İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

10 Ocak 2016 Pazar

ATATÜRKÇÜ BAKIŞ AÇISINDAN BİR OTOKONTROL (ÖZ DENETİM) VE ÖZ ELEŞTİRİ



Hepimizin geçmiş yaşamımıza bağlı olarak edindiğimiz tecrübeler  ve  bu tecrübelerden çıkardığımız sonuçlar,  aldığımız dersler farklıdır.

Başkalarının  tecrübelerinden ve sonuçta benimsediği değer yargılarından haberdar olmak ve (aynı değer yargısını kabul etsin veya etmesin) kendisine gelen bu bilgileri, kendi aklı ve iradesiyle özgürce  değerlendirebilen her kişi için yeni bir kazanımdır. 

Farklı yaşamların deney ve gözlemlerinden  süzülerek,  paylaşıma sunulan bu farklı "çıkarımlar" (özümlenmiş sonuçlar), herkes tarafından kabul edilmesi ve  uyulması mecburi  olmayan fakat  yararlanılması ve kişisel tercihe bağlı olarak kıymetlendirilmesi gereken  değerlerdir.

Mümin ve Müslim olmak da, Atatürkçü düşünce sahibi olmak da kişisel seçim ve tercihlerdir.  Bu bağlamda, kişileri Mümin ve Müslim yapan Kuran’daki değerler ve Kuran’ın gösterdiği yol ile Atatürk’ ün  din hakkında savunduğu değerler ve gösterdiği yolun  örtüştüğü, ön yargısız yaptığım incelemeler sonucundaki tespitimdir. Aksi savı ileri sürenlerden düşüncesinde samimi olanların, ya Kuran'ı, ya Atatürkçü düşünceyi, ya da her ikisini de özümseyip anlamada, inceleme ve değerlendirme eksiklikleri olduğu kanısındayım.

İlham aldığımız Ata'mız, Elmalılı Hamdi Yazır'ın, Hak Dini Kur'an Dili (Kuran'ı Kerim'in Türkçe Tefsiri) ni yazması için, Diyanet İşleri Başkanlığı’na talimat vermiştir. Bunu yapmakla kendi koyduğu laiklik ilkesini çiğnememiştir. Tekke ve zaviyeleri kapatırken, Şeyhin-şıhın sözü yerine, Allah'ın sözünü orijinal kaynağından, anadilinde milletine ulaştırmayı amaçlamıştır.

Atatürk’ün bunları yaparken niyet ve maksadının, kendi kurduğu Cumhuriyeti şeriat kurallarıyla yönetmek olmadığı açıktır.

Din, tarih boyunca ve halen, her toplumda ve yurdumuzda, en fazla istismar edilen bir konu olup, çok değişik çıkar ve amaçlara göre saptırılıp, çarpıtılmıştır.

Maalesef bugün de, hem  Kuran öğretisini ve hem de Atatürkçü düşünceyi akademik / bilimsel anlamda anlayıp özümsemiş kişiler bile, bireysel seçim ve tercihlerini, bu ikisinde gösterilen doğru yolların dışında kalan farklı bir yolda yürümek üzere yaptıkları zaman, şu veya bu çıkarları için, asıl anlamını bildikleri Kuran gerçeklerini de, Atatürk ilkelerini de saptırıp çarpıtmaktadır.

Dini ve / veya herhangi bir düşünce sistemini yok saymanın veya resmen yasaklamanın hiçbir rejimde geçerli bir çözüm olmadığı, inanç ve düşünce özgürlüğünün gönüllerden sökülüp çıkarılmasının imkânsızlığı, ifade özgürlüğüne getirilen engellerin her hal ve şartta aşılabileceği, yıkılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ndeki uygulamaların  sonuçlarıyla kanıtlanmıştır.

Millî Mücadele'ye katılan Mustafa Kemal ve diğer Kuva-yı Milliye'ciler hakkında ölüm fetvasını yazan Mustafa Sabri ile onu onaylayan Şeyhülislam Dürrizade Abdullah gibilerin zihniyetine sahip kişilerle mücadele etmenin ve benzer zihniyetin hedef kitlesi olan sade vatandaşı  aydınlatmanın yolu, dini konularda  sessiz ve pasif durmak ve Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde dini konular hakkında gerçeklerden uzak, bilgisiz ve donanımsız kalmak olamaz.

Bu zihniyetle mücadele ve sade vatandaşın etkin olarak aydınlatılması,  Milli Mücadele'de Şeyhülislam Dürrizade'nin fetvasına karşı Ankara Fetvası'nı ilan eden ve 153 müftü tarafından imzalanarak dağıtılan fetva sebebiyle,  padişah imzasıyla Ankara Müftülüğü’nden alınıp, Divan- ı Harb-ı Örfi tarafından Kuva-yı Milliye'cilere katılmaktan ölüme mahkûm edilen, Mehmet Rıfat Börekçi gibi düşünen zihniyetin ortaya koyduğu çalışma ve eylemlerle,  benzer çabalarla olur.

Siyaset ve yaşam, boşluk kabul etmez. Boş bıraktığın konuyu bir başka görüş ve çıkar grubu kendi işine geldiği gibi doldurur.

Aydınların, halkı yönlendirme ve tecrübeleriyle örnek olma söylemiyle yola çıkan kişilerin, kişisel inançları ne olursa olsun, halkın inançlarını doğru olarak incelemedikleri, bilmedikleri ve bu inançların istismarına mani olmak amacıyla, doğru kaynaktan doğru olarak anlaşılmasına gayret sarf etmedikleri sürece,  söylemlerinin inandırıcılığı olamaz.

Bilginin getirdiği sorumluluklar vardır. Doğruyu bilenlerin susma hakkı yoktur.
 
Din, hiç kimsenin tekeline bırakılamayacak kadar toplumsal ve hiç kimsenin hiçbir maksatla üzerinde sulta (otorite) kurmasına izin verilemeyecek kadar  kişisel, hem sosyal hem de psikolojik, önemli bir olgudur ve inananlar için vazgeçilmez / vazgeçirtilemez  manevi (moral)  bir ihtiyaçtır.

Din ile devlet işlerini ayırmak adına, kişileri inançlarıyla baş başa bırakmakla yetinilmemelidir. İnanç sistemlerinin değerlerinin saptırılarak dinin siyaseten istismarı da, bu değerlerin kaynağındaki doğrular gösterilerek önlenmelidir.

Laiklik, İnancı ve dini ne olursa olsun, milletin her ferdine eşit yakınlıkta olarak, adaletle davranmaya da, onların her birinin manevi ihtiyaçlarını karşılamaya da,  her hangi bir inanç ve dinin mensubu olmaya da engel değildir.

Meydanı Atatürk düşmanlarına bırakmak istemeyen Atatürkçü  söylem sahipleri, Atatürkçü Düşünce sistemi içinde din ve dini konulara nasıl yaklaşmaları gerektiğini de, gecikmeksizin  tekrar düşünmek, “mizan”ı değerlendirerek, gidiş yönlerinin Atatürk’ün din hakkında gösterdiği istikamette olup olmadığını ve ilerleme hızlarını otokontrol (öz denetim) zorundadırlar.

“Laiklik ilkesi” nin Atatürk’ün niyet ve maksadı dışında algılanıp anlaşılması ve uygulanması, sade vatandaşları “Din simsarları” nın tezgâhına itmiştir. Bunu düzeltmek de Atatürkçülerin işidir.
  
Beşeri tedbirdeki kusur ilahi takdire yüklenemez. Eyleme dönüşmeyen pişmanlığın da faydası yeterli olmaz. 

Atatürk diyor ki:

 “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.” 1930 (1)

 

“Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.” (2)


“Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz” 1930 (3)

DİP NOTLAR:
(1) Özdeyişleriyle Atatürk, Genkur.  Atase. Bşk.lığı Yayınları, Ankara, 1981,  Sayfa 24
(2) Sadi Borak, Atatürk ve Din, 1962,  Sayfa 4 
(3) Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, Sayfa 116


"Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir." (4/85)

M. Kemal Adal

adalkemal1@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder