İŞLETİLEN AKLIN MEYVESİ: BİLİM
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
Emperyalizm
morfiniyle uyuşturulanlar aklı mahkûm ettikten sonra, bilimin katline
giriştiler.
Şimdilerde, ABD ve
AB’de bir yığın sözde ‘İslamcı akademisyen’, daha doğrusu ‘oryantalist
beslemesi aydın’ ‘bilimin İslamîleştirilmesi’ söylemini
yaygınlaştırmaktalar.
Şu aldanışa, şu zavallılığa
bakın! Birileri bilim üretecek, bunlar da onu ‘İslamîleştirecek’...
Bu emperyalizm hizmetkârları‚
İslamî akıl’dan da dem vuruyorlar. Aklı işleten
başkaları, İslamî akıldan söz eden bunlar...
Evrensel aklın
içi boşmuş; akıl İslamî akıl olmalıymış... Peki, neden bu içi boş aklı
kullanmayı size öneren emperyalist kodamanlar bunu kendileri kullanmıyor?
Sizi kendilerinden
çok mu düşünüyorlar dersiniz?
Kur’an’da, Peygamber öğretisinde, akıl ve bilimin İslamî ve
gayri İslamî türlerinden bahis var mı ? Böyle bir ayrım var mı ?
Bırakın böyle bir ayrımı, böyle bir ima var mı? Hayır ! Ama
akılla bir türlü barışamamış olan hurafe hamalları, bir yolunu bulup aklı
kötürümleştiriyorlar…
Son geveledikleri hezeyan,
işte, bu İslamî akıl bühtanı…
Hal bu iken, İslam dünyasında
uyanış koca bir hayal olmaz da ne olur?
AKIL PRANGALANINCA…
Özetleyelim: İslam dünyasında akıl sekiz yüzyıldan beri prangalandı.
Bunun sonucu bilimin çöküşü oldu.
Akıl işletilmediği için bilimsel üretim durdu. Bilimin
onur burcuna, tarikatçılığın ‘keramet’ safsataları oturtuldu. Sonuç elbette ki,
sadece hezimet olabilirdi. Ve aynen öyle oldu. Daha doğrusu Kur’an’ın dediği gibi oldu:
“İlimden nasipsizlerin kalpleri üzerine Allah işte böyle mühür
basıyor.” (Rum suresi, 59)
Hal böyle olunca, ‘ilhamî bilgi’
veya ‘kalp gözüyle elde edilen bilgi’ nasıl ve nereden elde edilecektir.
Mühürlenmiş kalbin ilham ve irfan üretmesi mümkün müdür.
İLİMSİZ DİN HİÇBİR İŞE YARAMAZ
Kur’an’ın mucize devrimlerinden biri
de şudur: Kur’an, ilim ve tabiat üstü bir gerçek
olan vahyi bile, özellikle yeryüzüne indiği andan itibaren ‘ilim’ diye
nitelemekte ve böylece, vahyin yeryüzüne inişinden itibaren ondan yararlanmak
isteyenlerin bunu ancak ilim sayesinde gerçekleştirebileceklerine dikkat
çekmektedir. Kur’an o
esrarlı üslûbuyla bu gerçeği şöyle ifadeye koyuyor:
“Eğer sen, ilimden nasibin sana geldikten sonra onların boş ve
iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman, kesinlikle zalimlerden olursun.”
(Bakara, 145. Ayrıca bk. Âli İmran, 19, 61; Ra’d, 37)
Peygamberlik aynı zamanda ‘ilimde genişlik ve üstünlük’
anlamı taşır. (Bakara, 247)
Peygamberler
vasıtasıyla gelen ayetleri anlamak da ilimde derinleşmiş olanların nasibidir.
Kur’an’ın yüzde doksanı aşan kısmını oluşturan müteşâbih (çok anlamlı, çok
boyutlu) ayetleri anlamak, Allah ile ilimde derinleşmiş olanların hakkı ve
yetkisi içindedir. İnsanlar arası ilişki ve
çekişmelerde de iki tanık güvenilir kılınmıştır: Tanrı, ilim sahipleri:
“Kitabı sana indiren O'dur. Onun ayetlerinden bir kısmı
muhkemlerdir ki; onlar kitabın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu
var ki, kalplerinde bir eğrilik bulunanlar, fitne aramak, onun teviline öncelik
tanımak için kitabın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini
ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, ‘Ona inandık,
hepsi Rabbimizin katındandır’ derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası
gereğince düşünemez.” (Âli İmran, 7)
13-03-2012 11:35
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder