SÜNNETULLAH, DİNDE ZORLAMA YOKTUR:
İNANÇ VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ:
TEBLİĞDE YÖNTEM:
ŞİRKİ REDDETMEK, TANIMAMAK:
İKRAH:
TAĞUT:
TÂGUT
NEDİR, KİMDİR?
*2/256: DİNDE ZORLAMA YOKTUR. KURAN ULUS DEVLET VE / VEYA FEDERAL
DEVLET YAPISI İÇİNDE LAİK SİSTEM ÖNGÖRÜR.
2/256 Kuran defalarca dinde
zorlama olmadığını ilan etmesine rağmen Hadis ve Sünnet izleyicileri, Kuran'a
aykırı olarak despot bir şeriat icat etmişler ve yüzyıllarca insanları baskı
altında tutmuşlardır. Kuran, dinde zorlamayı reddederek federal bir laik sistem
öngörür (Ulus Devlet Yapısı içinde de,
zorlamanın olmadığı Laik sistem uygulaması, Kur'an Mesajına uyan bir sistemdir
-MKA) Bak: (5/43-48).
*5/43: PEYGAMBERİN DİNİ KONULARDA YASAMA YETKİSİ YOKTUR. DEVLET BAŞKANI
SIFATIYLA YARGI VE YÜRÜTME VARDIR.
* 5/43 Peygamberin şari (yasa
koyucu) olduğunu ileri sürenler için, bu ayet tek başına bir cevaptır. Muhammed
Peygamber hayattayken bile yasa kaynağı olarak ona danışmak isteyen Yahudiler
kınanıyor ve Tanrı'nın hükümlerini içeren Tevrat ellerinde bulunurken nasıl
olur da Muhammed Peygambere danıştıkları eleştiriliyor.
*5/44 Tevrat, Musa'ya verilen
kitabın özel ismi olarak bilinmektedir. Ne var ki bu yaygın anlayış yanlış
olabilir. Kuran hiç bir yerde Musa'ya Tevrat verildiğini bildirmemektedir.
Kuran'da 18 kere geçen Tevrat kelimesi, İncil'den önce Yahudi peygamberlerine
verilen kırkı aşkın kitap koleksiyonuna verilen addır. Musa'ya verilen kitabın
özel ismi zikredilmemiş ancak 'Furkan', 'İmam', 'Rahmet', 'Nur', 'Hüda' gibi
sıfatlarla tanımlanmıştır.
*6/110: ALLAH'IN DİLEMESİNDE SÜNNETULLAH: İNSANLARA VERİLEN SEÇME
ÖZGÜRLÜĞÜ (18/29) İLE İNSAN İLK KARARINI VERİR VE ALLAH BU DOĞRULTUDA ONA YOL
GÖSTERİR.
* 6/110 İnsanlara verilen seçme
özgürlüğü (18/29) ile insan ilk kararını verir ve Tanrı bu doğrultuda ona yol
gösterir. Kalbinin derinliğinde, Tanrı'nın mucizelerini inkâr etmeyi kararlaştırmış
olanlar, bilinçaltına yerleşen bu kişisel kararları yüzünden en büyük
mucizeleri de görseler kabul edemezler (7/146). Bu kişiler, Mucizeleri 'Efsane'
veya 'Göz boyama' olarak tanımlarlar (6/7, 25).
DÜŞÜNCE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA İNSANLAR SORUMLULUKLARI
KENDİLERİNE AİT OLMAK ÜZERE SEÇİM VE TERCİHLERİNDE SEBESTTİR.
*6/68 Tanrı, insanlara tam bir
düşünce ve inanç özgürlüğü vermiştir. Tanrı sözü ile alay edenlere bile şiddet
uygulanmaz. Tanrı'nın ayetleriyle alay edenlerin seviyesine düşmeden onları
aydınlatmaya çalışmalı.
M. Kemal Adal
2/256.
Y.N. Öztürk
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel
olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta
sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur.
Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde
bilendir.
M. Esed
Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış, birbirinden
ayrılmıştır: O halde, şeytani güçlere ve düzenlere (uymayı) reddedenler ve
Allah'a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede tutunmuşlardır:
Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
Dipnot: 2/256*: Din:
Fıtrat Dini İslam (Haniflik): + Toplumsal Düzen: Siyaset: Temel Hak ve
Özgürlükler: Din Hürriyeti: + İnsanın İman veya Küfrü Seçmesinde ve İnsan
Davranışlarının Oluşmasında, Allah'ın yol ve yasası: Sünnetullah: Dinde
zorlama yoktur. Bak: 2/272; 4/90; 6/104; 10/99; 18/29; 27/92; 28/56; 39/41;
41/40, 46; 50/45; 76/2-3; 91/7-10; 109/6.
2/256*: SÜNNETULLAH, DİNDE ZORLAMA YOKTUR:
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2/256.
Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine bir borç değildir. Tam aksine,
dilediğini / dileyeni iyiye ve güzele kılavuzlayan Allah'tır. Nimet ve imkândan
başkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah'ın
yüzünü arzulama dışında bir şey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiğiniz her
nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uğratılmazsınız.
2/272.
Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi
toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size
gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı,
onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle
savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için
bir yol vermemiştir. 4/90.
Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi
yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi
değilim. 6/104.
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal
böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10/99.
Ve de ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.'
Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı/duvarı/dumanı onları
çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi yüzleri pişiren
bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü sığınak/dayanak!
18/29.
'Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir.
Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!' 27/92.
Şu bir gerçek ki, sen istediğin kişiyi doğru yola iletemezsin. Ama Allah,
dilediğine kılavuzluk eder. Hidayete erecekleri O daha iyi bilir. 28/56.
Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim
doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur.
Sen onlar üzerine vekil değilsin. 39/41.
Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar.
Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi?
Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir. 41/40.
Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük
yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez. 41/46.
Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir
zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur'an'la öğüt
ver. 50/45.
Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz
onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık. Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya
şükredici olur ya nankör. 76/2-3.
Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene. Ardından da ona bozukluğunu ve
takvasını ilham edene ki, Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur.
Onu kirletip örtense kayba uğramıştır. 91/7-10.
De ki: 'Ey nankör kâfirler! Kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize. Siz de ibadet
etmezsiniz benim ibadet ettiğime. Kul değilim sizin taptığınıza, Ve ibadet
edenler değilsiniz benim ibadet ettiğime. Sizin dininiz size, benim dinim
bana!' 109/1-6.
MKA.
2/256**: Toplumsal Düzen:
Siyaset: Temel Hak ve Özgürlükler: İnanç ve Düşünce Özgürlüğü. Bak: 10/99; 88/21-22.
2/256**: İNANÇ VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal
böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10/99.
Artık uyar / düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı / düşündürücüsün. Üzerlerine
musallat bir despot değilsin. 88/21-22.
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2/256.
MKA.
2/256***: İtikat:
Peygamberlik: Tebliğ: Tebliğde Yöntem. Bak: 3/159; 6/66-69, 108;
7/199; 10/99; 16/125; 20/44; 22/67-69; 23/96-98; 26/214-216; 29/46; 41/34-35;
88/21-22.
2/256***: TEBLİĞDE YÖNTEM:
Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir. 7/199.
'Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.'
20/44.
En yakın akraba ve hısımlarını uyar. Müminlerin sana uyanlarına kanadını indir.
Eğer sana isyan ederlerse şöyle de: 'Ben, sizin yapmakta olduklarınızdan
uzağım.' 26/214-216.
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal
böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10/99.
Onların Allah dışında dua ettiklerine/çağrıda bulunduklarına sövmeyin. Yoksa
onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah'a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi
bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara,
yapmakta olduklarını haber verecektir. 6/108.
O, hak olduğu halde senin toplumun onu yalanladı. De ki: 'Ben size vekil
değilim.' Her haberin gerçekleşeceği bir zaman/mekân vardır. Yakında
bileceksiniz. Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüğünde, onlar başka
bir söze dalıncaya değin onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa,
hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma. Allah'tan korkanlara
onların hesabından bir şey yoktur ama yine de bir hatırlatma olmalı. Belki
sakınırlar. 6/66-69.
Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavırla
sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak
bir dost gibi oluvermiştir. Böyle bir tavra, sabredenlerden başkası
ulaştırılmaz. Böyle bir tavra, büyük nasip sahibinden başkası ulaştırılmaz.
41/34-35.
Artık uyar / düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı / düşündürücüsün. Üzerlerine
musallat bir despot değilsin. 88/21-22.
Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse
o yolla mücadele et. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi
bilendir. Ve O, gerçeğe kılavuzlananları da en iyi bilendir. 16/125.
En güzel olan neyse onunla sav kötülüğü. Onların nasıl nitelendirme
yaptıklarını biz daha iyi biliriz. Ve de ki: 'Rabbim, şeytanların
dürtüklemelerinden sana sığınırım!' 'Onların, başıma üşüşmelerinden de sana
sığınırım Rabbim!' 23/96-98.
Ehl-i kitap'la, en güzel olan yöntem dışında bir yolla mücadele etmeyin!
Onların zulme sapanları müstesna. Şöyle deyin: 'Bize indirilene de size
indirilene de iman ettik; tanrımız ve tanrınız bir. Ve biz O'na teslim
olanlarız.' 29/46.
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2/256.
Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer
kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi.
O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla
şûraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan. Allah, tevekkül
edenleri sever. 3/159.
Her ümmet için biz, bir ibadet şekli / bir ibadet yeri belirledik; onlar, onu
izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler. Sen de Rabbine davet
et/dua et. Sen, elbette ki şaşırtmadan yol aldıran bir kılavuzun ardındasın.
Seninle mücadele ederlerse şöyle de: 'Yapmakta olduklarınızı Allah daha iyi
bilir.' Allah, tartışmakta olduğunuz konuda kıyamet günü aranızda hüküm
verecektir. 22/67-69.
MKA.
2/256****: İtikat: Batıl
İnançlar: Allah'a Eş Koşmak (Şirk): Şirk Koşmak İle İlgili Vahiy Haberleri /
Doğru Bilgiler: Şirki Reddetmek, Tanımamak. Bak: 3/64, 67, 95; 6/78-79,
161; 12/38, 108; 14/35; 16/120, 123; 18/16, 38, 19/82; 22/15; 23/59; 30/31;
31/13; 39/17; 40/66, 84; 43/26; 60/4.
2/256****: ŞİRKİ REDDETMEK, TANIMAMAK:
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2/256.
De ki: 'Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin:
'Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım.
Allah'ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.' Eğer yüz çevirirlerse şöyle
söyle: 'Tanık olun, biz müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız.' 3/64.
İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir
müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi. 3/67.
De ki: 'Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak
İbrahim'in milletine uyun! Müşriklerden değildi o.' 3/95.
Nihayet Güneş'in doğmakta olduğunu gördüğünde, 'Benim Rabbim bu, bu daha
büyük!' dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: 'Ortak koştuğunuz şeylerden
uzağım ben.' 'Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm.
Müşriklerden değilim ben.' 6/78-79.
De ki: 'Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf
olan İbrahim'in milletine. Müşriklerden değildi o.' 6/161.
'Ve atalarım İbrahim'in, İshak'ın, Yakub'un milletine uydum. Bizim herhangi bir
şeyi Allah'a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah'ın bize ve diğer
insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar.' 12/38.
De ki: 'İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basîret üzere çağırırım / dua
ederim. Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden değilim.'
12/108.
Bir zaman, İbrahim şöyle demişti: 'Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oğullarımı
putlara kulluktan uzak tut!' 14/35.
Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir hanîf olarak
Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi. 16/120.
Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak İbrahim'in milletine uy! O, müşriklerden
değildi. 16/123.
'Madem ki onlardan ve Allah dışındaki taptıklarınızdan yüz çevirip kenara
çekildiniz, hadi mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir nasip
yaysın ve işinizde size kolaylık ve başarı sağlasın.' 18/16.
'Lâkin o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.'
18/38.
Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve onların aleyhinde
düşman kesilecekler. 19/82.
Kim Allah'ın dünyada ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; bir sebeple
göğe uzansın, sonra öteki ilişkilerini kessin de bakıversin: Oyunu,
öfkelendirdiği şeyleri gerçekten giderecek mi? 22/15.
Onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar, 23/59.
O'na yönelmiş kişiler olarak O'ndan sakının! Namazı kılın ve sakın şirke sapanlardan
olmayın; 30/31.
Hani, Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: 'Oğulcuğum, Allah'a ortak
koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür.' 31/13.
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde var. Muştula
kullarıma! 39/17.
De ki: 'Ben, Rabbimden bana açık seçik ayetler gelince, sizin, Allah'ın
berisinden yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım. Ben, âlemlerin
Rabbi'ne teslim olmakla emrolundum.' 40/66.
Hışmımızı gördüklerinde, 'Allah'a, yalnızca O'na inandık, O'na ortak koştuğumuz
şeyleri inkâr ettik.' dediler. 40/84.
Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: 'Ben, sizin
taptıklarınızdan uzağım.' 43/26.
İbrahim'le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani,
onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: 'Biz sizden de Allah dışındaki kulluk
ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz
Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret
olacaktır.' Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: 'Senin için hep af
dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey
Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız
sanadır!' 60/4.
MKA.
2/256*****: İnanç, Tutum
ve Davranışa Göre İkrah. Bak:10/99.
2/256*****: İKRAH:
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur
o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 2/256.
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal
böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! 10/99.
MKA.
2/256******: İtikat: Batıl
İnançlar: Allah'a Eş Koşmak (Şirk): Putlar: Tağut. Bak: 2/256-257; 4/51, 60, 76;
5/60; 16/36; 39/17-18.
2/256******: TAĞUT:
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde var. Muştula
kullarıma! Onlar ki, sözü dinler de en güzeline uyarlar. İşte bunlardır,
Allah'ın kılavuzladıkları; işte bunlardır, akıl ve gönül sahipleri. 39/17-18.
Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: 'Allah'a
kulluk/ibadet edin, tağuttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk
etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da
yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün. 16/36.
Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve
sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. Allah, iman
sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre
sapanlara gelince, onların dostları tağuttur ki, kendilerini nurdan
karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada sürekli
kalacaklardır onlar. 2/256-257.
Görmedin mi şu kendilerine Kitap'tan bir pay verilmiş olanları? Puta, tâğuta
inanıyorlar; küfre batmışlar için, 'Bunlar inananlardan daha doğru yoldadır!'
diyorlar. 4/51.
Şunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de
inandıklarını sanarken, inkâr etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem
yapmak istiyorlar. Zaten şeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem
hale getirmek istiyor. 4/60.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; küfre sapanlarsa tağut yolunda
savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın
tuzağı çok zayıftır. 4/76.
De ki: 'Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi?
Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden
maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından
daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar.' 5/60.
MKA.
TÂGUT NEDİR, KİMDİR?
Tâgut, hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişiye ve her
güce veya Allah'tan başka tanrı edinilen şeylere verilen addır.
Azgın ve sapkın olması sebebiyle şeytana da tâgut denilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de tâgut kelimesi insanlar tarafından ilâh edinilmiş bütün bâtıl
tanrıları; insanların Allah Teâlâ'ya isyan etmelerine sebep olan, görünür ve
görünmez varlıkları; insanlık tarihi boyunca hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterme
gayretkeşliğini yansıtan, bütün küfür ve ilhâd faaliyetlerini ifade eden bir
terim olarak kullanılır.
Kur'ân-ı Kerîm'de -birinde cibt lafzıyla birlikte olmak üzere- sekiz yerde
geçen bu kelimenin, tevhid akidesinin insanlar
tarafından benimsenmesine engel olan insan, şeytan, kâhin ve sihirbazların
hepsini; Allah Teâlâ dışında insanlarca mâbud edinilmiş bâtıl tanrıların
tamamını, gerçek mabuda karşı kulluk görevlerini yerine getirmeyi engelleyen
düşünce sistemlerini ve faktörleri İfade ettiği müfessirlerce kaydedilmiştir
Ali Bardakoğlu, 'Tâgut', İFAV Ans., IV, 225; bu konuda bilgi için bk. Elmalık,
II, 869
*2/256: DİNDE ZORLAMA
YOKTUR. KURAN ULUS DEVLET VE / VEYA FEDERAL DEVLET YAPISI İÇİNDE LAİK SİSTEM
ÖNGÖRÜR.
2/256: 'Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan,
çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt
dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup
parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.'
2/256 Kuran defalarca dinde
zorlama olmadığını ilan etmesine rağmen Hadis ve Sünnet izleyicileri, Kuran'a
aykırı olarak despot bir şeriat icat etmişler ve yüzyıllarca insanları baskı
altında tutmuşlardır. Kuran, dinde zorlamayı reddederek federal bir laik sistem
öngörür (Ulus
Devlet Yapısı içinde de, zorlamanın olmadığı Laik sistem uygulaması, Kur'an
Mesajına uyan bir sistemdir -MKA) Bak: (5/43-48).
Nitekim Kuran'dan başka bir kaynak kabul etmeyen
Muhammed peygamberin (6/114 = Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir
halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap
verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın
kuşkuya düşenlerden olma) kurucu lideri olduğu Medine
Site devleti, farklı dinleri ve yasaları izleyen gruplara özerk bölgeler
vererek federal laik bir düzenin örneğini oluşturdu. Kuran'ı anayasa olarak
kabul eden müslümanlar ile diğer yasaları izleyenler arasındaki ilişkiler
aralarında imzalanan ortak bir yasaya göre belirlenir. Bak 10/99; 1/:29;
88/21, 22.
10/99: 'Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman
ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!'
18/29: 'Ve de ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr
etsin.' Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı / duvarı /
dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi
yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü
sığınak / dayanak!'
88/21-22: 'Artık uyar / düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı / düşündürücüsün.+
Üzerlerine musallat bir despot değilsin.'
*5/43: PEYGAMBERİN
DİNİ KONULARDA YASAMA YETKİSİ YOKTUR. DEVLET BAŞKANI SIFATIYLA YARGI VE YÜRÜTME
VARDIR.
5/43: 'İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında
iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar? Daha sonra da verilen
hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kişiler değillerdir.'
* 5/43 Peygamberin şari (yasa
koyucu) olduğunu ileri sürenler için, bu ayet tek başına bir cevaptır. Muhammed
Peygamber hayattayken bile yasa kaynağı olarak ona danışmak isteyen Yahudiler
kınanıyor ve Tanrı'nın hükümlerini içeren Tevrat ellerinde bulunurken nasıl
olur da Muhammed Peygambere danıştıkları eleştiriliyor.
Muhammed Peygamber döneminde yaşayan Müslümanlar,
ellerinde Tanrı'nın hükümlerini içeren Kuran dururken böyle bir inkârcılık ve
cehalet örneği göstermediler. Nitekim
6/114 (=Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın
dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden
hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.);
98/5 (=Oysa ki onlara, dini yalnız O'na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler
halinde sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri
emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.) ve daha nice ayetler dinin kaynağının sadece Tanrı'ya ait
olduğunu bildirir.
Ancak, konu dini hüküm ve kural ortaya koymak değil de,
müslümanların günlük işlerindeki anlaşmazlıkları olunca o zaman müslümanlar
seçtikleri kişilere ve kurumlara danışmak zorundadır.
Muhammed hayattayken Medine Site devletinin seçilmiş
lideri olduğu için önemli anlaşmazlıklarda kendisinin hakem yapılması
gerekirdi.
Bak:
4/60 (=Şunları görmedin mi? Kendilerinin,
sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanırken, inkâr
etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten şeytan
da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor). Kısacası,
dini konularda yasama yetkisi sadece Tanrı'ya ait olup, yargı ve yürütme
yetkileri ise müslümanların seçtikleri kişilere bırakılmıştır.
5/44: 'Biz indirdik Tevrat'ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var.
Allah'a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı.
Kendini Rabb'e adayanlarla ilim ve hikmette derinleşmiş olanlar da Allah'ın
Kitabı'ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah'ın
Kitabı'na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi
basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler,
kâfirlerin ta kendileridir.'
*5/44 Tevrat, İncil'den önce Yahudi peygamberlerine
verilen kırkı aşkın kitabın ortak adıdır. Kuran'da Musa'ya verilen kitabın özel
ismi olarak 'Tevrat' zikredilmemiştir.
*5/44 Tevrat, Musa'ya verilen
kitabın özel ismi olarak bilinmektedir. Ne var ki bu yaygın anlayış yanlış
olabilir. Kuran hiç bir yerde Musa'ya Tevrat verildiğini bildirmemektedir.
Kuran'da 18 kere geçen Tevrat kelimesi, İncil'den önce Yahudi peygamberlerine
verilen kırkı aşkın kitap koleksiyonuna verilen addır. Musa'ya verilen kitabın
özel ismi zikredilmemiş ancak 'Furkan', 'İmam', 'Rahmet', 'Nur', 'Hüda' gibi
sıfatlarla tanımlanmıştır.
5/45: 'O Kitap'ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna
burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası
bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah'ın
indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.'
5/46: 'Ardından o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı gönderdik.
Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık
vardı onda. Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele
kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.'
5/47: 'İncil bağlıları Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah'ın
indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir.
5/48: 'Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı
tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde
onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp
onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem
belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş
olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda
yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin
esasını bildirecektir.'
*6/110: ALLAH'IN
DİLEMESİNDE SÜNNETULLAH: İNSANLARA VERİLEN SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ (18/29) İLE İNSAN
İLK KARARINI VERİR VE ALLAH BU DOĞRULTUDA ONA YOL GÖSTERİR.
* 6/110 İnsanlara verilen
seçme özgürlüğü (18/29) ile insan ilk kararını verir ve Tanrı bu doğrultuda ona
yol gösterir. Kalbinin derinliğinde, Tanrı'nın mucizelerini inkâr etmeyi kararlaştırmış
olanlar, bilinçaltına yerleşen bu kişisel kararları yüzünden en büyük
mucizeleri de görseler kabul edemezler (7/146). Bu kişiler, Mucizeleri 'Efsane'
veya 'Göz boyama' olarak tanımlarlar (6/7, 25).
6/110: 'Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna
iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne
bocalar dururlar.'
18/29: 'Ve de ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr
etsin.' Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı / duvarı /
dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi
yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü
sığınak / dayanak!'
7/146: 'Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak
tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu
görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler.
Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız
kaldılar.'
6/7: 'Eğer biz sana parşömen üzerine yazılı bir kitap göndermiş olsaydık, onlar
da ona elleriyle dokunmuş olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuşkusuz şöyle
deyivereceklerdi: 'Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir.'
6/25: İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları
için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm
mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek
söyle derler küfre sapanlar: 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey
değildir.'
Bilgisayar yoluyla 'random dots' metoduyla oluşturulan
üç boyutlu stereogramları görmek nasıl ki belli koşullara bağlıdır Allah'ın
ayetlerine tanık olmak da belli koşullara bağlıdır.
Karmaşık noktalar gibi görünen üç boyutlu bir resme uygun
mesafeden veya açıdan bakmayan veya iki gözünü açık tutmayan, görmek için bir
süre dikkatini yoğunlaştırmayan bir kişi nasıl ki kendisini üç boyutlu bir
resme kör ederse ve resmi oluşturan noktaları rastlantı ve alakasız görürse
aynı şekilde Tanrı'nın işaretlerine tanık olmak da belli koşullara bağlıdır.
Allah'ın doğadaki ve/veya kitabındaki ayetlere/delillere
art niyetle bakanlar, daha doğrusu art niyetlerinden dolayı Allah'ın ayetlerini
gereği gibi değerlendirmeyenler de kendilerini o ayetlere kör olmaya mahkûm
ederler.
DÜŞÜNCE VE İNANÇ
ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA İNSANLAR SORUMLULUKLARI KENDİLERİNE AİT OLMAK ÜZERE SEÇİM
VE TERCİHLERİNDE SEBESTTİR.
10/99 : 'Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman
ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!
18/29: 'Ve de ki: 'Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr
etsin.' Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı / duvarı /
dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi
yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü
sığınak / dayanak!'
88/21-22: 'Artık uyar / düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı / düşündürücüsün.+
Üzerlerine musallat bir despot değilsin.'
*6/68 Tanrı, insanlara tam bir
düşünce ve inanç özgürlüğü vermiştir. Tanrı sözü ile alay edenlere bile şiddet
uygulanmaz. Tanrı'nın ayetleriyle alay edenlerin seviyesine düşmeden onları
aydınlatmaya çalışmalı.
6/68 = Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüğünde, onlar başka bir
söze dalıncaya değin onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa,
hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma.
Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.
RESUL KUR'AN'IN KUR'AN MESAJLARI - M. Kemal Adal
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder