ÜRÜN, SINAMA / DENEME
VASITASIDIR:
İMTİHAN-DENENMEK KORKUSU:
HAYAT BİR SINAVDIR,
DENEMEDİR, İMTİHANDIR:
İNSANIN YARATILIŞ AMACI:
DENEME (SINAV):
AÇLIK:
*2/155: Dünyadaki sınav, her koşul
altında SADECE Tanrı'ya kulluk edeceğimizi kanıtlamak için düzenlenmiştir.
(29/2 = İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve
hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar! )
Bu
yazı RESUL KUR'AN'IN
KUR'AN TEFSİRİ 2-BAKARA
SURESİ 155 ncı ayet ve dip notlarından alıntıdır.
M. Kemal Adal
Olumsuzluklara Karşı Dayanıklı
Olma ve Direnme (Sabır): 2/155-157
İnsanın Yaratılış Amacı: Deneme (Sınav): 2/155
.
Y.N. Öztürk
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
M. Esed
Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle ve açlıkla, dünya malının, canın ve (alın teri) ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele.
Y.N. Öztürk
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
M. Esed
Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle ve açlıkla, dünya malının, canın ve (alın teri) ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele.
Dipnot: 2/155*: Tabiatın (gökler ve yerin)
İnsan Hizmetine Verilmesi: Ürün, Sınama / Deneme Vasıtasıdır. Bak: 3/14; 7/130; 18/32-42.
2/155*: ÜRÜN, SINAMA / DENEME VASITASIDIR:
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme
türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. 2/155.
Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara,
davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip
püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir. Allah'a gelince,
varılacak yerin en güzeli onun yanındadır. 3/14.
Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliğiyle senelerce
sıktık ki, düşünüp öğüt alabilsinler. 7/130.
Onlara örnek olarak şu iki adamı ver: Bunlardan birine, üzümlerden oluşan iki
bağlık vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, aralarına da ekinler
serpiştirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş o adamdan hiçbir şeyi eksik
bırakmamıştı. İkisinin ortasından bir de nehir fışkırtmışız. Adamın başka bir
geliri de vardı. Bu yüzden, arkadaşlarıyla konuştuğu bir sırada ona şöyle
demişti: 'Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakımından da güçlü ve
onurluyum.' Ve böylece, öz benliğine zulüm ede ede bağlığına girdi. Şöyle
konuştu: 'Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.' 'Kıyametin kopacağını
da sanmıyorum. Ama eğer Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini
bulacağımdan eminim.' Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: 'Sen, seni
topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete
nankörlük mü ettin?' 'Lâkin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç
kimseyi ortak koşmam.' 'Bağına girdiğinde, 'Mâşallah, kuvvet yalnız Allah'tandır!'
desen olmaz mıydı? Gerçi sen beni, malca ve evlatça senden basit görüyorsun ama
Olabilir ki, Rabbim bana senin bağından daha değerlisini verir; seninkinin
üzerine de gökten bir âfet gönderir de bağlığın yalçın bir toprak kesilir.'
'Yahut suyu dibe çekilir de bir daha onu isteyemezsin bile.' Derken bütün
ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için
harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve şöyle diyordu: 'Ne olurdu,
Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!' 18/32-42. MKA.
2/155**: Yaratılış ve Varlıklar: İnsanlar: İnsanın
Zaafları: Korku:
İmtihan-denenmek korkusu. Bak: 3/173, 13/21; 17/31.
2/155**: İMTİHAN-DENENMEK KORKUSU:
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme
türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. 2/155.
O müminler ki, insanlar kendilerine, 'Halk size karşı bir araya gelmiş, korkun
onlardan!' dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle söylediler: 'Allah
bize yeter. Ne güzel Vekîl'dir O!' 3/173.
Onlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden
korkarlar ve hesabın kötüsünden ürperti duyarlar. 13/21.
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz
rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır. 17/31. MKA.
2/155***: Yaratılış ve
Varlıklar: İnsanlar: Hayat: Hayat bir sınavdır, Denemedir, İmtihandır. Bak: 2/212; 3/185-186; 6/32;
9/55; 13/26; 18/28; 20/131; 21/111; 29/64; 45/21; 47/36; 57/20; 67/2.
2/155***: HAYAT BİR SINAVDIR, DENEMEDİR, İMTİHANDIR,
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme
türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. 2/155.
İğreti / sefil hayat küfre sapanlara süslü gösterilmiştir; onlar, iman sahipleriyle
alay ederler. Takvaya sarılanlar, kıyamet günü onların tepelerinde olacaktır.
Allah, dilediğini hesapsız bir biçimde rızıklandırır. 2/212.
Her benlik ölümü tadacaktır. Hak ettiğiniz karşılıklar size, kıyamet günü,
eksiksiz bir biçimde mutlaka verilecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete
sokulan kesinlikle kurtulmuş olacaktır. İğreti-sefil hayat aldatıcı bir
yararlanmadan başka şey değildir. Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda
da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz.
Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.
3/185-186.
Şu iğreti, basit hayat bir oyun ve eğlenceden başka şey değildir. Sakınıp korunanlar
için âhiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hâlâ aklınızı işletemeyecek misiniz?
6/32.
Onların malları da evlatları da seni imrendirmesin. İş sadece şudur: Allah
onlara şu iğreti hayatta azap etmeyi ve canlarının küfre sapmış bir halde
çıkmasını istiyor. 9/55.
Allah, dilediği kimse için rızkı alabildiğine açar da sınırlayıp kısar da.
İğreti dünya hayatıyla sevinip şımardılar. Oysaki dünya hayatı, âhirete oranla
sadece küçük bir nimetlenme. 13/26.
Benliğini, sabah akşam yüzünü isteyerek rablerine yalvaranlarla beraber tut.
İğreti dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırıp
uzaklaştırma. Ve sakın, kalbini bizim zikrimizden / Kur'anımızdan gafil koyduğumuz, boş arzularına uymuş kişiye boyun eğme. Böylesinin işi hep aşırılıktır. 18/28.
Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iğreti hayatın süsü
olarak verdiğimiz nimetlere gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı
hem daha süreklidir. 20/131.
Bilmiyorum, belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir
nimetlendirmedir. 21/111.
Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna
gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi! 29/64.
Şu iğreti dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder
korunursanız, Allah, ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı istemeyecektir.
47/36.
Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda
bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir.
Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz
sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline
gelir. Âhirette şiddetli bir azap var, Allah'tan bir af ve hoşnutluk da var.
Dünya hayatı bir aldanış/gurur aracından başka şey değildir. 57/20.
Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere
ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Azîz'dir O, Gafûr'dur. 67/2.
Kötülüklere cesaretle dalanlar sanıyorlar mı ki, biz kendilerini, iman edip
hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla aynı tutacağız. Hayatları ve ölümleri
onlarla aynı mı olacak?! Ne kötü hüküm veriyorlar bunlar! 45/21. MKA.
2/155****: Kavram Olarak,
Din: İnsanın Yaratılış Amacı- Deneme (Sınav). Bak: 2/155-156; 3/186; 4/29;
6/44, 53, 165; 7/172-174, 179; 8/28; 10/14; 11/7, 118-119; 16/65-69, 93; 17/21;
18/7; 21/35; 23/114-115; 25/44; 29/1-6; 33/7; 35/39; 39/49-50; 40/6; 45/22;
46/18; 47/31; 49/13; 50/16; 51/56; 53/31-32, 39; 57/4: 58/7; 64/15; 67/2; 72/6;
75/14; 76/1-3; 79/35; 80/24; 86/1-4; 90/4.
2/155****: İNSANIN YARATILIŞ AMACI: DENEME (SINAV):
Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. Bu, Allah'ın; yaptıklarıyla kötülük
sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle
ödüllendirmesi içindir. Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve
iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz,
senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O'dur: Hem sizi topraktan
oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde
bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin
sakındığını en iyi bilen O'dur. 53/31-32.
Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. 53/39.
Hadi, bakıversin insan, kendi yiyeceğine! 80/24.
Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;
75/14.
Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz
biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız. 50/16.
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık. 90/4.
Yemin olsun göğe ve Târık'a; o, gece gelene/o, tokmak gibi vurana/o, çıkıverip
de yürek hoplatana. Nereden bileceksin sen nedir Târık? Parlayan, ışığıyla
karanlığı delen yıldızdır o. Hiçbir benlik yoktur ki, üzerinde bir koruyucu / bir
bekçi bulunmasın. 86/1-4.
Hani Rabbin, Âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz
benliklerine şahit tutarak sormuştu: 'Rabbiniz değil miyim?' Onlar:
'Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.' demişlerdi. Kıyamet günü, 'biz bundan
habersizdik' demeyesiniz. Şöyle de demeyesiniz: 'Daha önce atalarımız şirke
batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden
bizi helak mı edeceksin?' Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki,
hakka dönebilsinler. 7/172-174.
Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık.
Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla
görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar.
Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar. 7/179.
'Gerçek şu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere/cinlerin
şerrinden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklık ve azgınlığını
artırırlardı.' 72/6.
Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar
hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar. 25/44.
Sizi yeryüzünde halefler yapan O'dur. Nankörlük edenin nankörlüğü kendi
aleyhinedir. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında öfkeden başka bir şey artırmaz.
Kâfirlerin küfrü hüsran ve yıkımdan başka bir şey artırmaz. 35/39.
Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık! Ama âhiret, dereceler bakımından elbette
daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir. 17/21.
Sonra onların ardından yeryüzünde sizi halefler kıldık ki, nasıl iş
yapacağınızı görelim. 10/14.
Eğer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle
tartışmaya devam edeceklerdir. Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları
işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, 'Yemin olsun ben cehennemi, tümden
insanlar ve cinlerle dolduracağım!' sözü tamamlanacaktır. 11/118-119.
O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O'nun arşı da su üzerinde
idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu
belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, 'Kuşkusuz, sizler ölümden sonra
diriltileceksiniz!' dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler:
'Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.' 11/7.
Sizi yeryüzünde öncekilere halefler yapan O'dur. Verdiği nimetlerle sizi
denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiştir. Rabbin ceza
verdiğinde çok süratli verir. Ama O, gerçekten çok affedici, çok merhametlidir.
6/165.
Öğütlenmeye çağırıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine
açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir
sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler. 6/44.
Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihana çektik ki, şunu
söylesinler: 'Allah aramızdan şunlara mı lütufta bulundu?' Allah şükredenleri
daha iyi bilmiyor mu? 6/53.
İnsana bir zorluk/zarar dokunduğunda bize yalvarır yakarır; sonra ona bizden
bir nimet lütfettiğimizde şöyle der: 'Bu bir ilim sayesinde verildi bana!'. Hayır,
öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar. Onlardan öncekiler
de bunu söylemişlerdi ama kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir yarar
sağlamamıştı. 39/49-50.
İşte böyle! Rabbinin, nankörlüğe sapanlar hakkındaki, 'onlar ateş yâranıdır'
sözü tam gerçekleşti. 40/6.
Ve Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Ta ki her benlik, kazancının
karşılığıyla, hiç kimse zulme uğratılmaksızın, yüz yüze getirilsin. 45/22.
Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri / benim için iş yapıp değer
üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım. 51/56.
İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan ümmetleri içinde,
üzerlerine azap hak olanlardır. Hiç kuşkusuz onlar, hüsrana uğrayanlardır.
46/18.
Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir süs yaptık ki, insanları, içlerinden hangisi
amel yönünden daha güzeldir diye imtihan edelim. 18/7.
Allah, gökten bir su indirdi de onunla, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi.
Kuşkusuz, bunda kulak verip dinleyen bir topluluk için mutlaka bir mucize
vardır. Hayvanlarda da sizin için kesin bir ibret vardır. Size onların
karınlarından, fışkı ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin
boğazlarından kayar gider. Hurmalıkların meyvelerinden, üzümlerden de sarhoş
edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten
bir topluluk için kesin bir mucize vardır. Rabbin, balarısına şöyle vahyetti:
'Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da...'
'Sonra, meyvelerin her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul.'
Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için
onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize
var. 16/65-69.
Allah dileseydi, elbette ki sizi bir tek ümmet yapardı. Ama O, dilediğini
saptırıyor, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden
mutlaka sorgu-suale çekileceksiniz. 16/93.
Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile
de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. 21/35.
Buyurdu: 'Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız.' 'Sizi, boş yere
yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?' 23/114-115.
Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere
ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Azîz'dir O, Gafûr'dur. 67/2.
O gün insan, uğrunda gayret sarf ettiği şeyi hatırlar. 79/35.
Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını
ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar! Yemin olsun ki biz, onlardan
öncekileri de fitne yoluyla denemişizdir. Allah, özüyle sözü bir olanları
elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir. Yoksa o
kötülükleri sergileyenler bizi geçeceklerini mi sandılar! Ne kötü hüküm
veriyorlar! Allah'a kavuşmayı umanlara gelince, şu bir gerçek ki, Allah'ın
belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, Semî'dir, Alîm'dir. Ve kim didinir,
gayret sarfederse hiç kuşkusuz kendi benliği lehine gayret sarfetmiş olur.
Gerçek olan şu ki, Allah, âlemlere muhtaç olmaktan uzak, mutlak bir Ganî'dir.
29/1-6.
İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?
Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz
onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık. Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya
şükredici olur ya nankör. 76/1-3.
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme
türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. Onlara bir
ıstırap gelip çattığında şöyle derler: 'Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp
gideceğiz.' 2/155-156.
Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah'a
gelince, büyük ödül O'nun katındadır. 8/28.
Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin
olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da
incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve
oluşların en zorlularındandır. 3/186.
Biz, peygamberlerden mîsaklarını almıştık. Senden de mîsak aldık. Nûh'tan,
İbrahim'den, Mûsa'dan, Meryem oğlu İsa'dan, bunların hepsinden kuvvetli bir
sözleşmeyle mîsak aldık; 33/7.
Ey inananlar! Mallarınızı aranızda bâtıl bir yolla / tutarsız bahanelerle
yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi
canlarınıza kıymayın / intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok
merhametlidir. 4/29.
Yemin olsun, içinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye
kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız.
47/31.
Görmez misin ki Allah, göklerde olanları da yeryüzünde olanları da bilir. Üç
kişi, aralarında fısıldaşmaya görsün, dördüncüleri O'dur; beş kişi fısıldaşmaya
görsün altıncıları O'dur. Bundan az da olsalar çok da olsalar, O mutlaka
onlarla beraberdir; nerede bulunurlarsa bulunsunlar. Sonra onlara, yapıp
ettiklerini kıyamet günü haber verecektir. Allah her şeyi bilmektedir. 58/7.
Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla
tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah
katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır.
Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. 49/13.
Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah'a
gelince, onun katında büyük bir ödül vardır. 64/15.
O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik
kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O,
nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, işleyip üretmekte
olduklarınızı en iyi şekilde görmektedir. 57/4. MKA.
2/155*****: Din: İnsanın
Yaratılış Amacı- Deneme (Sınav): Açlık. Bak: 9/120; 16/112; 20/118;
88/7; 106/4.
2/155*****: AÇLIK:
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme
türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. 2/155.
Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevî Araplara, Allah resulünden geri
kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü
Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kâfirleri
öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir başarı
kazanmaları durumunda kendileri için, barışa yönelik iyi bir amel mutlaka
yazılacaktır. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez. 9/120.
Allah, şu ülkeyi / medeniyeti de örnek vermiştir: Güvenli, mutlu, huzurlu idi;
rızkı her yandan bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetlerine nankörlük
ettiler de Allah kendilerine, sanayi olarak ürettikleri şeyler yüzünden açlık
ve korku elbisesini / birlikteliğini / karmaşasını tattırdı. 16/112.
'Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman.' 20/118.
Ne semirtir ne açlıktan kurtarır. 88/7.
O ki, onları doyurup kurtardı açlıktan ve kendilerini güvene çıkardı korkudan.
106/4. MKA.
*2/155: Dünyadaki
sınav, her koşul altında SADECE Tanrı'ya kulluk edeceğimizi kanıtlamak için
düzenlenmiştir. (29/2 = İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine
bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar! )
Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.
********************************************************
ALLAH’A İBADET / KULLUK
2/21*: KAVRAM OLARAK, İBADET, ALLAH'A KULLUK:
2/21**: BORÇ, ALLAH'A KULLUK BORCU
2/21***: RAHMET, ALLAH'A KULLUK / İBADETTE:
İBADET KAVRAMINI DOĞRU ÖĞRENELİM!
İBADETLERİ ŞİRKE DÖNÜŞTÜREN BELA: RİYA
Bu yazı RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ 2 BAKARA SURESİ E KİTAP (MKA); 21. AYET DİP NOTLARINDAN ALINTI YAPILARAK HAZIRLANMIŞTIR. – M. Kemal Adal
Allah'a Kulluk: 2/21
Y.N. Öztürk
Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize ibadet edin ki, korunabilesiniz.
M. Esed
Ey insanlar! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki, O'na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.
Dipnot: 2/21*: Kavram Olarak, İbadet. Allah'a Kulluk. [Allah'a kulluk / ibadet, Allah için iş yapıp değer üretmektir (MKA)]. Bak: 17/22-23; 19/65; 22/78; 25/17-19; 29/6; 39/2-3; 40/14, 60; 51/56; 73/20. (+1/5)
2/21*: KAVRAM OLARAK, İBADET, ALLAH'A KULLUK:
Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın! Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 73/20.
Onları ve Allah dışındaki taptıklarını haşredeceği gün şöyle sorar: 'Şu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yoldan çıktılar?' Derler ki: 'Tespih ederiz seni; seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, zikiri / Kur'an'ı unuttular ve helâke giden bir topluluk oldular.' İşte haklarında söz söyledikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne azabı savabilirsiniz ne de yardımcı olabilirsiniz. Zulmedenlerinize zorlu bir azap tattıracağız. 25/17-19.
Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir o. O'na kulluk / ibadet et ve O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaş olacak birini biliyor musun? 19/65.
Allah'ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın. Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk / ibadet etmeyin, anaya babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara 'Öf!' bile deme; onları azarlama, onlara tatlı, iltifatlı söz söyle. 17/22-23.
Emin ol, bu Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah'a özgüleyerek O'na kulluk/ibadet et! Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'ndan başkasını veliler edinerek, 'biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.' diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz. 39/2-3.
Kâfirler hoşlanmasa da siz, dini yalnız O'na özgüleyerek, Allah'a dua edin! 40/14.
Rabbiniz buyurmuştur ki: Dua edin bana, cevap vereyim size! Kibre saparak bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir. 40/60.
Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize ibadet edin ki, korunabilesiniz. 2/21.
Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da 'Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar' diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O! 22/78.
Ve kim didinir, gayret sarfederse hiç kuşkusuz kendi benliği lehine gayret sarfetmiş olur. Gerçek olan şu ki, Allah, âlemlere muhtaç olmaktan uzak, mutlak bir Ganî'dir. 29/6.
Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri / benim için iş yapıp değer üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım. 51/56.
+Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. 1/5.MKA.
2/21**: İbadet / Allah'a Kulluk: + Toplumsal Düzen: İktisat: Ticaret: Borç: Allah'a Kulluk Borcu (Tövbe ile Allah'a yönelmek ve teslimiyet). Bak: 2/37, 54, 128, 160; 3/128; 4/16, 27, 64, 92; 5/39; 7/149, 174; 9/104, 118; 20/122; 24/10; 42/13; 43/28; 49/12; 87/14; 90/4; 91/9, 110/3.
2/21**: BORÇ, ALLAH'A KULLUK BORCU
Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize ibadet edin ki, korunabilesiniz. 2/21.
Bunun üzerine Âdem, Rabb'inden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar. 2/37.
Hani Mûsa, toplumuna demişti ki: 'Ey toplumum, buzağıyı tanrı edinmenizle öz benliklerinize zulmettiniz. Hadi, yaratıcınıza, Bâri'nize tövbe edin; egolarınızı öldürün. Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir; O sizin tövbelerinizi kabul eder. Hiç kuşkusuz O, evet O, tövbeleri çok kabul edendir, rahmeti sonsuz olandır.' 2/54.
'Rabb'imiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et. Sen, evet sen, Tevvâb'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm'sin, rahmetini cömertçe yayarsın.' 2/128.
Tövbe edip hallerini düzeltenlerle gerçeği açıklayanlar müstesna. İşte böylelerinin tövbesini kabul ederim. Doğrusu ben tövbeleri çok çok kabul edenim, rahmeti sınırsız olanım. 2/160.
İş ve hüküm konusunda sana düşen bir şey yoktur. Allah ya tövbelerini kabul ederek onları bağışlar yahut da zalim oldukları için onlara azap eder. 3/128.
Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb'dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm'dir, merhametine sınır yoktur. 4/16.
Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler. 4/27.
Biz hiçbir resulü, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah'ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahîm olarak bulacaklardı. 4/64.
Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Vârislerin, diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda, öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkân bulamayan, Allah'a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur. 4/92.
Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. 5/39.
Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: 'Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız.' 7/149.
Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler. 7/174.
Bilmediler mi ki, Allah'tır kullarından o tövbeyi kabul eden, o sadakaları alan. Ve Allah'tır, O Tevvâb, O Rahîm... 9/104.
Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır. 9/118.
Sonra, Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doğruya kılavuzladı. 20/122.
Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı neylerdiniz! Ve hiç kuşku yok Allah Tevvâb'dır, Hakîm'dir. 24/10.
Sizin için, dinden, Nûh'a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: 'Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!' Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir. 42/13.
O, sözünü, kendinden sonra yaşayacak bir mesaj yaptı ki, insanlar hakka dönebilsinler. 43/28.
Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah'tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır. 49/12.
Benliğini arındıran/zekât veren, kurtuluşa gerçekten ermiştir. 87/14.
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık. 90/4.
Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur. 91/9.
Tespih et Rabbini O'na Hamd ile! Ve O'ndan af dile! Çünkü O, Tevvâb'dır, günahları affeder sınırsız bir şekilde 110/3.MKA.
2/21***: İnsanın Kendisine ve Çevresine Karşı Ahlaki Sorumlulukları: İyi ve Övülen Tutum ve Davranışlar (Salih Ameller / İyi İşler/ İyi Eylemler): Genel Olarak İyilik ve Doğruluk: Rahmet: Allah'a kulluk / ibadette. Bak: 14/34; 16/18.
2/21***: RAHMET, ALLAH'A KULLUK / İBADETTE:
Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabb'inize ibadet edin ki, korunabilesiniz. 2/21.
Kendisinden istediğiniz her şeyden size bir parça verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz. Doğrusu şu ki insan, gerçekten çok zalim, çok nankördür. 14/34.
Allah'ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafûr ve Rahîm'dir. 16/18.MKA.
İBADET KAVRAMINI DOĞRU ÖĞRENELİM!
Yaratanla yaratılanın diyalogu, yukarıdan aşağı, yani Allah'tan insana doğru olan şekliyle vahiydir.
Diyalogu aşağıdan yukarı, bir başka deyimle insandan Allah'a doğru düşündüğümüzde, karşımıza ibadet veya dua diye andığımız faaliyet çıkıyor. Nereden bakarsanız bakın, ibadet edenle ibadet edilen (âbidle mâbud), bir daire üzerinde, bir noktada kucaklaşacaktır. Esas olan da bu kucaklaşmadır.
Bu nokta, Japon profesör Toshihiko İzutsu tarafından, 'Kur'an'da Allah ve İnsan' adlı eserde çok güzel incelenmiştir.
Kur'an'ın ibadet anlayışı meselesinde düzeltilmesi gereken çok ciddi ve tarihsel bir hata vardır.
Kur'an'daki ibadet, ubûdiyet (kulluk), âbid (ibadet eden), abd (kul) kelimelerini geleneksel kabule uygun olarak 'kulluk' eksenli sözcüklerle Türkçeleştirmeyi sürdürmekteyiz. Bu tümden yanlış değildir ama işin yarısıdır.
Gerçeğin bir diğer yarısı, ibadet sözcüğünün etimolojisinde saklıdır.
İbadet sözcüğünün semitik menşei İbranice'deki 'aboda' dır. Aboda iş yapmak, değer üretmek, birisi adına çalışmak demektir. Bu durumda Kur'an'daki ibadetin esas anlamı, iş yapmak, değer üretmek olur. Abd veya âbid bu işi yapan kişidir.İbadetin bu anlamı Kur'an'daki amel (iş yapmak, değer üretmek) kavramıyla birlikte düşünüldüğünde iyice yerine oturmaktadır.
İnsan, sürekli amele yani iş ve üretime çağrılmakta, ölümsüzlüğün temel şartı olarak amel gösterilmektedir. Dahası, Kur'an, mensuplarına 'Allah'ın yardımcısı olun' (Saff, 14) emrini vermekte ve 'Allah, kendisine yardım edene elbette yardım edecektir' (Hac, 40) demektedir.
Tüm bunlar üst üste konduğunda Allah'a kul olmak sürekli amel yani sürekli iş ve üretim olarak karşımıza çıkar. Şimdi, insanların ve cinlerin yaratılma amaçlarını gösteren temel ayete bir göz atalım:
'Ben cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri dışında bir şey için yaratmadım.' (Zâriyât, 56 )
Arapça karşılıkla, ibadet sözcüğünün esas kaynağındaki aboda karşılığını birleştirirsek bu ayetin bizim için sonuç anlamı şu olur:
'Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri / benim için iş yapıp değer üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım.'(Zâriyât, 56
Kur'an'daki ibadet ve ubûdiyet öyle sanıldığı gibi basit bir kölelik ve köleleşme değildir; hür ve atılgan bir benliğin Yaratıcı ile bütünleşerek varlık ve oluş bünyesinde faal bir rol almasının ifadeye konuluşudur. Böyle olunca, ibadet belirli bir mekâna hapsolup tespih çekmek veya irade ve düşünceyi tabularla prangalayıp uyuşmak değil, tüm yeryüzünü bir mabede dönüştürerek insanlığın hayrına ve hayatın tekâmülüne hizmet amacıyla sürekli değer üretmektir.
Bunun Kur'ansal ve ilkesel sonucu şudur:
Tüm yeryüzü mabet, tüm meşru fiiller ibadettir.
İbadetin Kur'ansal ruhu, ölümsüzlüğü yakalamak için sürekli iş yapıp değer üretmenin kutsallaştırılmasıdır.
İBADETLERİ ŞİRKE DÖNÜŞTÜREN BELA: RİYA
Müfessirler (Kur'an'ı yorumlayan bilginler), ibadetin üç derecesinden söz ederler:
Bu derecelerin en basitinde bile riya, yani Tanrı'dan başkalarına ibadet ettiğini gösterme düşüncesi olmamalıdır. Aksi takdirde, şekliyle ibadet adını alan davranış, hakikati bakımından şirk yani Allah'a ortak koşmak olacak ve Mâûn suresinin açık beyanıyla, yapanın lanetlenmesinden başka bir işe yaramayacaktır. İş buraya geldiğinde dehşet verici bir tablo ile karşılaşıyoruz:
Şunu asla unutamayız, unutturamayız: Namaz kılmayanları lanetlemeyen Kur'an, namazında Tanrı rızası dışında bir şey bekleyenleri veya namazı birtakım çıkarlara araç yapanları lanetlemekte, hatta dini inkârla itham etmektedir.
Kıldıkları namazlar sadece lanet vesilesi olanların kimlikleri ve belirtileri hakkında ayrıntılar için bizim 'Mâûn Suresi Böyle Buyurdu' adlı eserimiz okunmalıdır05 Mayıs 2013, Yaşar Nuri Öztürk
http://www.yurtgazetesi.com.tr/ibadet-kavramini-dogru-ogrenelim-makale,4324.html
RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder