DE Kİ; “ALLAH BANA YETER."
Bu yazı RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ 39-41. ZÜMER, MÜ'MİN
ve FUSSİLET SURELERİ E KİTAP (MKA); 39 / ZÜMER SURESİ / 1-4. AYETLER DİP
NOTLARINDAN KISALTIP ALINTI YAPILARAK HAZIRLANMIŞTIR. – M. Kemal Adal
KUR'AN’IN IŞIĞINDA,
ALLAH’A KULLUK,
ALLAH’A İÇTEN BAĞLILIK (İhlâs),
ALLAH’A EŞ KOŞMAK (ŞİRK),
ŞEFAAT,
“İNDİRİLEN DİN” ve “UYDURMA DİN“ (vahyîlik
ilkesi ve içtihat) ,
TARİKATLAR
İNCELEME VE DEĞERLENDİRMESİ
ZÜMER SURESİ
Genel Olarak Kur'an ve Hz. Peygambere İndirilişi:39/1-2
Y.N. Öztürk
Bu Kitap'ın indirilişi Aziz ve Hakim olan Allah'tandır.
M. Esed
Bu ilahi kelamın indirilişi, güç ve hikmet Sahibi olan Allah'tandır.


Y.N. Öztürk
Emin ol, bu Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah'a özgüleyerek O'na kulluk / ibadet et!
M. Esed
hakikati ortaya koyan bu vahyi sana indiren Biziz. Öyleyse içten bir inançla Allah'a bağlanarak yalnız O'na kulluk et!
Dipnot: *39/2: Din yalnız Allah'a
özgülenerek, O'na ibadet / kulluk edilir. Geleneksel ve zamanımızın
müşriklerine uyulmaz. İslam dininin
biricik kaynağı olan Kuran'ı terk eden Müslümanlar, dini Yalnız Tanrı'ya
özgüleyeceklerine, onu, tanrı + peygamber + sahabe + tabiin + mezhep müçtehitleri
+ mezhepte müçtehitler + eski âlimler + ve daha sonra gelen âlimciklerden ve
şeyhlerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din haline
dönüştürdüler. Bak: 2/139; 7/29; 16/52; 39/2, 11- 14; 40/14, 65; 98/5.








Edip Yüksel - MESAJ Kuran
Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

Y.N. Öztürk
Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'ndan başkasını veliler edinerek, "biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
M. Esed
Halis inancın yalnız Allah'a yönelmesi gerekmez mi? O'ndan başkasını dost ve koruyucu edinenler, "Biz bunlara sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!" (derler). Şüphesiz Allah, (Kıyamet Günü) onlar arasında (hakikatten saptıkları) her konuda mutlaka hüküm verecektir, çünkü Allah, (kendi kendine) yalan söyleyen ve inatla nankörlük yapan hiç kimseyi rahmetiyle doğru yola ulaştırmaz!
Dipnot: *39/3: Arı
duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır. Mekke müşrikleri ile İslam dinini bir
limitet veya anonim şirketi dinine çeviren günümüz müşrikleri arasında pek bir
fark yoktur. Peygamberin, evliyaların kendilerine şefaat (kesin kurtarış
sağlayabilme yetki ve gücü ile aracılık - MKA) edeceklerine inananlar, onları
Tanrı'ya eş koşmaktadırlar; itiraf etmeseler bile (6/23). Ayrıca bak: 2/48.


















*19/81: Şirk (19/81)
ve Şirk türleri: Kendini heykellere adamak (7/138) şirkin sadece bir türüdür.
Allah'ın isminin yanında başka isimleri anmaktan hoşlanmak (39/45), din
adamlarının Tanrı adına koyduğu din kurallarını izlemek (9/31; 42/21, 6/148),
peygamberlerin ve evliya olduğuna inanılan kimselerin şefaat ve yardımına
inanmak (2/48; 10/18), peygamberlerin hatasız olduğunu ileri sürmek (18/110)
gibi tavırlar da şirktir. Müşrik kafalar, şeytanın hipnozu altında
bulunduklarından Kuran'daki apaçık ayetlere rağmen kendilerinin hâlâ tek
Tanrıcı olduklarını sanırlar (6/23). Bak: 18/32-42. Dip Not Açıklaması.


















Edip Yüksel - MESAJ
Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.
**6/23: Şeytan'ın
riyaya sapmayan Allah'ın samimi kulları/müminler üzerinde, hiç bir sultası /
yaptırım gücü yoktur. Bak: 15/39-42. Ahirette, melekler ve putlaştırılan
erdemli kişiler, kendilerine olan tapınmaya rıza göstermediklerini ilan ederek,
kendilerine tapanları reddederler. Bak: 34/41; 19/82; 46/6.














Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır.

*2/48: KURANA GÖRE ŞEFAAT KAVRAMI VE İNSANLARIN
ŞEFAAT ALGISI / İNANCI.








şefaatçılarımızdır.' De onlara: 'Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?' Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından arınmıştır O.'































Edip Yüksel - MESAJ Kuran Çevirisi Dipnotlarından Alıntılanmıştır
ŞEFAAT NEDİR, KİM KİME
ŞEFAAT EDİYOR?
A.





B.

1.


2.

a)



b)


3.

(Tirmizî, Kıyamet 11; İbni Mace, Zühd, 37).


C.


D.


1.





2.






a)


(1 )




(2)


(3)




(4)


(5 )


(6)


b)



(1)




(2)


3.



a)

b)







c)


(1)


(2)


Allah'ın rahmet ettiği kimse müstesna. Allah Azîz'dir, Rahîm'dir.' (44/Duhan/41-42)
(3)



(4)




(5)


(6)


(7)


(8)


Sen onlar için ha af dilemişsin ha dilememişsin. Aleyhlerindeki sonuç aynı kalacaktır. Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü Allah, sapıklar topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.' (63/Münafikun/5-6)
(9)


d)





E.


1.


2.


3.





4.











F.

1.



2.







Gerçeği Allah Bilir.

M. Kemal Adal
adalkemal1@gmail.com
'İNDİRİLEN DİN' VE
'UYDURMA DİN'
Başlık, İslam düşünür ve aksiyoneri İbn Teymiye'nin
'münzel din ve müevvel-mübeddel din' deyim-lerinin bugünkü dile aktarılmış
şeklidir. Kelimelere bağlı kalırsak, deyimin tam karşılığı şu olur: 'Allah tarafından
vahyedilen din, insanların tevil ve uydurmalarıyla oluşmuş din.' Kısacası, gerçek din ve sahte din...
İbn Teymiye (ölm. 728/1328), tenkide açık yaklaşımları olmakla birlikte, İslam tarihinin en cesur tevhit erlerinden biridir. Onun bütün çekilmezliği, keskin bir kılıç gibi kullandığı üslubu ve acımasız eleştiri tarzıdır. Ve bu eleştiriden en fazla rahatsız olan da tasavvuf ve tarikatlardır. Ancak şunu unutamayız:
İbn Teymiye, bir tasavvuf düşmanı değildir, tasavvufun bir türüne düşmandır.
İbn Teymiye, tasavvuf adı altında, şeyhperestlik yapanlara karşıdır. Tasavvuf tarihinin 'önder' diye andığı Bağdatlı Cüneyd (ölm. 298/910) ve ekolünce temsil edilen mistik anlayışı takdir etmiştir. Ona göre, tasavvuf, Kur'an'a dayandığında Allah dostu, Kur'an'dan koparıldığında şeytan dostu yetiştiren bir kurumdur. Bu nazik kurumu, indirilen dinin kaynağı Kur'an'daki boyutlarıyla korumak, Kur'an dininin selameti bakımından hayatî bir önem taşır.
Kur'an, kendisinin tanıttığı dinin bir yaradılış dini olduğunu ısrarla belirtir.
İbn Teymiye (ölm. 728/1328), tenkide açık yaklaşımları olmakla birlikte, İslam tarihinin en cesur tevhit erlerinden biridir. Onun bütün çekilmezliği, keskin bir kılıç gibi kullandığı üslubu ve acımasız eleştiri tarzıdır. Ve bu eleştiriden en fazla rahatsız olan da tasavvuf ve tarikatlardır. Ancak şunu unutamayız:
İbn Teymiye, bir tasavvuf düşmanı değildir, tasavvufun bir türüne düşmandır.
İbn Teymiye, tasavvuf adı altında, şeyhperestlik yapanlara karşıdır. Tasavvuf tarihinin 'önder' diye andığı Bağdatlı Cüneyd (ölm. 298/910) ve ekolünce temsil edilen mistik anlayışı takdir etmiştir. Ona göre, tasavvuf, Kur'an'a dayandığında Allah dostu, Kur'an'dan koparıldığında şeytan dostu yetiştiren bir kurumdur. Bu nazik kurumu, indirilen dinin kaynağı Kur'an'daki boyutlarıyla korumak, Kur'an dininin selameti bakımından hayatî bir önem taşır.
Kur'an, kendisinin tanıttığı dinin bir yaradılış dini olduğunu ısrarla belirtir.
Dinin kurucusu Allah'tır.
Peygamberler kurucu değil, tebliğ edici, tanıtıcıdır.
Din gönderme, din adına emir ve
yasaklar koyma, kısaca, dinde hüküm Allah'ındır.
Kur'an burada tam
bir tekelden bahseder. Bu tekele şöyle veya böyle, şu veya bu gerekçeyle
burnunu sokan, Allah'a ortak koşmuş yani şirke batmış olur.
Bu noktada şu
ilkenin altı doğrudan ve dolaylı, defalarca çizilir:
'Saf, temiz ve erdirici din Allah'ın tekelindedir.' (Zümer suresi, 3)
Buna bağlı olarak, haram kılma, günah ilan etme yetkisi de Allah'ın faaliyetlerinden biridir. Peygamberlerin bile bir şeyi din adına haram ilan etme yetkileri yoktur. (Tahrîm, 1; En'am, 119, 140; A'raf, 32; Mâide, 87)
Haram ilan etme yetkisini kullanmaya kalkmak Yaratıcı-din koyucu kuvveti ikileştirir.
Varlık ve oluşta esas olan mubahlık yani serbestliktir. Bu yaradılış kuralına istisna getirmek, yani bazı şeyleri haram ilan etmek, sadece Allah'ın elindedir.
'Saf, temiz ve erdirici din Allah'ın tekelindedir.' (Zümer suresi, 3)
Buna bağlı olarak, haram kılma, günah ilan etme yetkisi de Allah'ın faaliyetlerinden biridir. Peygamberlerin bile bir şeyi din adına haram ilan etme yetkileri yoktur. (Tahrîm, 1; En'am, 119, 140; A'raf, 32; Mâide, 87)
Haram ilan etme yetkisini kullanmaya kalkmak Yaratıcı-din koyucu kuvveti ikileştirir.
Varlık ve oluşta esas olan mubahlık yani serbestliktir. Bu yaradılış kuralına istisna getirmek, yani bazı şeyleri haram ilan etmek, sadece Allah'ın elindedir.
VAHYÎLİK İLKESİ VE
İÇTİHAT
Kur'an, vahyîlik (vahye dayanma) ilkesini dinin omurga noktalarından biri olarak tescil eder. Dinin içeriği ve çerçevesi vahiy tarafından belirlenecektir. İslam'da bu belirlemeyi, Kur'an yapar. Kur'an, Yaratıcı Kudret tarafından din adına insanlığa ulaştırılan mesajların toplamıdır.
Kaçınılmaz değişmenin ortaya çıkardığı yeni şartlara cevap vermek tanrısal kelamın niteliklerinden biridir. Bu nitelik, vahyin mesajını, reform ihtiyacının üstünde tutar.
Zamanüstülüğün insana dayalı faaliyetinin adına, Kur'an düşüncesinde içtihat denir. İçtihat, Kur'an'ın hayat damarlarından biridir.
Kur'an, içtihadı, bir hayatî faaliyet
alanı olarak belirlemekle, mesajının yeni zamanlara uyumunu sağlamanın tıkanmaz
yolunu ortaya koymuştur.
İslam gibi evrensel bir dinin, ilişkiye girdiği pek çok kültür tarafından yorumlanması ve bu kültür-lerin sahibi kitlelere mal edilmesi kaçınılmazdı. Ancak bu mal etme sırasında bir yığın hurafe, put-perest kalıntı İslam bünyesine girmiştir. Böylece yorumlanan (müevvel) din, zamanla, değiştirilen (mübeddel) din haline gelmiştir.
Dini değil de bu yorumları zamanüstü ilan eden bir anlayış, kutsallaştırılmış bir örfler yığınını Al-lah'a fatura etmektedir.
İslam gibi evrensel bir dinin, ilişkiye girdiği pek çok kültür tarafından yorumlanması ve bu kültür-lerin sahibi kitlelere mal edilmesi kaçınılmazdı. Ancak bu mal etme sırasında bir yığın hurafe, put-perest kalıntı İslam bünyesine girmiştir. Böylece yorumlanan (müevvel) din, zamanla, değiştirilen (mübeddel) din haline gelmiştir.
Dini değil de bu yorumları zamanüstü ilan eden bir anlayış, kutsallaştırılmış bir örfler yığınını Al-lah'a fatura etmektedir.
İndirilen dine bağlı iman adamının her devirde bir numaralı işi, indirilen dinin kaynağı olan Kur'an denetiminde, uydurulan din kalıntılarını temizlemek olmalıdır.
Bu yapılmazsa uydurulmuş din, indirilmiş dini örter ve kitle, Allah'ın dini adı altında, asırların eskimiş kabullerine teslim olmak gibi bir talihsizliğe itilir.
Ne acı kaderdir ki uydurma dini sömürmede din yobazı ile dinsizlik yobazı, esrarlı bir paralellik içindedir. İndirilen din, ikisine de yaramaz. İkisinin de referansları uydurulmuş dine çıkar. Biri 'Din budur' diye saldırırken, ötekisi de hesaplarına, hasetlerine, kinlerine çarpanları cehennemlik ilan etmek için uydurulmuş dine sarılacaktır. Kısacası, sermaye aynı, sermayenin kullanımı farklıdır.
17 Şubat 2013, Yaşar Nuri Öztürk
http://www.yurtgazetesi.com.tr/indirilen-din-ve-%E2%80%98uydurma-din-makale,3463.html
TARİKATLAR
Kuran'ın dinini ve uydurulan dini ayırt etmeye çalışırken tarikatlara mutlaka değinmeliyiz. Yüzlerce tarikat olmasına ve her tarikatın Kuran'ın İslam'ından sapışı farklı noktalarda olmasına rağmen biz yerimiz yetmeyeceği için şeyhlerin aşırı yüceltilmesi, tartışılmaz kabul edilmesi gibi ortak ve temel olan noktalara değineceğiz.
A.
TEKKELERİN KERHANE
VE MEYHANE OLMASI
Peygamberimiz'in tek mürşit olduğu, tartışılmaz tek kişi olarak yaşadığı dönemde İslam'ın tek kurumu cami idi.
İbadetler, eğitim ve hizmet tüm yeryüzüne yayılan bir faaliyetti, kurum olarak ise bu faaliyetler camide gerçekleştirilirdi.
Peygamber'in sağlığında, hatta 4 halife döneminde cami dışında tekke, dergâh, zaviye gibi başka kurumların oluşturulmadığı bu tekkelerin, dergâhların üyelerinin bile ortak kabulüdür.
İlk tekkenin hicri 150, miladi 760 yılları civarında Şam yakınlarında kurulduğu genel kabullerden biridir. Fakat tekkelerin yayılması yüzlerce yıl sonraya rast gelecektir. Tekkelerin ilimler akademisi, askeri hizmet, hatta hastaların tedavisi gibi birçok güzel hizmette kullanıldığı da bir gerçektir.
Fakat Kuşadalı İbrahim'in deyimiyle gün gelip de kimi tekkelerin kerhaneye ve meyhaneye dönüştüğü, Kuran'ın emir ve yasaklarıyla alakası olmayan binlerce törenin, gösterinin din adına bu tekkelerde uygulandığı da ayrı bir gerçektir.
Tüm bunları gören Kuşadalı, yanan tekkesinin yerine yenisini yaptırmamış ve kendisinden evvel asırlarca yaşayan tekkelerin kapanması gerektiğini ve tüm yeryüzünün adeta bir tekke gibi kullanılıp, Peygamber'imiz zamanındaki gibi cami dışında dini kurumun bırakılmamasını, Kuran dışındaki virdlerin, tarikatların özel dualarının yerini Kuran'a, Kuran'da geçen dualara bırakmasını savunmuştur.
Tekkelerin ortaya çıkışı hicri 150. yıl olsa da, bugünkü manasıyla bildiğimiz tarikatların kurumsal yapılar olarak ortaya çıkışı hicri 600'ler civarındadır.
Kurumsal karaktere sahip olduğu kabul edilen ilk tarikat Kadiriliktir, kurucusu Abdülkadir Geylani vefatı hicri 562'dir
.
Diğer birkaç örnek şöyledir:
Rifailik; Ahmed er Rifai, vefatı hicri 578.
Bektaşiye; Hacı Bektaş Veli, vefatı hicri 669.
Mevleviyye; Mevlana Celaleddin Rumi, vefatı hicri 672.
Halvetiyye; Ekmelüddin el Haveti, vefatı hicri 750.
Nakşibendiyye; Bahauddin Nakşibend, vefatı hicri 791.
B.
ŞEYTAN ACABA KİMİN
MÜRŞİDİ?
'Tarik' Arapça 'yol' demektir. Bundan türetilen 'tarikat' ise 'yol, yöntem, usul, tarz' manalarına gelir.
Tarikatlar Allah'a gitmek için bir yoldur, bir mecburiyet değildir şeklinde yumuşak izahlarla tarikat bağlılığını açıklayan tarikatçılar vardır.
Fakat birçok tarikatçı 'Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.' uydurma hadisiyle tarikata girmeyi, tarikatın şeyhini mürşit kabul etmeyi dini bir vecibe, kurtuluşun bir şartı gibi sunmaktadır.
Şimdi sormak lazım yüzlerce yıl tarikatların yokluğunda Müslümanlar eksik Müslümanlar olarak mı yaşadılar?
Tarikat şeyhlerinin yaygın olmadığı bu dönemde Müslümanların mürşidi şeytan mıydı?
Kuran'ın izahları bu yıllara kadar Müslümanların manevi gelişimine rehberlik etmekte yetersiz mi kaldı ki tarikatlara ihtiyaç doğdu?
Kuran'a göre Kuran din adına her şeyi açıklamaktadır.
Peygamber'imiz ise Kuran'ın uymamız konusunda kefil olduğu tek insandır.
Oysa tarikatların ürettiği birçok şeyh tartışılmaz kişi ilan edilmiş, bu şeyhlerin etrafındakiler kurtulanlar, diğer kimseler cehennemlik olanlar olarak sınıflandırılmış, bu şahıslara uymak dinin en önemli şartı gibi kabul ettirilmeye çalışılmıştır.
Bu tarikatların birçok liderinin Mehdi veya İsa ilan edilmesi sadece geçmişteki tarikatların değil, günümüzdeki birçok tarikatın da bir gerçeğidir. (Mehdi ve İsa'nın gelişi ile ilgili inançlar için 20. Bölümü okuyunuz.)
Her şehirde, kasabada veya mahallede bahsettiğimiz tiplere rastlayabiliriz.
Bunların çoğu paranoyak hezeyanları olan, insanların hem ruh dünyasını, hem de kesesini zarara uğratan kişilerdir. Bu tavırlarıyla Kuran'ın bize anlattığı sahtekar Musevi ve Hıristiyan din adamlarının dinimizdeki karşılığı bu şeyhlerdir.

9- Tevbe Suresi 34
C.
ŞEYHE KÖRÜ KÖRÜNE
İTAAT
Tarikatların en önemli kurallarından biri müridin kendisini şeyhine ölünün kendini ölü yıkayıcısına bıraktığı gibi bırakmasıdır.
Kuran'ın aklımızı çalıştırmayı emretmesine rağmen tarikatlarda körü körüne itaat esastır.
Tarikat üyelerine akıllarını bir kenara bırakıp şeyhlerine tabi olmaları, aklın bu yolda yürümeyeceği anlatılır. Bu prensibi kabul edip şeyhe tabi olan kişiye şeyhin Mehdiliğinin veya İsalığının inandırılması, şeyhin dünyadaki en üstün insan olduğunun iknası, kişinin maddi açıdan sömürülmesi, dine yapılan ilave ve eksiltmelerin yutturulması gayet kolay olmaktadır.
Üstelik kişi aklı kenara bırakma prensibini kabul ettikten sonra üniversite bitiren okumuş müritle; cahil, okuma yazma bilmeyen mürit aynı mertebeye gelmektedir. Bu yüzden bizi tarikatlardaki okumuş kişilerin tavrı şaşırtmamalıdır. Çünkü bu kişiler tarikatların yapısı gereği aklını kenara bırakmış ve şeyhe teslim olmuşlardır.
Bu tavrın neticesi ise cahil ile okumuşun, bilen ile bilmeyenin farkının kalmamasıdır.
Araştırma yerine yutturma, düşünme yerine taklit esas olunca, tarikattaki herkesin inancı, hayata bakış açısı ve dini değerlendirişi tamamen şeyhiyle aynı olmaktadır.
Hatta birçok zaman 'aklı bırakma prensibi' kabul ettirildiği için şeyhten çok daha bilgili ve kültürlü bir kişi bile ' Ben bilmem, şeyhim bilir. Şeyhim diyorsa vardır bir hikmeti.' izahlarıyla şeyhin en saçma izahlarını bile yutmaktadır.
Yakın zamanlardan trajikomik birkaç izaha yüzlerce tarikat bağlısının sırf şeyhleri dedi diye nasıl inandıklarını örnek verebiliriz.
Birinci şeyhin Amerika'ya kızıp nasıl uzay mekiğini düşürdüğünü şeyhin müritleri büyük bir gururla anlatıyorlardı.
İkinci şeyhin ise Kıbrıs'ta duyulan ve başta nedeni çözülemeyen gürültüyü ejderha ilan etmesini en okumuş müritleri bile hemen kabul etmişlerdi.
Üçüncü şeyh ise nefislerinizi terbiye edeceğim diyerek müritlerine cinsel organını öptürüyor, cinsel organı öpecek mürit tören havasında 'Muz yemeye' parolasıyla şeyhin cinsel organını öpmeye götürülüyordu.
Tarikatların yapısını ve şeyhe bağlılığın felsefesini bilmeyenlere; okumuş, kültürlü müritlerin bile bu saçmalıklara inanmasını anlamak çok zor gelmektedir. Fakat eğer tarikata girenlerin baştan akıllarını kenara bırakıp, çoğu zaman yarı veya tam kaçık şeyhlere tabi oldukları ve düşünme yerine taklidi ön plana aldıkları anlaşılırsa bu hareketleri de anlaşılabilir.
Tarikatlara girenlere verilen tarikat terbiyesini anlamak için bir tarikatta müride uymasının zorunlu olduğu yedi madde diye eline verilen listeyi görelim:
1-) Mürşidine (şeyhine) tam teslim olmak ve hiç kimseyi mürşidinden üstün bilmemek.
2-) Zeki ve idrak kabiliyeti yüksek olmak.
3-) Şeyhinin hizmetinde hareketli ve atılgan olmak.
4-) Sözünde sadık ve güvenilir olmak.
5-) Malı ve mülkünü şeyhinin hizmetine vermek.
6-) Mürşidin (şeyhin) ve tarikatın sırlarını gizli tutmak.
7-) Canını şeyhi yolunda vermeye her an hazır olmak.
D.
SAĞILACAK MÜRİTLER
Biz tarikat mantığı içinde tüm bu maddeleri anladık da bir tek ikinci maddeyi anlayamıyoruz. Hep aklı kenara bırakıp, şeyhe tabi olunmasını isteyen tarikatlar, neden acaba zeka ve idrak kabiliyeti istiyorlar. Herhalde burada beşinci maddede belirtilen mal ve mülkün daha çok elde edilmesi için kullanılacak zekâ kastediliyor olsa gerek. Ne de olsa mürit ne kadar kazanırsa, o kadar sömürülebilir!
Muhammed İkbal bu manzaraya 'şeyhperestlik' manasına gelen 'pirizm' adını takmıştır.
Bununla 'Allah ne istiyor? Kuran'da ne
geçiyor?' mantığı yerine 'Şeyh efendi nasıl buyurdu? Bizim tarikatımızda nasıl
açıklandı?' yı geçiren zihniyeti anlatmaktadır.
İkbal'in diğer bir izahı ise şöyledir: 'Tekkelerde benliği yaratmak ve yetiştirmek imkânı kalmamıştır. Bu rutubetli alev, kıvılcım saçmaz.'
Muhakkak ki her tarikat ve her şeyh bir değildir. Bizim asıl karşı olduğumuz tarikatlardaki genel zihniyettir.
Kuran'da, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmememiz, bundan sorumlu olduğumuz geçer (17-İsra Suresi-36).
Oysa en düzgün tarikatta bile kişiler şeyhlerine tabi olurlar ve tarikatların akıbeti şeyhin kişiliğine, insafına kalır.
İnsanlar bilginin değil, taklidin uygulayıcıları olurlar. Mantık aklı bir kenara bırakmak olunca, saydığımız en kötü örneklerin ortaya çıkışı hiç de sürpriz değildir.
İkbal'in diğer bir izahı ise şöyledir: 'Tekkelerde benliği yaratmak ve yetiştirmek imkânı kalmamıştır. Bu rutubetli alev, kıvılcım saçmaz.'
Muhakkak ki her tarikat ve her şeyh bir değildir. Bizim asıl karşı olduğumuz tarikatlardaki genel zihniyettir.
Kuran'da, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmememiz, bundan sorumlu olduğumuz geçer (17-İsra Suresi-36).
Oysa en düzgün tarikatta bile kişiler şeyhlerine tabi olurlar ve tarikatların akıbeti şeyhin kişiliğine, insafına kalır.
İnsanlar bilginin değil, taklidin uygulayıcıları olurlar. Mantık aklı bir kenara bırakmak olunca, saydığımız en kötü örneklerin ortaya çıkışı hiç de sürpriz değildir.
E.
TARİKATLARDA
MASALLAR
Şeyhe kayıtsız şartsız itaat tarikatın en önemli şartı olduğundan, bunun sağlanması için müritlere hikâyeler anlatılır.
Örneğin: 'Bir şeyh bir müridine 'Git babanın kafasını kopar bana getir' der. Mürit de görünürde çok garip olan bu isteği şeyhine olan güveninden dolayı 'Bir hikmeti vardır' diyerek yerine getirir. Bir de bakar ki annesiyle yatarken kopardığı baş babasının değil. Annesiyle zina yapan başka birine ait. Şeyh uzaktan, kerameti sonucu bu olayı görüyor ve müridini denemek için hikmetini açıklamadan böyle bir emir veriyor.'
Bu örnek hikâyeyle görüldüğü gibi şeyh müride haramı emretse bile onun emrine itaat edilmesi, çünkü bunun muhakkak bir hikmeti olacağı telkin edilir.
Oysa bir Müslüman'ın böyle bir şey iddia eden kişiye 'Ben böyle bir haramı niye işleyeyim? Allah cana kıymayı haram etmişken benden böyle bir şeyi nasıl istersin?' demesi gerekir.
Oysa tarikatlarda şeyhe bu şekilde karşı çıkışlar, normal olmanın değil, imanı zayıf bir kimse olmanın belirtisi sayılır.
Hikâyelerle müridi şeyhin robotu yapma tarikatlarda çok sık kullanılan bir yöntem olduğu için meşhur bir hikâyeyi daha örnek verelim:
'Bir gün Hacı Bektaş Veli'nin çok müridi olmasından rahatsız olan devrin yöneticileri Hacı Bektaş'a gelip bu rahatsızlıklarını, müritlerinin çokluğunu hatırlatıp dile getirmişler. Hacı Bektaş da 'Rahatsız olmayın benim sadece bir buçuk müridim var.' demiş. Gelenlere bunu ispat için içeride bir koyun kesen Hacı Bektaş kanını dışarı akıtmış. Müritlerini ise dışarıda toplamış ve tüm müritlerini kesmesi gerektiğini ve sırayla gelmelerini söylemiş. Bir kadın ve bir erkek dışında herkes kaçmış. Erkek bir, kadın yarım sayıldığı için gerçek müritler işte bu bir buçukmuş.'
Bu kıssa anlatılıp müritlerden bu gerçek müritler gibi olup şeyhi öldürecek olsa bile kendilerini teslim etmeleri gerektiği öğretilir.
Aklı bir kenara bırakan, şeyhi haram olan bir şeyi istese bile vardır bir hikmeti deyip boyun eğen kişiler olarak yetiştirilen müritler, artık şeyhleri nasıl Müslüman olmalarını isterse öyle Müslüman olabilmekte, Allah'ın kitabı yerine şeyhlerine tabi olmaktadırlar.
Bu halleriyle şeyhler halkın parasını haksızlıkla yediği söylenen hahamlara ve rahiplere Rab edinilme hususunda da benzerlik göstermektedirler.

9- Tevbe Suresi 31
Şeyhe tabiyet Kuran'a tabiyet ile nasıl bağdaşır?
Kuran yerine şeyhe tabi olanlar, Kuran'ı ancak ölülerin arkasından hem de bilmedikleri bir dilde okuyanlar, Kuran'ın manası yerine melodisine önem verenler ne yazık ki bu ayetlerdeki uyarıyı anlamamakta, Kuran'ı rehber kitap olarak değil ölülerin arkasından okunan okuma kitabı olarak görmektedirler.
F.
RABITANIN ABUKLUĞU
Tarikatlardaki en garip olaylardan biri de şeyhe rabıtadır.
Türkiye'mizde en yaygın tarikat olan Nakşibendîliğin de en önemli uygulamalarından biri olan rabıta şöyle yapılır:
Mürit abdestli olarak, kıbleye dönerek yere oturur. Şeyhinin iki kaşının ortasını hayalinde canlandırarak Allah'ı zikreder. Rabıtayla şeyh ile mürit arasındaki sürekli beraberlik sağlanır. Fotoğrafın icadından sonra rabıtayı fotoğrafa bakıp yapan modern (!) Nakşibendiler de mevcuttur.
Bu uygulama kadar acayip olan bir izah ise şöyledir: 'Rabıtasız zikir yerine, zikirsiz rabıta tercih edilir. Zikir ve rabıtadan birini terk etmek zorunda kalırsak zikri terk etmek daha uygundur. Çünkü zikirsiz rabıta erdirir, fakat rabıtasız zikir erdirmez.'
Günümüzde yaygın olarak yapılan bu uygulama, tarikatlar konusunu niye ayrı bir başlıkla incelediğimizin sebeplerinden biridir. Bize göre en kibar ifadeyle saçmalık olarak değerlendirdiğimiz bu uygulama, Kuran'ın diniyle hiçbir şekilde bağdaşmaz.
Tarikatlarda kullanılan bazı temel deyimlerin Kuran'daki kullanılışlarına baktığımızda, aradaki uçuk farkı, alakasızlığı fark ederiz.
Örneğin

Kuran-ı Kerim'de 'veli' kelimesi ise 'dost, yakın' gibi manalarda kullanılır. 'Evliya' kelimesiyse bu kelimenin çoğuludur.



Görüldüğü gibi Kuran'da 80'den fazla yerde geçen 'veli' veya 'evliya' kelimeleri hiçbir yerde günümüzde halka takdim edilen süpermen insanlar manasında kullanılmamıştır.
Bu evliyaların, şeyhlerin gösterdiği olağanüstü haller manasında 'keramet' kelimesinin kullanıldığına da Kuran'da rastlamıyoruz. Bu kelimeyle aynı 'KRM' kökünden birçok fiil Kuran'da geçer ve bu kelimelerle Allah'ın cömertliği, verdiği rızıkların bolluğu anlatılır ama süper adamların süper olağanüstülükleri anlatılmaz (Bakınız 27-Neml Suresi 40, 8-Enfal Suresi 4, 17-İsra Suresi 70, 36-Yasin Suresi 11).
Tarikatlardaki dönmelerin, semanın, musikinin dinin bir parçası olduğu iddia edilmediği sürece hiçbir zararı olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü Kuran bunları ne yasaklamıştır, ne de emretmiştir. Yeter ki bu uygulamalar ibadet olarak takdim edilmesin.
Fakat ne yazıktır ki birçok tarikatta bu tarz uygulamaların adeta dinin bir uygulaması gibi tanıtıldığına tanık olmaktayız. Bizim de karşı olduğumuz budur.
Yoksa Müslümanlar elbette ki vakıflar, dernekler gibi kurumsal yapılar kurabilir, bunların içinde bir hiyerarşi oluşturabilirler. Tüm bu kuruluşlarda şiir okunması, müzik dinlenmesi, sema, sanat, toplantı, gösteri yapılması da normaldir.
Fakat anormal olan insanları tartışılmaz ilan etmeleri; ister iyi, ister kötü olsun tarikatların kendilerini ve Kuran'da yer almayan uygulamalarını dinin bir parçası gibi göstermeleridir.
Tarikatların diğer bir zararı ise dinimizi bir çile dini gibi tanıtmaları olmuştur.
Hindu anlatımlarını ve Hindu tarikatlarını andıran suni çilelerle, müritleri terbiye edeceğini söyleyen tarikatlar; insanları karanlık odalarda uzun süre aç, susuz bırakıp, onlara acı çektirip, birçok kişinin ruh dengesini bozmuşlardır.
Ruh dengesi bozulan bu insanların gördüğü halusinasyonlar ise, bu kimselerin üstünlüğüne, evliya olduklarına yorumlanmıştır.
Oysa Kuran'da hiçbir Peygamber'in, hiçbir kimsenin, kendisine böyle suni çileler çektirip, kendi kendine işkence etmesi geçmez.
Kuran'a göre Allah gerekirse imtihan için zorluk verir ve bu zorluk her ne olursa olsun Müslüman buna katlanır.
Fakat bu zorlukları Allah hayatın doğal akışında insanın karşısına çıkarır; yoksa çile olsun diye, zorluk olsun diye insanın kendisine işkence etmesine dinimizin tek kaynağı olan Kuran'da rastlamayız.
G.
EFENDİLERİN
KUYRUĞUNA TAKILMA

33- Ahzab Suresi 67
Geleneksel İslam'ın uygulayıcısı, atalarından miras kalan mezhebine hiçbir akılsal kritere (kıstas /ölçüt) dayanmadan uyar.
Mezhebin bu tabileri, mezhep büyüklerinin ne kadar zeki, ne kadar üstün ahlaklı olduklarına dair hikâyeler anlatarak bağlılıklarını meşrulaştırmaya çalışırlar.
Bu şahıslara göre büyükleri (mezhep imamları) her şeyi düşünmüştür. Onlara uymak yeterlidir, onların karar verdiği bir konuda düşünmek, tartışmak, sorgulamak edepsizliktir.
Geleneksel İslamcıların dini direkt öğrendiği bir kaynaksa tarikattaki şeyhleridir.
Tarikattaki bu şeyhlere de çoğu zaman 'efendi', 'efendi hazretleri', 'hocaefendi' gibi lakaplar takılır. Vefat etmiş mezhep imamlarına karşın bu efendiler yaşayan dini kaynaklardır.
Bu büyüklere ve efendilere uymaktaki temel mantık aynıdır: Düşünmeden tabi olmak, sorgulamamak, aklı çalıştırmadan onların aklına güvenmek.
Oysa Kuran'ın alıntıladığımız ayetinde (33/67) görüldüğü üzere, birçok insanın doğru yoldan sapmasının sebebi büyüklerine, efendilerine körü körüne bağlanmalarıdır. Aklı çalıştırmanın yerine taklidi ön plana çıkartan; atalara uyarak yol bulmanın, çoğunluğun tercihine bakarak yol bulmanın ve efendilere, büyüklere teslim olarak yol bulmanın hiçbirini Kuran kabul etmemektedir.
Kuran dinin kaynağı olarak kendisinden başka ne bir efendiyi, ne bir mezhebi, ne bir hadisi, ne de herhangi bir tarikatı belirtmez. Kuran'a göre doğruya ulaşma aklı dışlamayla değil; aklı kullanma, düşünme faaliyetiyle gerçekleşir.

4- Nisa Suresi 82

38- Sad Suresi 29

3- Ali İmran Suresi 118
H.
ŞEYHLERİ UÇURAN
MÜRİTLER
Ölen şeyhlerin kabirlerinde yapılan garip hareketler, bez bağlamalar, eğilmeler, secdeler de başlı başına bir rezalet tablosudur. Şeyhlerin bir kısmının ölmeden tarikatın devamını oğluna, damadına, kardeşine bırakıp, bu manevi ve maddi sömürü çarkının aile tekelinde tutulması da sayısız garipliklerin bir halkasıdır.
Oysa dinimize göre emanet ehline verilir, kan bağı olana değil.
Müritlere bile layık görülen evliyalık mertebeleri, şeyhlere çok daha abartılı bir şekilde verilir.
Şeyhlerin kerameti diye öyle hikâyeler anlatılır ki; Kuran'da anlatılan birçok Peygamber mucizesinin bile bu kerametler kadar olmadığı görülür.
'Şeyh uçmaz, mürit uçurur.' deyimiyle halkın arasında ifadesini bulan bu gerçek, ayrı tarikatın müritlerinin birbirlerine karşı hava atma mekanizmalarıdır. En çok ve en büyük kerameti gösteren şeyhin müridi olmanın gururunu tatmak isteyen müritler, böylece her seferinde şeyhlerini diğer şeyhten biraz daha fazla uçurarak bu yarışı karşılıklı devam ettirirler.
Hayvanları, insanları canlandıranlar; denizlerin, okyanusların üstünde yürüyenler; aynı anda bir sürü yerde gözükenler; neler vardır, neler... Süpermen şeyhler kalpleri bilir, uzaktan kumandalı yönlendirmelerde bulunur, bir bakışıyla hidayete erdirir, dilediğini cin veya diğer yöntemleriyle çarpar, üfürüğü, tükürüğü, nefesi ile şifalar saçar, dokunuşlarıyla âlemlere nurlar yağdırırlar!
Şeyhler bunları yapınca müritlerin ne haddine düşer şeyhe itiraz, şeyhin lafını tartışma, aklını kullanma! Müridin en iyisi gözü kapalı itaat eden ve itaati en çok olandır.
Müslümanlığa geçişinin en başında bu tarikatlara kapılan Türk halkı, ne yazık ki hala araştırma, akletme yerine taklidi, tabi olmayı getiren bu tarikatların düşünceye vurduğu zincirlerden kurtulamamaktadır.
Körü körüne itaat, hayatın zevklerinden kendini soyutlama, az gülme, bireysel zekâyı az geliştirme gibi özellikler tarikatların verdiği zihniyetin sonuçlarıdır.
Hatta tahminimizce bir araştırma yapılsa; bugün halkımızın, belli liderleri tartışmasız önder kabul etmelerinin kökündeki sebeplerinden biri olarak tarihimizde uzun ve derin etkisi olan tarikatlara, şeyhlere körü körüne uymayı buluruz.
'Karı gibi gülmek' gibi hayattan gülerek zevk almayı, neşeli olmayı hoş karşılamayan deyimlerin çıkış sebeplerinde de Osmanlı döneminde yıllarca devam etmiş tarikat terbiyesini bulabiliriz.
Kanaatimizce tarikatların verdiği bu terbiye geleneğe dönüşerek, günümüzde tarikatla alakası olmayanların bile yaşamlarında, farkında olmamalarına rağmen derin etkiler bırakmıştır.
Çilede medet ummayı ve bir insanı aşırı yüceltip, araştırmadan o insana bağlanmayı gerektiren tarikatlar, Kuran'ın istediği aklını çalıştıran insan modelinin önünde en önemli engellerdir.
Kuran'a gidip, Kuran dışında tüm dini kaynakları, hadisleri, ilmihal kitaplarını, mezheplerin dinini Kuran'ın önünden süpürmek, nasıl Kuran'ın dininin ortaya çıkmasının bir şartıysa, aynı şekilde tarikatlar da Kuran'ın dininin ortaya çıkıp, dini, şeyhlerin tekelinden kurtarmak için, süpürülmesi gerekenler listesine dahil edilmelidirler.
Böylece dinimizin bağlıları Peygamberimiz'in ve daha sonra 4 halifenin döneminde olduğu gibi, Kuran dışında kaynak kitabı olmayan, cami dışında tekke, zaviye gibi alternatif kutsal kurumları olmayan, şeyh gibi Allah'la kul arasında aracılık yapan ruhban sınıfı tanımayan, Allah dışında hiçbir varlığa teslim olmayan, kalple beraber aklını da çalıştıran; salt Allah'a kul olan kullar olacaklardır.
Haberin olsun, halis din yalnızca Allah' ındır.

39- Zümer Suresi 3

7- Araf Suresi 3
Uydurulan Din, Kuran'daki Din E – Kitap




M.
Kemal Adal
1.
Şubat. 2016 / İZMİR
Dip Not
Ayrıca Bakınız: KUR'AN’IN IŞIĞINDA “DİNDE SAPTIRMA” NEDİR?
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/01/kuranin-isiginda-dinde-saptirma-nedir.html
Dipnot: *4/103: NAMAZ: BELİRLİ VAKİTLERDE TANRI İLE İLETİŞİM

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/01/kuranin-isiginda-dinde-saptirma-nedir.html
Ayrıca Bakınız: NAMAZIN FARZİYETİ VE NAMAZ VAKİTLERİ İLE KUR'AN'A GÖRE NAMAZ.
Namazın Farziyeti ve Namaz Vakitleri: 4/103
Dipnot: *4/103: NAMAZ: BELİRLİ VAKİTLERDE TANRI İLE İLETİŞİM
**4/103: Tanrı'nın egemenliği altında kalmak ve O'nun rahmet ve yardımına ulaşmak için Kuran, bizim sürekli olarak Tanrı'yı anmamızı öğütler. Bak: 2/152, 200; 3/191, 33/41-42
***4/103: Allah'a inanan insanların çoğunluğu maalesef Allah'a ortak koştukları veya tercih ettikleri putlar yoluyla kendilerini Tanrı'nın ebedi rahmetinden mahrum etmektedir ALLAH İNANCI OLMASINA RAĞMEN ŞİRK KOŞANLAR (MÜŞRİKLER) BAK: (12/106; 23/84-89; 29/61-63; 31/25; 39/38; 43/87). Ayrıca bak 3/191.
Ayrıca Bakınız ALLAH’A İBADET / KULLUK
2/21*: KAVRAM OLARAK, İBADET, ALLAH'A KULLUK:
2/21**: BORÇ, ALLAH'A KULLUK BORCU
2/21***: RAHMET, ALLAH'A KULLUK / İBADETTE:
İBADET KAVRAMINI DOĞRU ÖĞRENELİM!
İBADETLERİ ŞİRKE DÖNÜŞTÜREN BELA: RİYA
Bu yazı RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ 2 BAKARA SURESİ E KİTAP (MKA); 21. AYET DİP NOTLARINDAN ALINTI YAPILARAK HAZIRLANMIŞTIR. – M. Kemal Adal
TIKLAYINIZ:
http://kemaladal.blogspot.com. tr/2016/02/allaha-ibadet- kulluk.html
1. GENEL
“Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri/benim için iş yapıp değer üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım.” (51/Zariyat/56)
“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir.Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, Ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.” (2/Bakara/177)
İbadet, bazılarının sandığının aksine, İslam’ın 5 şartı olarak bilinen; Kelimeyi şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmekten ibaret değildir.
Aslında İslam’ın şartı (rüknü /o olmazsa, olmaz parçası) sadece yukarıda sayılan bu 5 şart ile sınırlandırılmış değildir. Bu ifade, Kuran’da yazılı bir ayetin veya Kuran’ın bütününden çıkartılan bir sonucun ifadesi de değildir.
“ İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’ın Tevhid olunması, namazın kılınması, zekâtın verilmesi, Ramazanın tutulması, hac üzerine.” (Müslim, iman, 5)
Bu hadisinden hareketle, “İslam’ın şartı beştir” diye “formülleştirilen ifadeyi, “İslam’ın şartlarından beşi…” olarak algılatıp anlamak ve İslam’ın şartlarının sadece bu 5 şarttan ibaret olmadığını kavramak, bizi birçok yanlış değerlendirme yapmaktan ve bir dizi çelişki ile kuşkuya düşmekten kurtarır. Gerçeği görmemizi ve doğruyu bulmamızı sağlar.
Dini konularda kendi arzu ve heveslerine göre konuşmayan (53/Necm/3) Hz. Peygamberin: "Müslüman, dilinden, elinden Müslümanların selâmette kaldığı kimsedir. Muhacir de Allah'ın nehy ettiğini (yasakladığını) terk edendir". (Buhari, İman, 3) ifadesindeki “Müslüman / Allah’a teslim olan ve muhacir / hicret eden “ tanımlamalarının anlamlarını doğru olarak algılayıp anladığımız oranda, İbadet ve Allah’a kulluğun ne demek olduğunu da doğru olarak algılayıp, anlarız.
Ayrıca Bakınız İBADET VE ALLAH’A KULLUK, YARARI ve HİKMETİ




Hz. Muhammed’in bir hadisine dayandırılan bir ifadedir ve doğrusu, Hz. Muhammed’in söylediği şudur:



TIKLAYINIZ.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder