61/Alfabetik:30) 
Yoksa onların, dinden, Allah'ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür. 42. sure (ŞÛRÂ) 21. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)
Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz, 44. sure (DUHÂN) 5. ayet (Resmi: 44/İniş:64/Alfabetik:19)
Allah'tan başka tanrı olmadığını kuşkusuzca bil! Hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için af dile. Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir. 47. sure (MUHAMMED) 19. ayet (Resmi: 47/İniş:99/Alfabetik:64)
Ve yardık / fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular. 54. sure (KAMER) 12. ayet (Resmi: 54/İniş:37/Alfabetik:52)
Bilinen bir günün buluşma vakti / buluşma yerinde mutlaka bir araya getirileceklerdir. 56. sure (VÂKIA) 50. ayet (Resmi: 56/İniş:46/Alfabetik:107)
Ölümü aranızda biz takdir ettik. Biz önüne geçilecekler değiliz. 56. sure (VÂKIA) 60. ayet (Resmi: 56/İniş:46/Alfabetik:107)
Yeryüzünde ve kendi benliklerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir Kitap'ta belirlenmiş olmasın. Bu, Allah için çok kolaydır. 57. sure (HADÎD) 22. ayet (Resmi: 57/İniş:112/Alfabetik:33)
Allah, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz! Ve Allah, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır. 63. sure (MÜNÂFİKÛN) 11. ayet (Resmi: 63/İniş:103/Alfabetik:72)
Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz, Allah, emrini yerine getirecektir. Allah her şey için bir ölçü/bir kader belirlemiştir. 65. sure (TALÂK) 3. ayet (Resmi: 65/İniş:100/Alfabetik:98)
Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah'ın eceli geldiğinde ertelenmez. Bir bilebilseydiniz!" 71. sure (NÛH) 4. ayet (Resmi: 71/İniş:71/Alfabetik:83)
Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir. 78. sure (NEBE) 17. ayet (Resmi: 78/İniş:80/Alfabetik:79)
C. ALLAH İRADESİNİ / SÖZÜNÜ SİZ KENDİNİZİ DEĞİŞTİRMEDİKÇE DEĞİŞTİRMEZ
Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah'ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah'ın berisinden koruyucu bir dost da olamaz. 13. sure (RA'D) 11. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85)
"Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem." 50. sure (KAF) 29. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)
Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum birey olarak içlerindekini / birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir. 8. sure (ENFÂL) 53. ayet (Resmi: 8/İniş:93/Alfabetik:22)
D. ALLAH'IN SÖZÜ/ İRADESİ KADER'DİR, DEĞİŞMEZ, DEĞİŞTİRİLEMEZ:
Yemin olsun ki, senden önce de resuller yalanlanmış ama yalanlanmalarına, eziyet görmelerine sabretmişlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaştı. Allah'ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. Yemin olsun, elçi olarak gönderilenlerin haberinden bir kısmı sana da gelmiştir. 6. sure (EN'ÂM) 34. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)
Gözünüzü açın! Allah'ın velîleri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar. Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır. Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimelerinde değişme / değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş. 10. sure (YÛNUS) 62-64. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)
O kentin izleri / işaretleri, hâlâ işleyen bir yol üzerindedir. 15. sure (HİCR) 76. ayet (Resmi: 15/İniş:54/Alfabetik:36)
O peygamber, müminlere öz benliklerinden daha dost, daha yakındır. Onun eşleri de o müminlerin anneleridir. Anne tarafından akraba olanlar da Allah'ın Kitabı'nda, birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak yakın dostlarınız için örfe uygun bir vasiyette bulunmanız müstesnadır. Bu, Kitap'ta satırlara geçirilmiştir. 33. sure (AHZÂB) 6. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)
İnananlardan öyle erler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde sadakatle dururlar. Onlardan bazısı adadığını yerine getirdi, bazısı da bekliyor. Sözlerini asla değişmediler. 33. sure (AHZÂB) 23. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)
Yeryüzünde kibirlendi ve kötülük tezgâhladılar. Oysaki tezgâhlanan kötülük, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öncekilerin başına gelenlerden başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yol ve yönteminde değişme asla bulamazsın! Allah'ın yol ve yönteminde döneklik de bulamazsın! 35. sure (FATIR) 43. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)
Bu, Allah'ın öteden beri işleyip duran yolu yöntemidir. Allah'ın yol ve yönteminde hiçbir değişme bulamazsın. 48. sure (FETİH) 23. ayet (Resmi: 48/İniş:109/Alfabetik:27)
E. AHİRETTEN GERİ DÖNÜŞ DE YOKTUR; DEĞİŞEBİLME / DEĞİŞTİRME DE YOKTUR:
Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: "Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.” İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu, onlar, tam yalancıdırlar. 6. sure (EN'ÂM) 27-28. ayet (Resmi: 6/İniş:55/ Alfabetik:20)
"Keşke bir dönüşünüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik." 26. sure (ŞUARA) 102. ayet (Resmi: 26/İniş:47/Alfabetik:94)
Günahkârları, Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş olarak şöyle derken bir görsen: "Rabbimiz; gördük, duyduk, geri gönder bizi ki hakka ve barışa yönelik iyi iş yapalım. Artık kesin olarak inanıyoruz." 32. sure (SECDE) 12. ayet (Resmi: 32/İniş:75/Alfabetik:92)
Feryat edip dururlar orada: "Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım." Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık. 35. sure (FATIR) 37. ayet (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)
Azabı gördüğünde şöyle de konuşacaktır: "Bana bir kez daha imkan verilseydi de güzel düşünüp güzel davrananlardan olsaydım!" 39. sure (ZÜMER) 58. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)
Allah'ın saptırdığına, O'ndan başka dost yoktur. Zalimlerin, azapla yüz yüze geldiklerinde, "Geri dönüşe bir yol yok mu?" diye söylendiklerini göreceksin. 42. sure (ŞÛRÂ) 44. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)
Sizden birine ölüm gelip de, "Ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni geciktirseydin de içtenliğimi belgelemek için bir şeyler vererek iyilik ve barış sevenler olsaydım!" demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden dağıtın. 63. sure (MÜNÂFİKÛN) 10. ayet (Resmi: 63/İniş:103/ Alfabetik:72)
F. ALLAH'IN SÖZÜ / VAADİ HAKTIR / KESİN GERÇEKTİR, MUTLAK DOĞRUDUR:
Allah'tır O, ilah yoktur O'ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Hadis / söz bakımından, Allah'tan daha sadık kim olabilir? 4. sure (NİSA) 87. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Sonsuza değin kalacaklardır orada. Allah'ın şaşmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah'tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir? 4. sure (NİSA) 122. ayet (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)
Gökleri ve yeri hak olarak yaratan da O'dur. "Ol!" dediği gün, hemen oluverir. Sözü haktır O'nun. Sûra üfleneceği gün de mülk ve yönetim O'nundur. Âlim'dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O'dur. O'dur Hakîm, O'dur Habîr. 6. sure (EN'ÂM) 73. ayet (Resmi: 6/İniş:55/Alfabetik:20)
Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah'ın; Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattır bu. Ahdine, Allah'tan daha vefalı kim var? Perçinlediğiniz bu antlaşmanızdan ötürü müjdeler olsun size. İşte budur o büyük başarının ta kendisi. 9. sure (TEVBE) 111. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)
Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır! Gözünüzü açın, Allah'ın vaadi haktır! Ama onların çokları bilmiyorlar. 10. sure (YÛNUS) 55. ayet (Resmi: 10/İniş:51/Alfabetik:109)
arada Nûh, Rabbine yakardı da dedi ki: "Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin, hükmü en güzel verenisin." 11. sure (HÛD) 45. ayet (Resmi: 11/İniş:52/ Alfabetik:38)
Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattır, fakat insanların çokları bilmezler. 16. sure (NAHL) 38. ayet (Resmi: 16/İniş:70/Alfabetik:75)
Dedi: "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır." 18. sure (KEHF) 98. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)
Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk / ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir. 24. sure (NÛR) 55. ayet (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)
Onlar için orada, diledikleri her şey sürekli vardır. Bu, Rabbin üzerinde sorumluluğu üstlenilen bir vaattir. 25. sure (FURKÂN) 16. ayet (Resmi: 25/İniş:42/Alfabetik:29)
O halde, sabret! Kuşkun olmasın ki, Allah'ın vaadi haktır. İmanı kemale ermemişler seni hafifliğe sevk etmesinler/seni küçümseyemeyeceklerdir. 30. sure (RÛM) 60. ayet (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)
İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, onlar için nimetlerle dolu cennetler vardır. Sürekli kalacaklardır orada. Allah'ın hak vaadidir bu. Azîz'dir, Hakîm'dir O. 31. sure (LOKMAN) 8-9. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)
Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın. 35. sure (FATIR) 5. ayet (Resmi: 35/İniş:43/ Alfabetik:24)
İşte böyle! Rabbinin, nankörlüğe sapanlar hakkındaki, "onlar ateş yâranıdır" sözü tam gerçekleşti. 40. sure (MÜ'MİN) 6. ayet (Resmi: 40/İniş:60/Alfabetik:69)
Hani, size, "Hiç kuşkusuz, Allah'ın vaadi haktır, kıyamet saatinde de şüphe yoktur" dendiğinde, siz şöyle demiştiniz: "Saat nedir, bilmiyoruz. Sadece bir şeyler var sanıyoruz; kesin bir bilgimiz olmadığı için inanmıyoruz." 45. sure (CÂSİYE) 32. ayet (Resmi: 45/İniş:65 /Alfabetik:15)
Birisi de ana babasına: "Yazık size, benden önce bir yığın nesil gelip geçtiği halde, siz bana, benim diriltileceğimi mi söylüyorsunuz?" dedi. Onlarsa; Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun; inansana, Allah'ın vaadi haktır" diye vahlanınca o şöyle dedi: "Bu, öncekilerin masallarından başkası değil!" 46. sure (AHKAF) 17. ayet (Resmi: 46/İniş:66/Alfabetik:3)
Ve cennet, takva sahiplerine yaklaştırılmıştır; hiç uzak değildir. İşte size vaat edilen budur. Allah'a sürekli yönelen, korunması gerekeni koruyan herkese... Görmediği halde Rahman'dan ürperen ve Allah'a yönelik bir kalp getiren herkese... Esenlikle girin oraya! Sonsuzlaşma günüdür bu. Orada onlar için istedikleri her şey var. Katımızda ise dahası da var. 50. sure (KAF) 31-35. ayet (Resmi: 50/İniş:34/Alfabetik:49)
O iş ve oluşu bölüştürenlere yemin olsun ki, Hiç kuşkusuz, o size vaat olunan kesinlikle doğrudur. Ve din, şaşmaz bir olgudur. 51. sure (ZÂRİYÂT) 4-6. ayet (Resmi: 51/İniş:67/Alfabetik:111)
Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah'ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın! 31. sure (LOKMAN) 33. ayet (Resmi: 31/İniş:57/Alfabetik:59)
G. ALLAH SÖZÜNE / VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ, SÖZÜNDEN ASLA DÖNMEZ:
Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi bozup eğriltme ve bize katından bir rahmet bağışla. Sen, yalnız sen Vahhâb'sın, bol bol bağışta bulunansın. Ey Rabbimiz! Sen Câmî'sin; insanları varlığında kuşku bulunmayan bir günde mutlaka toplayacaksın. Allah, sözünü yerine getireceği yer ve zamanı asla şaşırmaz. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 8-9. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
"Ey Rabbimiz! Resullerin aracılığıyla bize vaat etmiş olduğunu da bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, vaadine asla ters düşmezsin." 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 194. ayet (Resmi: 3/İniş:94/ Alfabetik:7)
Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah'ındır. İman edenler hâlâ ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle, tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah'ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez. 13. sure (RA'D) 31. ayet (Resmi: 13/İniş:87/Alfabetik:85)
Sakın Allah'ı, resullerine verdiği söze ters düşer sanma. Allah Azîz'dir, intikam da alır. 14. sure (İBRÂHİM) 47. ayet (Resmi: 14/İniş:72/Alfabetik:40)
Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir. 22. sure (HAC) 47. ayet (Resmi: 22/İniş:88/Alfabetik:32)
Elif, Lâm, Mîm. Yenilgiye uğratıldı Rûm. Yeryüzünün en yakın / en alçak bir yerinde. Ama onlar yengilerinin ardından galip duruma geçecekler, Birkaç yıl içinde. İş / oluş / hüküm, önünde de sonunda da Allah'ındır. Onların galibiyet gününde müminler ferahlayacaklar, Allah'ın yardımıyla. Dilediğine yardım eder O! Azîz'dir, Rahîm'dir O. Allah'ın vaadi bu! Allah kendi vaadine ters düşmez. Ne var ki, insanların çokları bilmiyorlar. 30. sure (RÛM) 1-6. ayet (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)
Üzerine azap sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın? Hayır, kurtaramazsın! Rablerinden korkanlara gelince, onlar için üst üste bina edilmiş odalar var; altlarından ırmaklar akar. Allah'ın vaadidir bu, Allah vaadine ters düşmez. 39. sure (ZÜMER) 19-20. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114Mehmed Akif'ten Bozuk Kader ve Tevekkül Anlayışlarına Şiirsel Reddiyeler:
Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri!
O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru;
Belânı istedin Allah da verdi... Doğrusu bu.
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?
"Çalış!" dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun,
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri Rabbim görür; Vazîfesidir...
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi keyfine bak!
Onun hazîne-i in`âmı kendi veznendir!
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek;
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr`ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;
Çoluk çocuk O`na âid; Lalan, bacın, dadın O;
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;
Alış seninse de, mes`ûl olan verişten, O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O.
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ`yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cür`ete... Ha?!
Demekle unsur-i tevhîd olur giderse tebâh;
Senin bu kopkoyu şirkin sığar mı îmâna?
Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân`a?
Cenâb-ı Hak çıkacak, sorsalar, muhâtab olan!
Bütün evâmire i`lân-ı harb eden şu sefîh,
Mükellefiyyeti Allah`a eyliyor tevcîh!
Görür de hâlini insan, fakat, bu derbederin;
Nasıl günâhına girmez tevekkülün, kaderin?
Sarılmadan en ufak bir işinde esbâba,
Muvaffakiyyete imkân bulur musun acaba?
Hamâkatin aşıyor hadd-i i`tidâli, yeter!
Ekilmeden biçilen tarla nerde var? Göster!
Tevekkülün, hele, hüsrân içinde hüsrandır.
Fakat yok onda senin sapmış olduğun ma`nâ.
Kader: Şerâiti mevcûd olup da meydanda,
Zuhûra gelmesidir mümkinâtın a`yânda.
Niçin, nasıl geliyormuş... O büsbütün meçhûl;
Biz ihtiyârımız sûretindeniz mes`ûl.
Kader nedir, sana düşmez o sırrı istiknâh;
Senin vazîfen itâ`at ne emrederse İlâh.
O, sokmak istediğin, şekle girmesiyle kader;
Bütün evâmiri Şer`in olur bir anda heder!
Neden ya, Hazret-i Hakk`ın Resûl-i Muhterem`i,
Bu bahsi men` ediyor mü`mînine, boş yere mi?
Tevekkülün, hele, ma`nâsı hiç de öyle değil.
Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın câhil,
Nihâyet oynayarak dîne en rezîl oyunu,
Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu!
Tevvekkül öyle yaman bir şiâr-ı îmandı,
Ki kahramân-ı fezâil denilse şâyandı.
Yazık ki: Rûhuna zerk ettiler de meskeneti;
Cüzâma döndü, harâb etti gitti memleketi!
Tevekkül olmasa kalmaz fazîletin nâmı...
Getir hayâline bir kerre Sadr-ı İslâm`ı:
O bî-nihâye füyûzun yarım asırlık bir
Zamân içinde tecellîsi hangi sâyededir?
Nedir bu hârikanın sırrı? Hep tevekküldür;
Ki i`timâd-ı zaferden gelen tahammüldür.
Tevekkül olmaya görsün yürekte azme refîk;
Durur mu şevkıne pervâne olmadan tevfîk?
Cenâb-ı Hak ne diyor bak, Resûl-i Ekrem`ine:
"Bütün serâiri kalbin ihâta etse, yine,
Danış sahâbene dünyâya âid işler için;
Rahîm ol onlara... Sen, çünkü, rûh-i rahmetsin.
Hatâ ederseler aldırma, afvet, ihsân et;
Sonunda hepsi için iltimâs-ı gufrân et.
Verip karârı da azm eyledin mi... Durmıyarak,
Cenâb-ı Hakk`a tevekkül edip yol almaya bak."
Demek ki: Azme sarılmak gerek mebâdîde;
Yanında bir de tevekkül o azmi te`yîde.
Senin hesâbına artık, düşün de bul, ne düşer!
Kimin ki öyle müzebzeb değildir îmânı;
Ayırmaz onları, bir addedip tevessül eder...
Ne din kalır, ne de dünyâ, bu anlaşılmazsa...
Hem anlayın bunu artık, hem anlatın nâsa...
Ömer, tevekkülü elbet bilirdi bizden iyi...
Ne yaptı "Biz mütevekkilleriz" diyen kümeyi.
Dağıttı, kamçıya kuvvet, "Gidin, ekin!" diyerek.
Demek: Tevekkül eden, önce mutlakâ ekecek;
Demek: Tevekküle pek sığmıyormuş, anladın a,
Sinek düşer gibi düşmek şunun bunun kabına.
Tevekkelnâ deyip yattık da kaldık böyle en âciz!
O îman, farz-ı kat`îdir diyor tahsîli irfânın...
Ne câhil kavmiyiz biz müslümanlar, şimdi, dünyânın!
Allah`a dayan, sa`ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
"Allah`a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Mâ`nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını zannetme asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid.
Âlemde tevekkül demek olsaydı "atâlet",
Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin meş`al-i tevhîdi sönerdi;
Kur`ân duramaz, nezd-i İlâhî`ye dönerdi.
TEVEKKÜL VE MÜTEVEKKİL
"Çalış "' dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!
……
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ-yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha?
……
Tevekkülün, hele manası hiç de öyle değil.
Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın cahil.
Nihayet oynayarak dine en rezil oyunu.
Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu!
……
"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Mana yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan!
.....
Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atalet';
Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet?”
İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Ersoy, Safahat’ındaki “Vaiz Kürsüde” ve “Azimden Sonra Tevekkül” başlıklı şiirlerinde, “Kader”, “Tevekkül” ve “Mütevekkil” kavramlarını, gaflet uykusundakileri sarsan bir üslupla, çok gerçekçi vurgulamalar yaparak dirayetle açıklamıştır.
Konuya ilgi duyan kişiler, bu şiirlerin tamamını okuyup tefekkür ettiklerinde, İslam’ı ve Kuran’ı özümsemiş samimi bir müminin yorumunda, karanlığı yırtan haykırışını işitecekler ve aydınlığa açtığı pencereden baktıklarında “Mütevekkil” olup olmadıklarını anlayacaklardır.
A. TEVEKKÜL NEDİR VE MÜTEVEKKİL KİMDİR?
“Kader ve Kaza”yı yanlış algılayıp anlayanların, “Sünnetullah”ı bilmeyenlerin, Kuran terimi olarak “Tevekkül”ü de doğru algılama ve anlama ihtimali, seçim ve kazanımlarını (kesb) değiştirmedikçe yoktur. Bu kişilerin Allah’ın sevdiği “Mütevekkil”lerden olduklarını söylemek ise abestir.
B. TEVEKKÜLÜ DOĞRU ALGILAYIP, ANLAMAK.
Hz. Ömer, Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye sorar. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz", derler. Bunun üzerine büyük halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız, tohumumu yere atıp sonra tevekkül edene mütevekkil denir" der.
Elmalılı Hamdi Yazır bunu: "Unutmamak gerekir ki, tevekkül, görevini Allah'a havale etmek değil, emri O'na havale etmektir. Bir çokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terk etme sanırlar. Bu ise Allah'a tevekkül ve itimat değil, O'nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır, küfürdür, iyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini sevmektir" diye açıklar.
C. DİYANETİN TEVEKKÜL AÇIKLAMASI.
“Tevekkül kavramı Kuran’da türevleriyle birlikte 69 defa geçmiştir.
Israrla Allah'a tevekkül edilmesi emredilmiş (5/Mâide/11; 9/Tevbe/51),
"…Allah'a tevekkül edene Allah yeter.." (65/Talak/3) denilmiş,
Peygamberlerin (9/Tevbe,/129; 11/Hûd/56) ve gerçek müminlerin Allah'a tevekkül ettikleri (8/Enfâl/2-3) bildirilmiştir.
Bu husus, 29/Ankebût/58-59. ayetlerinde açıkça ifade edilmiştir. "Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler." Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olacaktır.
Toprağı sürecek, işleyecek, zamanında ve kurallarına uygun olarak tohumu ekecek, gerektiğinde sulayacak, gübreleyecek, koruyacak, kendine düşeni yaptıktan sonra gerisini Allah'a havale edecek, iyi ürün vermesini Allah'tan bekleyecek, Allah'ın emeğini zayi etmeyeceğine inanacaktır.
Bunları yapmadan, çalışmadan Allah'a tevekkül etmek, tevekkül değil miskinliktir.
"Ben gereken her şeyi yaptım, iyi ürün alırım, Allah ne yapacak", demek de Allah'ı tanımamaktır. Allah yağmur vermeyiverse, ne olacak? Bir afetle mahsulü yok ediverse, kim engel olacak?
Kuran’da mütevekkil kelimesi üç ayette geçmiş ve Allah'ın rızık veren, çalışanın emeğini zayi etmeyen, şartlarına uygun yapılan iman, ibadet ve duaları kabul eden, haksızlık etmeyen, yardım eden, sözünde ve vaadinde duran olduğuna güvenen mümin kimse anlamında kullanılmıştır:
"...Bir işe karar verdiğin zaman Allah'a tevekkül et. Çünkü Allah, mütevekkil olanları sever." (3 /Âl-i İmrân /159) ayetinden anlaşıldığı üzere "mütevekkil" vasfını kazanabilmek için insanın; önce kendi iradesini ortaya koyması, gereken her şeyi yapması bunları yaparken de Allah'ı devre dışı bırakmaması, kul olduğunu itiraf etmesi, işinin hayır ve başarı ile sonuçlanması için Allah'tan yardım istemesi, O'na sığınması ve O'nun yardımına güvenmesi gerekmektedir.
D. MÜTEVEKKİLİN TEVEKKÜL ANLAYIŞI.
Bu açıklamalar göstermektedir ki:
E. TEVEKKÜL UYGULAMASI:
1. TEVEKKÜL
2. GERÇEK TEVEKKÜL
Doğru algılanıp, anlaşılıp, uygulandığında insanı iyi ve güzel sonuçlara kavuşturan çok büyük bir moral güçtür tevekkül…
3. GERÇEK MÜTEVEKKİL
“İman edip hayra ve barışa yönelik işler yaparak Rablerine içten bir bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada.” (11 / Hud / 23)
F. GÜNCEL YAŞANTIMIZDA TEVEKKÜL EDEN MÜTEVEKKİLLER MİYİZ ?
Haydi, şimdi hepimiz bu milletin bir ferdi olarak bulunduğumuz konum ve durumda, yaşantımıza, yaşadıklarımıza bakalım, kendi inancımıza göre düşünelim…
Ve soralım kendi kendimize:
Tevekkül mü ediyoruz yoksa farkına varmadan küfre mi sapıyoruz?
Gerçekten Allah’ın sevdiği “Mütevekkil”lerden miyiz?
G. GÜNCEL VE SİYASİ KONULARDA TEVEKKÜLÜ DOĞRU ANLAMAK:
Soralım kalbimize / gönlümüze, sonra bir bakalım hep birlikte Türkiye’deki “resmin tamamı” nın parçaları olan güncel olaylara:
Bakalım ve görelim:
M. Kemal Adal
adalkemal1@gmail.com
25 Kasım 2016 Cuma
ALLAH'A GÜVENMEK VE O'NA DAYANMAK (TEVEKKÜL)
İNSANIN ALLAH'A KARŞI AHLAKİ SORUMLULUKLARI
1.
İYİ VE ÖVÜLEN TUTUM VE DAVRANIŞLAR (ALLAH'A KARŞI SALİH AMELLER)-8
AYRICA BAKINIZ: III. B. 2. a. İNANANLAR (MÜMINLER) VE ÖZELLİKLERİ
Allah'a Güvenmek ve O'na Dayanmak (Tevekkül)(1)
Kavram olarak, Ahlak, İnsanın Allah'a Karşı Ahlaki Sorumlulukları, İyi ve Öğülen Tutum ve Davranışlar, Allah'a Güvenmek ve O'na Dayanmak (Tevekkül)
Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O'ndan başka. O'nu vekil et! 73. sure (MÜZZEMMİL) 9. ayet (Resmi: 73/İniş:3/Alfabetik:74)
O hiç ölmeyecek diriye, o Hayy olana dayanıp güven, O'nu överek tespih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. 25. sure (FURKÂN) 58. ayet (Resmi: 25/İniş:42/Alfabetik:29)
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yaparak Rablerine içten bir bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada. 11. sure (HÛD) 23. ayet (Resmi: 11/İniş:52/Alfabetik:38)
Yakub şunu da söyledi: "Oğullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah'ın takdir ettiği bir şeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah'ındır. Yalnız O'na dayandım ben, yalnız O'na güvenip dayansın tevekkül sahipleri." 12. sure (YÛSUF) 67. ayet (Resmi: 12/İniş:53/Alfabetik:110)
Allah, kuluna Kafi değil mi, yetmiyor mu? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur. 39. sure (ZÜMER) 36. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)
Onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, yemin olsun "Allah!" diyecekler. De onlara: "Peki Allah dışındaki yakardıklarınız hakkında ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese, O'nun vereceği zararı uzaklaştırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese, O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki: "Bana Allah yeter! Tevekkül edenler O'na dayanıp güvenirler." 39. sure (ZÜMER) 38. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)
Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah'a bırakılır. İşte budur Rabbim olan Allah! Yalnız O'na güvenip dayandım; yalnız O'na yönelirim ben. 42. sure (ŞÛRÂ) 10. ayet (Resmi: 42/İniş:62/ Alfabetik:95)
Size verilen şeyler, şu iğreti hayatın nimetidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır. 42. sure (ŞÛRÂ) 36. ayet (Resmi: 42/İniş:62/Alfabetik:95)
Hiçbir şey için, "Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım." deme. "Allah dilerse" şeklinde söyleyebilirsin. Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: "Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya / aydınlığa ulaştırır." 18. sure (KEHF) 23-24. ayet (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)
"O, bize yollarımızı göstermişken neden Allah'a tevekkül etmeyecekmişiz? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." 14. sure (İBRÂHİM) 12. ayet (Resmi: 14/İniş:72/Alfabetik:40)
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetin görkemli odalarına yerleştireceğiz. Sürekli kalacaklardır orada. Ne güzeldir iş yapıp değer üretenlerin ödülü! Onlar ki sabrettiler ve yalnız Rablerine dayanıp güvenmektedirler. 29. sure (ANKEBÛT) 58-59. ayet (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)
Eğer barışa eğilim gösterirlerse sen de buna yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisidir. 8. sure (ENFÂL) 61. ayet (Resmi: 8/İniş:93/ Alfabetik:22)
Allah'a dayanıp güven! Vekil olarak Allah yeter. 33. sure (AHZÂB) 3. ayet (Resmi: 33/İniş:97/Alfabetik:4)
Allah! İlah yok O'ndan başka! Yalnız Allah'a güvenip dayanır iman sahipleri. 64. sure (TEĞÂBÜN) 13. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)
Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının! Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler! 5. sure (MÂİDE) 11. ayet (Resmi: 5/İniş:110/Alfabetik:60)
Sizden iki takım, korku ile bozulmak üzereydi. Halbuki Allah onların Velî'siydi. Müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 122. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever. Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa O'ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 159-160. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Fısıltı, inananları kederlendirmek için ancak şeytandan gelir. Bununla birlikte o, Allah'ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Müminler sadece Allah'a güvenip dayansınlar. 58. sure (MÜCÂDİLE) 10. ayet (Resmi: 58/İniş:104/Alfabetik:66)
İbrahim'le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır." Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: "Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!" 60. sure (MÜMTEHİNE) 4. ayet (Resmi: 60/İniş:111/Alfabetik:71) (2)
Tevekkül
(a)
Tevekkül, yardıma muhtaç olunan durumlarda yardımı için Allah'a dayanıp güvenmektir
Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 159. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Sizden iki takım, korku ile bozulmak üzereydi. Halbuki Allah onların Velî'siydi. Müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 122. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa O'ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. 3. sure (ÂLİ IMRÂN) 160. ayet (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)
Eğer barışa eğilim gösterirlerse sen de buna yanaş ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisidir. 8. sure (ENFÂL) 61. ayet (Resmi: 8/İniş:93/ Alfabetik:22)(b)
İnananlar / Müminler yalnız ve ancak Allah'a tevekkül etmelidirler
Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının! Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler! 5. sure (MÂİDE) 11. ayet (Resmi: 5/İniş:110/Alfabetik:60)(c)
Allah'tan başka tevekkül edilecek varlık yoktur
Eğer bir sığınak yahut bazı mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o tarafa koşarlardı. 9. sure (TEVBE) 57. ayet (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)
Onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, yemin olsun "Allah!" diyecekler. De onlara: "Peki Allah dışındaki yakardıklarınız hakkında ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese, O'nun vereceği zararı uzaklaştırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese, O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki: "Bana Allah yeter! Tevekkül edenler O'na dayanıp güvenirler." 39. sure (ZÜMER) 38. ayet (Resmi: 39/İniş:59/Alfabetik:114)
Allah! İlah yok O'ndan başka! Yalnız Allah'a güvenip dayanır iman sahipleri. 64. sure (TEĞÂBÜN) 13. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)(d)
Allah'ın takdir ettiği bir şeyi Allah'tan başka savacak yoktur, hüküm yalnız Allah'ındır. Tevekkül sahipleri Yalnız O'na güvenip dayansın
Yakub şunu da söyledi: "Oğullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah'ın takdir ettiği bir şeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah'ındır. Yalnız O'na dayandım ben, yalnız O'na güvenip dayansın tevekkül sahipleri." 12. sure (YÛSUF) 67. ayet (Resmi: 12/İniş:53/Alfabetik:110)
"O, bize yollarımızı göstermişken neden Allah'a tevekkül etmeyecekmişiz? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." 14. sure (İBRÂHİM) 12. ayet (Resmi: 14/İniş:72/Alfabetik:40) 
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder